BATI’YLA İTTİFAK BİZE HEP KAYBETTİRDİ (4)

İsmail Şefik Aydın
İsmail Şefik Aydın

1877-1878 yıllarındaki 93 Harbi’nden sonra imzalanan Berlin Kongresi’nde alınan kararlar, Ermenilere bazı imtiyazlar getirmekteydi. İngiltere âdeta Ermenilerin koruyuculuğunu üstlenmişti ve Berlin Kongresinde Ermeniler hakkında alınan kararların uygulanması için Padişah Abdülhamid’e baskı yapmaktaydı. Abdülhamid, İngiltere’nin bu baskılarına direnir ve Rus Çarı’nın da desteğini elde eder.

Doğan Avcıoğlu’nun belirttiğine göre, Paris Büyükelçisi Salih Münir Paşa, Abdülhamid’e gönderdiği bir raporda şu önemli tespitleri yapıyor: “İngiltere’nin Ermenilerin emel ve isteklerini alkışlar ve onları destekler bir politika gütmesinin nedenine gelince, ortaya bir Ermenistan sorunu çıkarıp, Avrupa’nın kararıyla, Rusya sınırı yakınlarında bir Ermenistan Beyliği ya da yarı bağımsız bir Ermeni ili kurulacak olursa, Rusya Ermenilerinin de millî duyguları coşarak, Rusya’nın böğründe rahatsız edici bir çıban olacaktır” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1075).

Osmanlı diplomatlarının dünyayı nasıl takip ettiklerini görüyor musunuz?

İngiltere’nin Osmanlı topraklarındaki Ermenilerle bu kadar ilgilenmesinin sebebi, sadece Rusya’yı sıkıştırmak değildi. İngiltere’nin büyük ekonomik menfaatleri söz konusuydu.  Doğan Avcıoğlu bu konuda, şu bilgiyi veriyor: “Ermeni sorununda İngilizlerin davranış biçimi, Ermenileri değil, yalnızca kendi çıkarlarını korumak amacına yönelmiş bulunuyordu. Doğu Anadolu kendisi için çok önemliydi. Trabzon, Erzurum ve Doğu Beyazıt aracılığıyla, Karadeniz’i İran’a bağlayan ticaret yolu bu sırada önem kazanmıştı. 1840 yılından itibaren Manchester’e yerleşen Ermeniler, İngiltere tezgâhlarının dokuduğu pamuklu kumaşları bu yoldan İran’a ve Orta Asya’ya gönderiyorlardı, 1870 yılından sonra İngiltere’de artmaya başlayan mamul pamuklu stokları büyük bir ekonomik bunalım yaratmak yolundaydı. Bu ticaret yolu, stoklar için tek kanaldı” (Avcıoğlu, age. s. 1074). 1881’de tahta çıkan Çar III. Aleksandr, Ermeni millî duygularını öldürmeye, kiliselere el atmaya koyulur. Rusya’nın Ermenileri Ruslaştırma siyaseti gütmeye başlaması Abdülhamid’in de  işine gelmekteydi. Rusya, Osmanlı Devleti sınırları içinde özerk bir Ermenistan’ın kendisi için de tehdit oluşturacağını görmüştü. Nitekim, Ermeni meselesinin en kızıştığı bir dönemde, Rus Dışişleri Bakanı Lobanof, Almanya’ya “Özgür bir Ermenistan bizce kabul edilemez” diyecektir! Londra Büyükelçisi Saffet Paşa “Balkanlarda Özerk bir Bulgaristan yapmaktaki hatasını anlayan Rusya’nın, bunu Doğu’da tekrarlamayacağını” İstanbul’a bildirir (Avcıoğlu, age. s. 1082). Abdülhamid, Ermeni politikasını Çar’ın el altından desteği ile yürütmüştür. 

Şimdi burada şu önemli hatırlatmayı yapalım:

Atatürk’ten sonra, ülkemizin Batı ittifakına sokulmasıyla birlikte müthiş bir Rusya karşıtlığı propagandası da başlatılmıştır. ‘Moskof Gavuru’ söylemleriyle asıl düşmanımızın  Rusya olduğu bilinçli bir şekilde işlenmiş, Rusya düşmanlığı körüklenmiştir. Hâlbuki görüldüğü gibi, asıl düşmanımız İngiltere’dir. Fakat, Atatürk’ten sonra Rusya düşmanımız İngiltere ise ‘dostumuz’ olmuştur! Ülkemizin ve bölgemizin emperyal politikaların çok rahat bir şekilde uygulanabildiği bir alan hâline gelmesinin sebebinin de, Atatürk’ten sonraki bu rota değişikliği olduğu bilinmelidir.

Şimdi Atatürk’ten sonra ‘Müttefik’ edindiğimiz Batılı Devletlerin, I. Dünya Harbi sonrasında bize karşı tavırları neymiş bir bakalım:

Daha I. Dünya Harbi başladığında, 9 Kasım 1914 tarihinde, İngiliz Başbakanı Parlamentoda şöyle konuşmaktaydı: “Osmanlı Devleti kılıcını çekmiştir ve kılıçla ortadan kaldırılacaktır. Türk İmparatorluğu savaşa girmekle intihar etmiştir” (Avcıoğlu, age. s. 33)! İngiltere Başbakanı Lloyd George anılarında, Türk-İngiliz savaşının önemi hakkında şu değerlendirmeyi yapıyordu: “İngiltere İmparatorluğu için, Türkiye ile savaşın özel bir önemi vardı. Osmanlı Halifesi, İslâm Dünyası’nın başı idi ve İngiltere İmparatorluğu içinde her yerden çok Müslüman vardı.  Bu yüzden bizim Türkiye ile savaşımız nazik bir işti. (…) Doğudaki prestijimiz bakımından, Türklerin bize savaş ilân eder etmez yenilip itibarlarını yitirmeleri çok önemli idi. Türk Ordularının üç sefer yılı boyunca, eş koşullar altında bizi arka arkaya birtakım savaşlarda yendikten sonra, ancak ezici sayıda kuvvetlerimizce,  sonunda yenilmiş olmaları, Doğuluların kafasında kötü bir izlenim bırakmıştır” (Avcıoğlu, age. s. 97).  İngiltere bu yüzden, Türklere karşı büyük bir öfke içindeydi. Harbin sona ermesinden sonra da, Osmanlı İmparatorluğu’nun ölüsünün bile, İslâm Dünyası’nda etkili olabileceğinden korkmaktaydılar! Lord Curzon 29 Mart 1920’de bu endişesini şu sözlerle dile getirir: “Türkler için askerlik mesleği tamamen kapanmıştır. Kuşkusuz, Türkler askerlik yapmak isterlerse, başka bir yere gidebilirler. Fransız Lejyonu onları kabul edecektir.  Ne var ki, İngiltere, buna dahi karşıdır. Çünkü Türkler öteki düşmanlarımızdan farklıdır. Yeniden Türkiye’de askerî bir dönem açılabilir” (Avcıoğlu, age. s. 106)! Osmanlı’yı mağlup eden İtilâf Devletleri şu bildiriyi yayınlamışlardı: “(…)Tarih boyunca hangi ülke Türklerin eline geçtiyse, o ülke maddî ve kültürel geriliğe gömülmüş, hangi ülke Türklerin elinden kurtulduysa maddî ve kültürel bakımdan yükselmiştir. Tarih boyunca Türkler, ellerine geçirdikleri ülkeleri geliştirmemiş, yıkmıştır; çünkü Türklerde geliştirme yeteneği yoktur, yalnızca yıkmayı,  savaşmayı bilirler.”  Bu bildiriyi İngiltere, Fransa, Amerika, İtalya,  Yunanistan, Japonya ve Sırbistan imzalamışlardı.  Osmanlı İmparatorluğu’na son verilmesi kararında olan ABD ise, Türkiye hakkında şu görüşlere sahipti: “Türkiye, Avrupa topraklarından yoksun bırakılmalı, yalnız Anadolu’da kalmalıdır. İstanbul milletlerarası bir himaye düzenine konulmalıdır. Boğazlar, milletlerarası bir yönetime verilmelidir. Ermenistan ve Suriye AÇIK PAZAR koşulları bozulmadan, en kısa sürede himaye altında özerk yönetime kavuşturulmalıdır.” Dikkat ediniz; Açık Pazar yani Serbest Piyasanın korunması ana amaçları! Çünkü vahşi kapitalizm varlığını  ancak Açık Pazar’la  sürdürebiliyor! Amerika ayrıca,  Türkiye gibi savaştan yenik çıkmakla birlikte, ABD tarafından desteklenen Bulgaristan’a; Yunanistan lehine yitirebileceği topraklara karşılık olarak, İstanbul’a kadar uzanan bölgede Türkiye’den toprak verilmesi gerektiğini savunmaktaydı (Avcıoğlu, age. s. 305)! Fakat ne var ki,  birçok Türk vatanseveri için, Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’un 14 maddelik prensipleri tek umut kapısıydı! Wilson prensiplerinin 12. maddesi “Bugünkü Osmanlı Devleti’nin Türk kısımlarında, Türklerin saltanat ve millî hâkimiyetleri temin edilecektir” hükmünü ihtiva etmekteydi. Hâlbuki, mağlubiyetin çöküntüsü içindeki Osmanlı aydınlarının, ‘Milletlere Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı’nı tanıyan “Wilson Prensipleri” sebebiyle, kendisine büyük umutlar bağladığı Wilson’un, Türklere bir hak tanıması söz konusu bile değildi! Amerika Türkiye ile, ekonomik çıkarlarının yanı sıra, Rumluk ve Ermenilik davaları sebebiyle ilgilenmekteydi. Avcıoğlu’nun belirttiğine göre, Başkan Wilson Türkiye’yi yok etmekten, haritadan silmekten söz etmektedir. 1912 yılında Morgenthau’nun Türkiye’ye elçi atanması Wilson’a önerildiğinde, “Türkiye diye bir ülke olmayacak ki, elçi göndermek gereksin” cevabını verecektir (Avcıoğlu, age. s. 281). ./…

 

NOT: Şeker Fabrikaları özelleştiriliyor! Geçenlerde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Ekonomist Cemil Ertem “Telekom’u özelleştirmekle yanlış yaptık” diye bir açıklama yapmıştı. Yarın benzer bir açıklamayı Şeker Fabrikalarının Özelleştirilmesi için yaparlarsa hiç şaşırmayız!

- Yeşilgiresun Gazetesi, İsmail Şefik Aydın tarafından kaleme alındı
https://www.yesilgiresun.com.tr/makale/4991005/ismail-sefik-aydin/batiyla-ittifak-bize-hep-kaybettirdi-4