NATO NİÇİN KURULDU? (1)

NATO, parayı kontrol eden, Batı'daki, Dünya Hâkimiyeti peşindeki güçlerin silâhlı kuvvetidir. İkinci Dünya Harbi'nden sonra, dünyanın süper gücü konumuna yükselen Amerika'nın öncülüğünde ve 12 ülkenin katılımıyla, sözde 'Sovyet Tehditlerine' karşı 4 Nisan 1949'da kurulmuştur. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, Rusya'ya verilen sözlere rağmen, Doğu Avrupa'da ve Balkanlarda genişlemesini sürdürmüş ve üye sayısı 30'a yükselmiştir. Son olarak, Rusya'nın bütün uyarılarına rağmen, Ukrayna ve Gürcistan da bu saldırgan pakta üye yapılmak istenmiş; Rusya'nın Ukrayna'ya yaptığı Askerî Harekât da bu nedenle başlamıştır. 
NATO 1949'DA, VARŞOVA PAKTI 1955'DE KURULDU!
Sovyetler Birliği'nin başını çektiği Varşova Paktı, NATO tehdidine karşı, savunma amaçlı olarak 14 Mayıs 1955 tarihinde kurulmuştur. Fakat, gelin görün ki, birçok siyasetçi ve akademisyen, NATO'nun Varşova Paktı tehdidine karşı kurulduğunu söyleyebilmektedirler ki, bu da, Amerikan propagandasının gücünü göstermektedir! Bunu, dünyanın nasıl bir zihin kontrolü altında tutulduğunu anlamamız bakımından not edip, geçelim!
Bu yazı dizisinde,  sayın Cumhurbaşkanımızın, Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesinde  daha aktif olmasını istediği, sayın İbrahim Kalın'ın 'Dünyanın gördüğü en başarılı Askerî İttifak' olarak yücelttiği, Ana Muhalefet lideri sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun ise, 'DEMOKRASİNİN GÜVENCESİ' diyerek yere göğe sığdıramadığı NATO'nun niçin kurulduğu ve bizim bu Askerî İttifaka  üye oluşumuz ve sonrasında yaşanan gelişmelerin üzerinde duracağız.
 NATO NİÇİN KURULDU?
 İkinci Dünya Harbi'nden en kazançlı ülke olarak çıkan Birleşik Devletlerin savaş harcamaları 300 milyar doların üzerindeydi. Bu korkunç bir miktardı ve Amerikan iş çevrelerinde, savaş bitince Amerikan ekonomisinin bir durgunluğa girebileceği endişesi hâkimdi. Savaşa yönelik üretimin ağırlığı oldukça yüksekti. Silâh üretimi sürmeliydi! Bunun için de, yeni gerginlikler gerekliydi! Harry Solomon Truman Başkanlığa seçilince, Nazi Almanya'sına karşı birlikte savaştıkları; büyük ekonomik yardımlar ve silâh yardımıyla destekledikleri Sovyetler Birliği 'En büyük düşman' ilân edilir ve  'Rus Tehlikesi Var'  sloganıyla, 12 Mart 1947 tarihinde, ünlü doktrinini (Truman Doktrini) Kongre'ye kabul ettirmeyi başarır. Böylece ABD, bir yandan kendine gerekli olan bir düşmana sahip olmuştur, diğer yandan da bu düşmandan, tüm 'Hür Dünya'yı korumak misyonunu üstlenmiştir! 
Gerçekten de tuhaf bir durum! Fakat insanların buna inanmaları daha da tuhaf! 
Düşününüz ki, daha iki sene önce, ABD'nin müttefiki olan; Yalta'da, İngiltere dışlanarak, birlikte kararlar alınan Sovyetler Birliği, bir anda ABD'nin düşmanı hâline geliyor!  Üstelik, Amerika nükleer silâha sahip! 6-11 Ağustos 1945 tarihlerinde, Japonya'nın iki büyük şehri Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atarak, yüzbinlerce insanın kavrularak can vermesine sebep olmuş; bu iki şehir harabeye dönmüş! Hâlbuki, Japonya zaten teslim olmak istiyordu. Fakat, Amerika, bu cehennem silâhını kullanarak, bütün dünyaya, karşı konulamaz bir güç olduğunu ispatlamak istemişti!
'En Büyük Düşman' ilân edilen Sovyetler Birliği ise, harp yorgunuydu! Almanya'yla 5 yıl süren harpte, 20 milyonun üzerinde insanını kaybetmişti. Elinde nükleer silâh yoktu! Harbin yaralarını sarmakla meşguldü! Nerde kaldı ki, Batı için bir tehdit oluştursun! Sovyetler Birliği ancak, 22 Kasım 1955'de ilk hidrojen bombası denemesini yapabilmiştir!
İşte, burada, Kara Propagandanın gücü devreye giriyor! Öyle bir propaganda bombardımanı yapılıyor ki, dünya Sovyetlerin en büyük tehdit olduğuna ve Amerika'nın hürriyet ve demokrasinin koruyucusu olduğuna inandırılıyor! Buna karşı çıkanlara da hemen “Komünist” damgası yapıştırılıyor! Amerikalı senatör McCarthy'nin, 'KIZIL TEHLİKEYE' karşı açtığı savaş da bu yıllarda başlıyor! Bu senatör, önüne gelene Komünist damgası yapıştırmakla ve toplumdan tecrit edilmelerini sağlamakla meşhurdur! Sonraki yıllarda, ülkemizde ve dünyada yaşanacak olan bu sol düşmanlığına McCarthy'cilik denecektir. Biz bu konuda, aslında, Amerika'dan daha ilerideydik! Millî Şef yönetimi, Ankara Üniversitesi'nde görevli olan bazı bilim adamlarının (Prof. Niyazi Berkes, Pertev Naili Boratav, Muzaffer Şerif Onaran, Mehmet Ali Aybar, Behice Boran) 'komünist' suçlaması ile üniversitedeki görevlerine son verdi! Yıl 1946 idi; Amerika'da henüz McCarthy kasırgası esmeye başlamamıştı!
 Prof. Mehmet Gönlübol, Amerika'ya yüklenen bu yeni 'MİSYON'  konusunda şu değerlendirmeyi yapmış: “Genellikle Batı devletlerinin, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin 'Batı Dünyası', 'Hür Dünya', 'Demokratik Dünya' gibi propaganda klişeleriyle savunmak istedikleri statükonun gerçek niteliği nedir? Bu devletlerin İran'da (Humeyni Devrimi öncesindeki İran), Suudî Arabistan'da, Yemen'de, Güney Vietnam'da (ABD vesayetindeki eski Güney Vietnam) ve dünyanın daha birçok yerlerinde savundukları tahakküm yönetimlerinin, aslında komünist ülkelerdeki yönetimlerden daha özgür oldukları söylenebilir mi” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s. 1700)?
ABD Başkanı Truman'a göre, bu milletler özgür değillerdi. Onları mutlaka özgürleştirmek gerekiyordu. Bu milletleri, 'Tanrı emrine uygun olarak' özgürlüğe kavuşturmanın yegâne yolu, onlara refah sağlamaktı. Refah ise ancak, özgür liberal  ekonomi ile olabilirdi!!! 
Amerikalı yazar William Blum, Amerika'nın kurduğu bu tezgâhı şöyle tanımlıyor: “Herhangi bir yabancı ülkenin insanları, kurtarılmaya ihtiyaçları olduğunu fark edemeyecek kadar cehaletin karanlığına batar, ya da kurtarma isteğinin altında yatan Amerikan güdülerinin asaletini takdir etmeyi başaramazlarsa, onlara komünizmin cehenneminde yanacakları uyarısı yapılır. Ya da, CIA her zaman yaptığı işi yapar. Her şeye rağmen, her durumda kurtarılırlar” (“Haydut Devlet”, s.14)!
ABD'nin yarattığı bu 'Kızıl Tehlike' umacısı hakkında, II. Dünya Harbi'nin ünlü Amerikalı Generali McArthur'un 1957 yılında yaptığı şu değerlendirme de oldukça aydınlatıcıdır: “Hükümetimiz, çok ciddî ulusal âcil durum çığlıklarıyla bizi hiç bitmeyen bir korku durumunda tuttu; bizi sürekli bir yurtseverlik aşkıyla heyecan içinde bıraktı. Daima korkunç bir kötülük vardı. Eğer talep edilen büyük fonları temin ederek ve gözümüzü kapatıp arkalarından yürümezsek bizi, yutacak olan bir kötülük. Ancak, geçmişe baktığımızda, bu felâketlerin hiç gerçekleşmediği görülüyor; bunların pek gerçek olmadığı anlaşılıyor” (“Haydut Devlet”, s. 36)!
 Amerika bu propagandayı o kadar güçlü bir şekilde sürdürdü ki, Vietnam'da,  Orta ve Güney Amerika ülkelerinde, Endonezya'da, Afganistan'da, Irak'ta, Libya'da ve Suriye'de yaptığı zulümler, bu ülkelere yapılan askerî operasyonlarda milyonlarca insanın öldürülmesi bile, Amerika'nın 'Dünyaya Demokrasi Getirmek İçin Savaşan Ülke' imajını zedeleyemedi! 
NATO, “YEŞİL KUŞAK PROJESİ”NİN BİR PARÇASIYDI!
Truman doktrini, Sovyetler Birliği'ni, Amerika'nın denetimindeki İslâm ülkeleri ile (Yeşil Kuşak) kuşatmayı öngörmekteydi. Bu plânın uygulanmasına biz de seve seve katıldık!  Erol Bilbilik, 'Yeşil Kuşak' projesinin mimarı George Frost Kennan'dır diyor. Bilbilik'in belirttiğine göre, Kennan öyle büyük bir tasarımcı ki, savaştan sonra, “Bir komünist umacısı yaratalım, bu tehdidi Amerikan yayılmacılığının gerekçesi yapalım” fikrini savunuyor ve bunun kabul ettirilmesinde etkili oluyor. 'Kızıl Komünizm' korkusunu tüm  'Hür Dünya'ya yayıyorlar. Hâlbuki, 'Kızıl Komünistlerle', Avrupa'nın savaş sonrası düzenini, 4-11 Şubat 1945 tarihindeki YALTA Konferansı'nda, birlikte belirlemişlerdi! Elinde Atom Bombası bulunan Amerika, ne hikmetse, Doğu Avrupa ülkelerinin Sovyet nüfûz bölgesi olarak, Sovyetler Birliği'ne bırakılmasını kabul etmişti! 
Kennan, Temmuz 1947'de Foreign Affairs'te yayımladığı makalesinde, bu teorisini açıklıyor. Peki, amaç ne? Söylendiği gibi 'Dünya Barışı' mı?  Buna inanmak için çok saf olmak gerekir. Amaç tabiî ki, “Tüm dünyadaki gelirlerin yüzde 65'ine sahip Amerika'nın, bu durumunu devam ettirmek!” Kennan, “Bunu yapmak için duygusallıktan tamamen feragat etmeliyiz. İnsan hakları, hayat standardı ve demokratikleşmenin genişletilmesi gibi konulara kafa yormayı bırakmalıyız” diyor (John Pilger, “Dünyanın Yeni Efendileri”, s. 117)! 
Dünyaya hâkim olmak isteyen güçlerin elbetteki, bir de Silâhlı Kuvveti olması lâzım.  İşte NATO'nun işlevi budur! İddia edildiği gibi, NATO 'Komünizm Tehdidine' karşı kurulduysa, Soyetler dağılarak, bu tehdit ortadan kalktığına göre, bugün NATO hâlâ niçin var?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındık Fiyatı 2022 için ne kadar açıklanmalı?