NATO NİÇİN KURULDU? (6)

Şurası bir gerçektir ki, Batı'nın sağı da solu da, muhafazakârı da, sosyal demokratı da emperyalisttir. İşte, Atatürk'ten sonra, Kemalist Milliyetçiliğe sırtını dönen yönetimlerin, Atatürk'ün ölümünden itibaren takip ettikleri, Emperyalist Batı'ya bağımlı siyasetler yüzünden yaşadıklarımız ve vardığımız yer meydandadır. Kimileri hâlâ daha görmek istemese de, gerçek odur ki, tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizdeki Sağ-Sol çatışması da Amerika tarafından tezgâhlanmıştır. Önce 'Sol' etiketli bir 'düşman' yaratıldı sonra da onların karşısına vatansever sağ güçler çıkarıldı! Bir taraf 'Kahrolsun Komünistler'; diğer taraf ise 'Faşizme karşı omuz omuza' diyordu! İki taraf da yönlendirildi ve silâhlandırıldı! Gençler birbirine kırdırıldı. Bu konuda Prof. Erol Manisalı'nın Prof. Mahir Kaynak'tan aktardığı ilginç bir bilgi var ki,  her şeyi ortaya koyuyor: “1970'li yılların ortasında Sovyetler Birliği büyükelçiliğinin kritik adamlarından birisi, Mahir Kaynak'tan randevu ister ve buluşurlar. Rus diplomat  'Bakın, bu Sağ-Sol çatışmasının içinde biz yokuz, Türkiye'deki solculara destek vermiyoruz.. Bu desteği başkaları veriyor' der. Mahir Kaynak bu söylenenleri MİT Müsteşarlığı'na bir raporla bildirir fakat ses seda çıkmaz.  Rus yetkili bir süre sonra Mahir Kaynak'la tekrar buluşur ve aynı şeyleri söyler.  Kaynak, bunları rapor hâlinde Ankara'ya bildirir ancak yine ses  çıkmaz” (“Hayatım Avrupa”, Cilt I, s. 224)!  
Anlaşılan o ki, Mahir Kaynak'ın gönderdiği raporlar sumen altı edilmiş! Peki, niçin? Çünkü Amerika'ya güven var; Amerika'ya 'Hür Dünyanın bekçisi' olarak bakılıyor! Amerika bizim 'dostumuz'!  Prof. Mahir Kaynak'ın 12 Mart 1971 öncesi ile ilgili olarak verdiği şu bilgi de, her şeyin ABD'nin kontrolünde olduğunu gösteriyor: “1969'da Çavuşesku'nun himaye ettiği Dünya Komünist Gençlik Toplantısı'na gittim. Orada bir Sovyet istihbaratçısı yanıma geldi.  Dedi ki: 'Sen akıllı bir adamsın. Bu darbenin içinden çık, sıyrıl. Türk ordusu komünist darbe yapmaz.' Türkiye'de sol bir hareket var içinde Sovyetler yok” (Selcan Taşçı ile mülâkat, Yeniçağ, 1 Mart 2010)!
1975 yılında Amerikan Yardım Teşkilâtı'nın (AID) Türkiye'ye yolladığı bir uzman olan Dr. Richard Podol, Washington'a gönderdiği, kendi adıyla anılan 'PODOL RAPORU'nda şunları yazacaktır: “Yirmi yıldan beri Türkiye'de faaliyette bulunan yardım programı meyvelerini vermeye başlamıştır. Amerikan değerlerini benimsemiş Türk yönetici yetiştirme işi başarıya ulaşmıştır. Önemli merkezlerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türk'ün bulunmadığı bakanlık ya da bir iktisadî devlet teşekkülü hemen hemen kalmamıştır.  Hâlen bulundukları kuruluşlarda ilerici kuvvet niteliği taşımakta olan bu kimselerin, kısa zamanda Genel Müdürlük ve Müsteşarlık mevkilerine geçmeleri beklenir. AID bütün gayretlerini bu gruba yöneltmelidir. Geniş ölçüde, Türk idarecileri indoktrine etmek gerekir” (Metin Aydoğan, “ Yeni Dünya Düzeni”, s. 884).
Tabiî ki, indoktrine edilenler;  yani Amerika tarafından devşirilenler sadece sivil bürokratlar değildi; askerleri, gazetecileri, akademisyenleri ve aydınları da unutmamak gerekir! Bunlar aynı zamanda Amerika'nın gönüllü propagandistleriydiler. Bir Amerikan bürokratının söylediği gibi, “Amerika'nın menfaatine hizmet etmek aynı zamanda Türkiye'nin de menfaatine hizmet etmektir” gibi uçuk bir düşünceye inandırıldılar! Tabiî bir de,  Amerika'nın, her kesime sızmış maaşlı ajanları vardı. Bunlar hep Batı ittifakı içinde millî reflekslerimizin; Kuvayı Milliye Ruhu'nun kaybedilmesinin ve 'Küçük Amerika' olmak hayâllerinin  sonuçlarıydı.
MISIR, NATO ÜYELİĞİ TEKLİFİNİ REDDETMİŞTİ!
Haydar Tunçkanat, Atatürk'ten sonra takip edilen gayri-millî siyasete şu eleştirileri yöneltiyor: “II. Dünya Harbi'nden sonra, emperyalizm ve sömürü karşısında, mazlûm milletlerde gelişip, kuvvetlenmeye başlayan milliyetçilik hareketlerinden ve Atatürk'ün başlatıp zaferle sonuçlandırdığı Kurtuluş Savaşımızın, bu ülkelerde örnek alındığından habersiz görünerek, Orta Doğu'daki İngiliz emperyalizminin devamı için, İngilizlerle ve onların yönettikleri kukla hükümetlerle işbirliğine hazırlanıyorlardı! Türkiye, Emperyalist Blokla işbirliğine girerek, mazlûm milletlere sırtını dönerken, Mısır Hükümeti, Türkiye, İngiltere, Fransa ve ABD'nin 13 Ekim 1951 tarihinde kendisine eşit haklarla (NATO'ya) kurucu üye olabileceği yolunda yapılan bir teklifi reddedecektir” (“İkili Antlaşmaların İçyüzü”,  s. 160)!  Düşünebiliyor musunuz? Bizim, üye olmak için can attığımız NATO'ya üyelik teklifini, Mısır, elinin tersiyle itiyor! Peki, niçin? Çünkü, Mısır, NATO'nun emperyalist amaçlarının farkında!  Bize gelince, iktidar da, muhalefet de emperyalizmin emrine âmade!
1952'de, ikinci bir askerî darbe ile iktidara gelen Nâsır da, büyük devletlerle ittifakı şu sözlerle eleştirmektedir: “ABD ve İngiltere, onlarla ittifaka girmemizi ve bir anlaşmaya varmamızı istemeye başladılar. Cevabımız, kendileriyle bir ittifak yapamayacağımız oldu. Ancak, Arap devletleriyle ittifak yapabileceğimizi söyledik... Eden  (Antony Eden) İngiltere'yi, ben, Mısır'ı temsil ederek bir masaya otursak, nasıl bir büyük devlet, bizim gibi küçük bir devletle ittifak yapabilir? Bu bir ittifak olamaz, yalnızca büyük devlete  bağımlı kılınmak olur. Eşit koşullarda işbirliği yapabiliriz; anlayışa varabiliriz, dost olabiliriz. Fakat hiçbir biçimde bağımlı ve uydu olmayız” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s.1632)!
Nâsır, emperyalist devletlerle ittifakı işte böyle değerlendirirken, Ocak 1954'te Amerika'yı ziyaret eden Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar, Washington'daki Mayflower Oteli'nde gazetecilere, 'petrolü korumaktan' söz eder ve şöyle konuşur: “Komünizme karşı kurulan Ortak Cephe'de, en âşikâr gedik, Orta Doğu'dadır. Oysa Orta Doğu'nun efsanevî zenginlikteki petrol kaynakları, saldırganın hırslı gözlerine son derece çekici gözükmektedir!”
Bayar'ın,  'saldırgan' olarak Sovyetler Birliği'ni tarif ettiği açıktır.  Çünkü, İnönü ile başlayan Anti-Komünizm rüzgârı tüm hızı ile devam etmekte; Amerika ile birlikte olmak suretiyle Sovyetlere karşı güvenliğimizin korunacağına inanılmaktadır! Hâlbuki, güvenliğimiz için asıl tehdidin Amerika olduğu daha sonraki yıllarda çok acı hadiselerle meydana çıkacaktır!
Celâl Bayar, uzun Amerika gezisi sırasında, ABD Kongresinde 21 kez alkışlanan bir konuşmasında ise, şunları söylemekteydi: “Barış bölünmez. Kore örneği her yerde tekrarlanmalıdır. Yeni yeni yangınlar çıkar” (Avcıoğlu, age. s. 1633)!
Şubat 1954'te, Birleşmiş Milletler baş delegemiz Selim Sarper de, şöyle  konuşacaktır: “Hiçbir bölge, Amerika için Orta Doğu kadar önemli değildir. Savunma bakımından burası hâlâ daha bir boşluk arz etmektedir ve boşluk da saldırıya yol açar!”
Türkiye bu 'Boşluğun Doldurulmasında' göreve hazırdır!  Nitekim, Bağdat Paktı da bu düşünce ile doğar! 
BAĞDAT PAKTI NATO'NUN BİR BAŞKA AYAĞIYDI!
Doğan Avcıoğlu, Bağdat Paktı hakkında şu bilgileri vermekte: “Menderes 6-14 Ocak 1955'te Bağdat'a gider. Burada, başka devletlerin de katılmasını gerekli saydıkları bir antlaşma imzalayacakları açıklanır. Menderes, Bağdat'tan Şam ve Lübnan'a giderek, bu antlaşmaya katılmalarını ister. Şam ve Halep'te Menderes'e karşı gösteriler olur. Mısır'a da gitmek ister fakat kabul olunmaz! Lübnan ve Suriye pakta katılmayı reddeder. Menderes Suriye'yi savaşla tehdit eder. Mısır, Arap Birliği adına Irak'a baskı yapar. Irak ise 'tarafsızlık olanaksız' der. Bu havada, Türkiye-Irak Karşılıklı İşbirliği Antlaşması 24 Şubat 1955'te imzalanır ve hemen, 26 Şubat'ta Meclisler onaylar. Antlaşma, Orta Doğu dışı devletlere, yani İngiltere ve ABD'ye açıktır. Sovyetler Birliği bu paktı, 'Rusya'yı kuşatma politikasının bir halkası' sayar. Mısır, Suriye ve Suudi Arabistan bu pakta katılmayacaklarını açıklarlar. İngiltere, 4 Nisan 1955'de pakta  katılır ve liderliği üstlenir. Ürdün kralı, tahtını yitirme korkusuyla pakta katılmaz (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1635)!
Hâlbuki, Türkiye, bu Arap ülkelerinde çok büyük bir itibara sahipti. Meselâ, Adnan Menderes Beyrut'u ziyaret ettiğinde, Beyrut halkı, ellerinde Türk bayrakları ile sokaklara dökülmüştü. Menderes'in içinde bulunduğu otomobil, halkın sevgi gösterileri yüzünden güçlükle ilerler. Bir televizyon programında,  bu seyahate dair görüntüleri izlediğimizde, Beyrutluların Menderes'e gösterdikleri olağanüstü sevgiye ve tezahürata şaşırmıştık. Fakat Menderes'in Bağdat Paktı için yaptığı baskı Türkiye'nin itibarını yerle bir eder! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındık Fiyatı 2022 için ne kadar açıklanmalı?