NATO NİÇİN KURULDU? (3)

 BATI, IRKÇI OLDUĞUNU KANITLIYOR!
 5 Mayıs 1949'da, 10 Avrupa Devleti tarafından, Türkiye dışarıda bırakılarak, Avrupa Konseyi kurulur. İttifakla bağlı bulunduğumuz İngiltere ve Fransa, Türkiye'yi akıllarına bile getirmezler! Uzun uğraşlardan sonra, 8 Ağustos 1949'da Türkiye; İzlanda ve Yunanistan'la birlikte Avrupa Konseyi'ne çağrılır. Ne mutluluk ki, biz de artık 'Medenî' Avrupa'nın bir parçasıydık! O medenî Avrupa'nın bırakınız geçmişteki barbarlıklarını, sadece, Rusya'nın Ukrayna Harekâtından sonra aldıkları yaptırım kararlarından bazı örnekler bile, bunların ne mene bir medeniyete sahip oldukları hakkında bir fikir vermelidir: Rus iş adamlarının Batı'daki her türlü varlıklarına el konuldu. Rusya takımları futbol müsabakalarına artık katılamayacak, Batı'da okuyan Rus öğrencilerin üniversitelerle ilişkileri kesildi. Rus orkestra şefleri artık Batılı ülkelerde görev yapamayacak. Kuğu Gölü Balesi ve Çaykosky'nin eserleri yasaklandı. Rus kedileri de artık Batı'daki uluslararası yarışmalara katılamayacak! Çok çarpıcı bir kara mizah örneği ama,  ne yazık ki gerçek! Ünlü Rus sinema yönetmesi Tarkovski, “Top 250 List”inden çıkarılmış! Yazar Haşmet Babaoğlu, “Tarkosvki niçin çıkarıldı?” sorusuna şu cevabı vermiş: “Tarkovski sadece yönetmen değil, iliklerine kadar insan olduğu için. İnançlı olduğu için, filimlerinde derin meselelere eğildiği için!”
İşte karşımızda böyle bir 'medeniyet' var! Ve ne yazık ki, bunların himayesine girerek, daha medenî bir millet olacağımızı zanneden gafillerin sayısı bir hayli fazla! AB  üyeliği de, işte bu gaflet örneğinin son aşamasıdır! Bizi AB'ye üye yapmayacakları kesin. Nitekim, AB'nin en yetkili isimleri bunu defalarca açıkladılar. Fakat ne yazık ki, siyasetimiz büyük bir ısrarla, üyelik mücadelesini sürdürüyor!  Bizi AB'ye üye yaptıkları takdirde, millî paramız kalmayacak, AB'nin aldığı bütün kararlara uymak zorunda kalacağız! Ne hikmetse, bunlar kimsenin umurunda bile değil! Ne yazık ki, kendi yüksek medeniyetimizden habersiz olan aydınlarımız ve siyasetçilerimiz, bu barbarların arasına katılarak, 'daha medeni' bir millet olacağımızı zannediyorlar! Halbuki, bu adamların amacı, Türk kültürünü yok etmek! 
Atatürk'ten sonra, Batı'nın yörüngesine girerek, öyle bir kültür yıkımı yaşadık ki, Batı'ya hayran ve milletine düşman aydınlar yetiştirmeyi de başardık evelallah!
CHP BAŞARAMADI, DP TEKRAR DENİYOR!
CHP iktidarı, 1950 Mayıs'ında,  NATO'ya resmen ilk müracaatını yapmış fakat, yalnız İtalya tarafından desteklenmişti.  1 Ağustos 1950'de, bu defa Demokrat Parti ikinci başvuruyu yapar fakat yine reddedilir. Üçüncü deneme, 15 Mayıs 1951'de yapılır. Bu üçüncü teşebbüs Danimarka, Norveç, Belçika ve özellikle İngiltere'nin itirazlarıyla karşılaşır! Fakat, ABD generalleri, 'Ön Asya topraklarında üslere gerek olacağı' görüşündedirler! Askerlerden gelen, 'Türkiye'de üs sağlama baskısı yüzünden', ABD'nin, Türkiye'nin NATO'ya alınmasına karşı olan tutumu giderek değişir. 4 Mart 1951'de Anadolu Ajansı, ABD'nin Türkiye ile daha sıkı işbirliğine, 'Orta Doğu petrollerinin kilidi sayıldığı için' hazır olduğunu bildirir (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1599)!
 Yani Amerika, üsler ve petrol çıkarlarını garantiye almak için, Türkiye'ye ihtiyaç duymaktadır! Biz de, Batı'nın petrol çıkarlarının bekçiliğini yapmaya talibiz! Bizim için ne şeref! 
3 Haziran 1951'de, ABD Genelkurmay Başkanı Bradley ağırlığını koyar, “Türkiye ile Yunanistan'ın stratejik durumları ve asker potansiyeli, Pakt'a girmelerini, askerî bir zorunluluk hâline getirmektedir” der. Menderes Hükümeti, NATO'ya alınırsak, Orta Doğu'da, müttefiki İngiltere'nin istediği aktif rolü oynamağa hazır olduğunu her fırsatta belirtir! İngiltere, ancak Orta Doğu'daki milliyetçi rüzgârların etkisini artırması ve İran'da, Musaddık ve petrol olayının patlak vermesi üzerine, Türkiye'nin Orta Doğu'da, İngiltere'nin istediği rolü oynaması koşuluyla, 18 Temmuz 1951'de, NATO'ya girmek için yeşil ışık yakar! Türk Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, 20 Temmuz 1951'de,  Orta Doğu petrolünün ve Süveyş'in bekçiliği konusunda, İngiltere'ye karşı alınan yükümlülüğü Meclis'te açıklar: “Orta Doğu savunmasının gerek stratejik, gerek ekonomik bakımlardan, Avrupa'nın korunması için zorunlu olduğuna inanıyoruz.  Bu nedenle, Türkiye Atlantik Paktı'na katılınca, Orta Doğu'da bize düşen rolü etkin biçimde yerine getirmek ve gerekli tedbirleri birlikte almak için, ilgililerle derhâl müzakereye hazır olacaktır” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1601)! 
İngiltere'nin, 18 Temmuz 1951 tarihinde, Türkiye ve Yunanistan'ın NATO'ya alınmasını destekleyeceğini açıklamasından sonra, 22 Ekim 1951'de Londra'da, Türkiye ve Yunanistan'ın NATO'ya katılmalarına ilişkin protokol imzalanır ve bu protokol TBMM'de, 18 Şubat 1952'de onaylandıktan sonra, Türkiye NATO üyeliğine 'kavuşmuş' olur!
 Meclis'te bu katılma büyük bir coşkuyla karşılanır. Milletvekilleri, “Tarihte ilk kez eşit haklarla bir ittifaka girdik” diye konuşmalar yaparlar! I. Dünya Harbi'nin 'ünlü' generallerinden, Musul'u, Mondros Mütarekesi'nden sonra İngilizlere teslim eden Ali İhsan Sabis,  Millî Savunma Bütçesi görüşülürken şu vahim sözleri sarf eder: “Amerikan uçak gemileri derhâl Boğaz'dan geçip, Karadeniz'e açılmalı ve Montrö antlaşması yırtılıp atılmalıdır!” Türk Dışişleri Bakanı, Lizbon'da katıldığı ilk NATO toplantısında şu talihsiz sözleri sarf eder: “Büyük harekette ve kayıtsız şartsız işbirliği zihniyetiyle hareket etmeyi ilke edinen bir müttefik bulacaksınız!” 
Türkiye'nin NATO'ya katılması üzerine, Sovyetler Birliği 13 Kasım 1951'de Türk Hükümetine bir nota vererek, 'Doğrudan doğruya kendilerine yöneltilmiş olan bu saldırgan bloka Türkiye'nin katılmasıyla ve emperyalist Amerika'ya topraklarında üs vermesiyle doğacak sorumluluğun doğrudan doğruya Türk Hükümetine ait olacağı' uyarısını yapar (Prof. Fahir Armaoğlu, “20. Yüzyıl Siyasî Tarihi”, s. 521). 
Doğan Avcıoğlu, 'Ne pahasına olursa olsun NATO'ya girme sevdası' yüzünden, yaşadığımız akıl tutulması konusunda şu değerlendirmeyi yapıyor: “Hemen bütün kuvvetler NATO buyruğuna verilir. Ne yardım verilirse alınır. Amerikalıların hemen her isteği 'kayıtsız şartsız işbirliği' zihniyetiyle yerine getirilir.  O yıllarda, NATO Daimî delegesi olan Fatin Rüştü Zorlu, Ordumuzun NATO'nun buyruğuna verilmesi konusundaki bir soruya, şu vahim cevabı verir: 'Hem kocaman bir ordumuz olacak, hem de bunu Amerika besleyecek fena mı'” (Avcıoğlu, age. s. 1607)! 
Cumhurbaşkanı Celâl Bayar da aynı anlayışa sahiptir. 27.1.1954 tarihinde Amerika'ya giden ve bu ülkede tam bir ay süre ile misafir edilen Bayar, Amerika'da, “Petrol zengini Orta Doğu'nun müdafaasının temin edilmesini, 'Hür Dünya'dan talep ediyorum” diye konuşacaktır! Türkiye Cumhurbaşkanı, daha sonra, Amerika'nın hizmetinde olduklarını ifade eden şu talihsiz konuşmayı yapacaktır: “Türkiye'de güvenilecek bir ordu vardır. Bu ordu Amerikan silâhlarıyla teçhiz edilmiştir ve Amerikan askerî tekniğine uygun olarak yetiştirilmektedir. İhtiyaç ânında bu ordu vazifesini yapmaya hazırdır” (Yalçın Bayer, Hürriyet, 18.5.2013)!
 Bu sözlerin, Atatürk'ün son Başbakanının ağzından çıkması hazindir. 
Bugün hâlâ, NATO'nun ordumuza yaptığı 'büyük katkılardan' söz eden generallerin ve siyasetçilerin varlığı da ne yazık ki, bir gerçektir. Bugün İran, iki bin kilometre menzilli füzeler yaparken; NATO üyesi Türkiye'nin, ancak, iki yüz kilometre menzilli füzeler yapabilmek 'başarısını' NATO'ya borçluyuz! Ne yazık ki, NATO üyeliğimiz süresince, ülkemizin silâh sanayinin gelişmesine izin verilmedi.  ABD'nin vereceği uçaklara ve füzelere muhtaç bırakıldık. Rusya'dan S-400'leri alınca, bütün Batılı müttefiklerimiz ve içimizdeki Batıcılar  ayağa kalktılar! Ne ise ki, Amerika'nın ambargo kararlarından ve özellikle, FETÖ'nün devletten tasfiye edilmesinden sonra, harp sanayimizde önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Millî Savaş Gemisi ve Millî Savaş Uçağı projeleri, İHA ve SİHA'ları bu arada özellikle zikretmek gerekir. ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?