İçinden Irmak Geçen İnsanlara Dair

Erol Konal
Erol Konal

Bir kelime olsaydım sözlükte ben, mutlaka içinden ırmak geçen bir kelime olurdum. 

Heybetli dağların arasındaki vadileri baştan ayağa kat eden, sonrasında dümdüz uzanıp giden verimli ovaların susuzluğunu dindirip denizin kollarında vuslatı tadan gümrah bir ırmak, kimbilir ne kadar mesut ederdi ele avuca sığmaz ruhumu. 

Irmak gibi bereketli olunca ben, insanların yüzündeki tebessüm, insanların evlerindeki huzur, insanların yarınlarındaki umut da haneme artı puan olarak kaydedilirdi.

Irmaksam ben ve gürül gürül akıyorsam yatağımda ve kırgın değilsem yatağıma, uğradığım her beldede adı dillere destan çiçeklerim olurdu mutlaka! Öyle çiçekler ki bakmaya doyulamayan, koparmaya kıyılamayan, koklamaktan usanılmayan. 

Verimli otlaklarım olurdu sonra. Sayısız ağaçlarım. Ağaçlarımda cıvıl cıvıl kuşlarım, otlaklarımda mutlu mesut sürülerim olurdu. Dört bir yanımdaki mesire alanlarında mutlu mesut insanlar. 

Kıyılarımda güneşin yüzlerini sararttığı esmer çocuklar neşe içinde dolaşır, suyumda gönüllerince yıkanır, yarına daha bir umutlu, daha bir heyecanlı, daha bir mutluluk içinde bakarlardı. 

Ruhlarını arındırmak isteyenler kenarlarımda mesken tutar, ruhlarındaki uğultuyu, bedenlerindeki yorgunluğu çağıltılarımla sağaltırlardı. 

Irmak olunca ben, kesinlikle yatağıma sığmaz taşardım; taşardım da bunca uyarıda bulunmuş olmama rağmen yatağımı işgal edenlerden hesap sorardım! 

Şiirdeki ırmak gibi bir ırmaksam mutlaka bir yolunu bulur, beni gönlüne düşürenlerin sokağına düşürüverirdim yolumu. 

Onlara sürpriz hediyeler getirir, ilginç hikayeler anlatır, yaşadıklarının düş olmadığına inanmayacaklara delil sadedinde kokumu bırakırdım. 

Ne sandınız her ırmağın kendine has ayrı bir kokusu, farklı bir rengi, değişik bir rayihası vardır görmesini, duymasını bilene! Vardır ırmakların da bir ruhu göremeseniz de. Onlar da rüya görür, onlar da hayal kurar tıpkı kıvrıla kıvrıla akıp giderken yanlarından, önlerinden, aralarından geçtiği beldelerin sakinleri gibi!

Nasıl ki her çocuk bir şekilde günü gelince ırmakla tanışacaktır ve fısıldayacaktır ırmak, kendisine uzak yakın demeden gelenlere duymak istediklerini. 

Irmak olsaydım eğer ben, her mevsim farklı bir rengim, her mevsim ayrı bir melodim olurdu dilime doladığım. Ne kapılarımı kapatırdım kimseye ne de sessiz kalırdım komşularımı, arkadaşlarımı, dostlarımı rahatsız edenlere!

Irmak olsaydım ben kalın kapaklı koskocaman bir sözlükte, mutlaka bir yolunu bulur, kaçar; kurak topraklara, suya hasret çöllere, geçit vermez vadilere Fırat'la Dicle gibi, Nil'le Tuna gibi hayat olur, umut olur, yoldaş olurdum. 

Kardeşlerim olurdu dünyanın her yerinde aynı şarkıyı farklı dillerde söyleyen. Arkadaşlarım olurdu sonra göllere, nehirlere, denizlere hep beraber koştuğum. 

Kuşlar yuva kurardı suyumu gölgeleyen ağaçlara ve kuzular meleşirdi etrafımdan fışkıran yemyeşil otlaklarda. Balıkların en tazesi, en güzeli, en lezzetlisi sularımda oynaşırdı. 

Irmak olsaydım ben, duramazdım yerimde. Sığamazdım hiçbir yere de taşardım bir gün mutlaka! Dizginlemek için önüme göletler de kursalar, barajlar da yapsalar ne yapıp eder, bir yolunu bulur, alır başımı da koşardım ummana. 

Irmaksam ben ya da içinden ırmak geçen herhangi bir kütüphanenin herhangi bir sözlüğündeki yahut herhangi bir evdeki herhangi bir kitabın herhangi bir sayfasındaki ırmakla ilgili bir kelimeysem ben, mutlaka ama mutlaka ırmak olur çağlardım…

- Yeşilgiresun Gazetesi, Erol Konal tarafından kaleme alındı
https://www.yesilgiresun.com.tr/makale/4978132/erol-konal/icinden-irmak-gecen-insanlara-dair