NE SÖYLEDİM YIKTIN HİLAL KAŞINI!

Nerede ''durması'' gerektiğini öğrenmiş her insan gayet iyi bilir ki; yaşamın bambaşka, gizil yönleri de mevcuttur.
Diyelim bi konsere gidildi. Elbette her bireyin ayrı-ayrı emekleri söz konusudur. Koristlerin, çalgıcıların, ışıkçının, teknisyenin… Hadi Ruhi Baba gibi söyleyeyim; ''Elbette güzeldir canım emeğin değerlemesi''… 
Ama orkestra şefini izlemek gerekmez mi asıl?
***
Semazenler, adeta Samanyolu Galaksisi gezegenleri gibi fırıl-fırıl dönmeye başlar, gösterilerinde. İyi kötü bi yürek taşıyan, kendinden geçer, izlerken. Hadi Mehmet Akif gibi söyleyeyim; ''O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım''…
Gösteriden ziyade, semazenbaşı denen abimiz takip edilmelidir kanımca. O ne derse, o olur çünkü.
***
Dünyanın tüm at yarışları soyludur.
Bahis falan gibi ''ucuz'' tarafları görmezden gelindiğinde, atların ve jokeylerin alın teri çıkar orta yere. Ve seyisler-aprantiler, at saapları, şunlar bunlar derken, gümbürtüye gitmemesi gereken yegane şahıs kalır geriye; start hakemi.
O tabanca patlamadan hiçbi at koşamaz çünkü. Hadi bi Doğu Anadolu türküsü gibi söyleyeyim; ''Arap atı gibi sallar başını''... 
(Yok, bu örnek tam uymadı)
***
Bando takımları da aynı hesaptır diyebiliriz.
Eskiden, devletimiz güçlü bi devletken yani, bayram törenlerinde bi geçerdi Kuleli Askeri Lisesi Bandosu! Uygun adım, vay anam vay!! Dünyada böyle bişey yoktur, kardeşlerim. En öndeki majör kardeşimiz, gösterinin şanı gereği, elindeki püsküllü değneği bi atardı ki havaya, siz deyin 50 metre, ben diyim 100 metre??? Rap-rap yürür iken bi de tutması vardır o değneği. Çok kolayca yapardı aslan parçamız bu zor hareketi, alkış kıyamet yıkılırdı ortalık.
(Ben de Giresun Cumhuriyet İlkokulu Bandosu majörüydüm kardeşim, oradan biliyoz bu işleri!!! Püsküllü çubuğu havaya atmışlığım vardır yani, 2 metrecik de olsa. Onu bile bazen tutamazdım tabi, çaktırmayın, kızlarım benim fırlattığım değnekler hala yere düşmedi sanıyo)
***
Bando deyince hiç kuşku yok ki çoğu akıllara Sovyet Kızılordu gelir. Doğrudur. Babalar gibi haklarıdır. Başka kuvvetli bandolar da vardır tabi. Örneğin benim gibi bebek aklı taşıyanlara Giresun Belediye Bandosu gelse de; asıl bando Mehter Takımıdır dünyada. Bunu bilir, bunu söylerim.
Hadi gerçeği konuşayım hep olduğu üzre, Mehter Takımı deyiminde az da olsa mizahi bi küçümseme yok mudur? Bu nedenle gerçek adlarıyla analım: Mehteran! 
İsimdeki endama bakar mısınız?
(Şimdi, yazının genel mantığı gereği sözü Mehteran şefine getireceğimi sandınız, ama mevzuu bu diğildi. Ters köşe yaptım, sizi kandırdım. Neyzen Tevfik'in askerliğini Mehteran bölüğü şefi olarak yaptığını yazmıştım zaten ilk kitabımda. Daha da yazacak bişeyim yoktur bu konuda)
Bu hafta konumuz Osmanlıcadır.
***
Söylemekte hiçbi sakınca görmüyorum, kabul ederim ki ben, salt günümüzdeki Cumhuriyet düşmanlarının düşük karakterleri yüzünden, Osmanlı karşıtı bi kardeşinizim. Elli bin kez yazdım, yüz bin kez anlattım, tarih denen şeyi pek de sallamam, benim tarihim 1881'de başlamıştır. Mustafa Kemal'den öte kimse ecdadım falan diğildir, kimseye saygısızlık ettiğimi sanmıyorum, aynı saygıyı herkesten de bekliyorum.
Önemli insanlar, önemli işler de vardır kuşkusuz Osmanlı'da.
Osmanlıca denen dil, örneğin. İşte yazdım yukarıda; ''Mehteran'' ifadesi, az buz mu görkemli bi ifadedir? Şiir gibi diğil midir sizce de? Ben mi abartıyorum ula yoksa?
***
Gocamışım arkadaşlar, en büyük yazarlık keyfim olan ''lafı oradan-buradan dolaştırma'' hususunda yoruldum ilk kez.
Gurabahane-i Laklakan'a getireceğim sözü artık. Düşkün-gariban leylekler hastanesine yani.
Her ne kadar, okuduğum kaynaklardan birinde gerçek diğil, sadece bi ''hikâye'' diye belirtilmişse de doğru olduğunu var sayar, çok duygulanırım, aklıma her düştüğünde.
Laklakan, Osmanlıcada, gerçekten ''leylekler'' demek midir, vallahi yanıtını bilmiyorum? Ama ne güzel uymuş di mi?? Bizim, her biri çok değerli duru Türkçe sözcüklerimiz gibi, laklakan da Özosmanlıca akımının bi örneği midir yoksa?
Dilbilimci olmak isterdim, sadece bunu çözmek üçün.
***
Ve doğruysa eğer, düşkün leylekler için bi hayvan hastanesi açabilmiş bi nezih uygarlık, yok olmamalıydı asla.
Saraylara kapanmış, şatafat içinde yaşayan, halktan kopuk bi avuç insan yüzünden bi imparatorluk tarihin çöp sepetine atılmamalıydı.
Yoksa, yoksa, yoksa?
Bu gün de mi aynı şeyler?
Yok, canım, Allah yazdıysa bozsun.
Ne ilgisi olsun?
***
Vallahi işim gücüm çok. Ajandam kabarık mı, kabarık! Gücümü yitirmemeye çalışıyorum. Allah'a şükür olsun ki Mustafa Kemal diye bi kılavuz almışım ömrüme; 
''Ben herhangi bi işe giriştiğim zaman karşımdakinin ne yapabileceğini ve en kötü olasılıkları düşünürüm. Ona göre önlemlerimi alarak hareket ederim''.
(Çankaya / Falih Rıfkı/ sf 179)
Özel yaşamımı boş verin, ne yaptığımı, nereye savrulduğumu ben de anlamış diğilim, ama Bilgi Yurdu başkadır. 
Bilgi Yurdu'nun tüm birimlerini, bire bir, Falih Rıfkı'dan öğrendiğim bilginin ışığında, tereddütsüz yönetmekteyim
Hadi bi atasözü gibi söyleyeyim; ''Leyleğin ömrü laklakla geçermiş''.
Tüm laklakan tayfasına duyurulur. Tüm önlemlerimiz almışız. Yıksınlar hilal kaşlarını!!!!!!!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürsel Ekmekçi - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?