Mezar Taşları, Tarihtir

Gezip görenler bilir. Eğer geçmişinde oralar varsa atalarının yattığı yeri görmeye çalıştığı, başında bir dua okumaya için çok iyi bilir. Oralar dediğim Batı Trakya, Balkanlar coğrafyasıdır. Ya da günümüzün Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Arnavutluk gibi ülkeleriyle Yugoslavya da kurulan yeni devletçiklerin olduğu coğrafyada Türkler, asırlar boyunca yaşamıştır. Bu coğrafyadan ayrılışlarının en sonuncusu 1980'li yıllarda yaşanmıştır. Ama yaklaşık 150-200 yıldır Türkler bu coğrafyadan sürülmektedir. “Sürülme” sözcüğü vatanından ayrılmayı tanımlayamaz. Yazanlar yok ya da çok az ama bu 150-200 yıllık süre eziyetler, işkenceler ve cinayetler tarihidir. Sürülmüş olmayı insan bir biçimde kabul edilebilir, ama tümüyle silinmişlerdir. Camiler yıkılmış, mezar taşları yok edilmiştir. 20 yılda bir kuşağın değiştiği ve ortalama ömrün 50 yaş olduğu, belki de 50 yaş dahi olmadığı bir zamanlarda çok sayıda Türk mezarlığı ve bu mezarlıklarda da mezar taşı olması gerekirdi. İşte, gezip görenlerin bildiği ve gördüğü husus budur. Göz önünde olanların dışında bir tane bile mezarlık ve mezar taşı yoktur.
Hiçbir biçimde haklı oldukları söylenemez ama egemen bir devletin yaptığını anlamaya çalışabilirsiniz.
***
Peki, ülkemizde Türklere ait mezar taşları neden yok edilmektedir? Biraz sorguladığınızda en az 500-600 yıllık mezar taşlarının birçok bahane ile yok edildiğini anlıyoruz.
Daha önce gelenlerin olduğu da bilinmekle birlikte Anadolu'nun Türkleştirilmesi ve İslamlaştırılması bağlamında 1300'lü yıllardan itibaren Orta Asya'dan çok sayıda Türk boylarının geldiği bilinmektedir. Özellikle Giresun iline yapılan göçleri ve yerleşmeleri Mehmet Fatsa, çok iyi anlatmaktadır. Belgelere göre somut verileri günümüz Türkçesine çevirmektedir. Hasan Dede'nin Giresun ilinin merkezini Türkleştirmesini ve İslamlaştırmasını tüm ayrıntılarıyla anlatmaktadır. 1350'li yıllarda Giresun merkezinde koloni görevlisi dışında yaşayanların olmadığını, birkaç yüz kişinin yaşadığını yazmaktadır. Buranın dışında kalan arazilerin tümüyle boş olduğunu, “hali arazi” olduğunu anlatmaktadır.
Tarih, dönemin genel durumunu saptayarak, araştırmasına başlar. Ama çağın genel durumunun da, somut bilgilere göre açıklanması zorunludur. Yeni bir somut bilgiye ulaşıldığında genel bilgilerde de düzeltme yapılması gerekli ve zorunludur. Tarih, bağlamından kopartılamayacağı gibi bağlamda somut bilgileri yok sayamaz. Her bir somut bilgi, niceliksel bir aşamadır. Her bir bilginin birleştirilmesiyle yeni bir niteliksel aşamaya geçilir. Bu nedenle özellikle Mehmet Fatsa'nın kaleme aldıkları Giresun tarihi için önemlidir.
Somut tespitleri görmeden bilmeden Giresun'da Rumlar yaşıyormuş, biz Türkler sonradan gelmişiz demek haksızlık ve bilgisizliktir. Çok net biçimde 1300 yıllarda, hatta 1400 yıllarda Giresun'un merkezinde birkaç aile yaşamaktadır. Bunlarda, anlaşıldığı kadarıyla toplayıcılık yaparak, koloni merkezi olan İtalya şehirlerine gemiyle ürün göndermektedir. “Rum” demek zaten doğru değildir. Rum demek; aslında Romalı, Roma ülkesinde yaşayanlar, Roma'ya bağlı olanlar, egemenliği altında bulunanlar demektir. Rum sözcüğünü de Arabistan'daki Müslümanlar kullanmaktadır. Arapların yaklaşımıyla Rum sözcüğünün kapsamına İstanbul başta olmak üzere Anadolu yaşayan Türkler dâhil herkes girmektedir. Rum demek, Yunanlı demek değildir. Rum sözcüğüne etnik bir anlam verilemez. Roma İmparatorluğuna bağlılığı ifade etmektedir.
Yerel tarih ile ilgili somut araştırmalardan görüleceği üzere bugün bizim Rum diye tanımladığımız Hıristiyanların 1800'lü yıllardan itibaren Çar tarafından Rusya'dan gönderildiğini anlamak ve bilmek gerekir. Doğu Karadeniz Bölgesine gönderilmesinin birçok nedeni olabilir. Uluslaşma sürecinin başlamasıyla ve bilincinin artmasıyla Rus Çarının tasfiye politikası birleşince İstanbul Patrikliğinin ve Trabzon'daki kilise yöneticilerinin yönlendirmesiyle ve Padişah nezdinde girişimiyle Doğu Karadeniz Bölgesine Rusya'dan Hıristiyan göçü yaşanmıştır. Bu göçün varış yerinin Doğu Karadeniz olmasının bir başka nedeni de, fındık ve ticareti ile fındığın oluşturduğu zenginliktir. Bu husus daha fazla ve ayrıntılı olarak açıklanabilir ama bu kadarıyla yetinelim. O nedenle Giresun ilinde Rumlar yaşarmış Türkler sonradan gelmiş, Rum evleri, Marsilya'dan kiremit ve benzeri malzemeler getirilerek evler yapılmış gibi söylemlerin hataya düşmek olduğunu anımsatmak isterim. Mehmet Fatsa'nınkiler başta olmak üzere yerel tarih ile ilgili makaleler okunduğunda Giresun bir Rum şehri değil, Çepni Türklerinin merkezi olduğu; evlerin planlarına bakıldığında Rum evi değil, Türk evleri olduğu anlaşılacaktır.
***
Bunları neden yazdım: Bulancak ilçesi Talipli Köyü Osman Şeyh mezarlığının, Hasan Dedenin Giresun'a gelişine kadar inen bir geçmişi vardır. Neredeyse mezarlığın üzerini kaplayan ve yatay olarak uzayan yan dalları 50-60 metreye varan çok yaşlı bir meşe ağacının altında Osman Şeyh yatardı. Yüzlerce yıllık bu meşe ağacı ortadan yok edildiği gibi Osman Şeyhin kara taşlarla çevrili mezarı da türbe yapma bahanesiyle betondan bir yapıya dönüştürülmüştür. Zamanına göre bir uçtan bir uca gitmek çok uzun bir süren mezarlığın her bir adımında Osmanlıca yazılmış mezar taşları vardı. Bugün üç beş tane kalmış durumdadır. Yani, en az 600 yıllık tarihten bir iz bile kalmamacasına yok edilmiştir. Şimdi, sorma zamanıdır, Batı Trakya'da, Balkanlarda yok edilen mezarlardan ne farkı var? Oralarda, Osmanlıdan sonra Hıristiyanların oluşturduğu ve yaşadığı egemen devletler var. Egemen devletler, Türklerin yaşadığı yerlerdeki mezarlıkları özel amaçlarla ortadan kaldırmıştır. Bunu anlıyoruz, gizli amaçları seziyoruz. Ama bizdeki, mezar taşları neden yok edilmiştir? Anlamak mümkün değildir. Tarih, iz bırakarak yaşar ve yaşatılır. Yok ederek, edilerek, yıkarak, yıktırılarak, çalarak, çaldırılarak ancak silinmiş olur.
***
Giresun bir Çepni ilidir. Yunanlı Hıristiyanların kenti değildir. Hıristiyanlar Türklerden çok sonra gelmişlerdir. Emperyal batının, özellikle İngiliz ve Fransızların yönlendirmesiyle ve destekleriyle fındık ekonomisinin aracısı ve sömürücü gücü olmuşlardır. Sonradan gelerek fındık üreticisinin emeklerini sömürenlerin bugün ev sahibi gibi algılatılmaya çalışılması reddedilmelidir.
Onun için mezarlıklardaki mezar taşlarını korumak, yalnızca kamuya ait bir görev değildir. Hepimize düşen bir görevdir. Mutlaka koruma altına almak zorundayız. Hiçbir şey yapamazsak fotoğraflarını, videolarını çekerek kayıt altına almak zorundayız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar A. Dursun YILMAZ --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?