İNSAN BÜYÜTEN YARALAR: “Deli Vahdet”

Yalı'da otururken Balıkçı İsmail Amca'dan işitmiştim: " Ana baba hakkı hiçbir vakit ödenmez."
Şimdi söylesem annesi beni dinler mi? Dinlemez. Zaman geçtikten sonra konuşmanın bir artısı olur mu? Olmaz. Malum dolu bir kap ilavelerle dolmaz. 
Ruhuna açılan yaralardan bir çocuk et tırnaktan kopmuşçasına inim inim inler mi? İnlemez. Niçin? Dünyanın en gereksiz jürisinin yani elalemin ne diyeceğini düşündüğü için.
Bu da benzer bir durumdu.
Beyaz renkli araç duraklayıp kalkarak, sağ sol manevraları ile ilerliyordu. İçindeki dört kafadardan üçü üniversite civarlarında olduklarından habersiz kendilerini araçtan don gömlek dışarı zor attılar. Yolun sağındaki parkeler sökülmüş, çalışma neticesinde sokağın kiliseye bakan tarafı kumdu. Sosyete mekanı Seyrangahsa aksilik, o akşam tıklım tıklım... 
Masalardaki insanlar onlara tebessüm ile bakmaya başladığında o ön koltukta saçlarını elleriyle kavramış, kafasını sallıyordu.
Peşindeymiş gibi karşı taraftan hücuma kalkan bir ordu, kapıyı açıp bir anda var gücüyle kum yığınına doğru kaçmaya başladı.
Derken arkasından bağıran Serdar'ın sesi kesildi, yüzüstü düşüverdiğini gördüm. Vahdet bunu fark eder etmez geri dönüp arkadaşının üzerine abandı. Etraftakilerin şaşkın bakışları arasında ”Lan oğlum yardım edin, ölüyoruz be!” diye haykırdı. Ellerini yere koydu, onda da yolunda gitmeyen bir şeyler vardı; bildiğin kan kusuyordu. Derken o da yere kapandı. İnsan görünümlü sanal yaratıklar ise fırsat bu fırsat "Story" çekiyordu. Hemen ambulans için telefona sarıldık.
Sağlıkçılar, o eski Anadol Marka aracın içinde kim var kim yok hepsini tek tek yoldan toplayıp götürdü.
Yakıtımızı tamamlayıp istasyondan biz de ayrıldık.
Ertesi gün kahvehanede bir çay içmeye çıkmıştım. Yerel gazetede manşet gözüme ilişti:
Sahte içki faciası: 2 Ölü!
Bu tarz haberlerden herkes gibi son dönemlerde yeterince bıkmıştım, kimdir nedir bakmadan geçiştiriverdim. Kahvehanedeki arkadaşlardan biriyle sohbet ederken vefat ettiğini öğrendim meşhur Deli Vahdet'in. Meğerse o sahte içki davası evvelsi akşam benim denk geldiğim vaka imiş. Ne yalan söyleyeyim gerçekten üzüldüm... 
Park halindeki bir kamyonun lastiğini tekmeleyen, bir şeylere isyan eden uzun saçlı bir adam görmüştüm mahallede, o sıralar lisedeydim.
Pencereden bakarken demiştim içimden “Acaba kimdir,  ne derdi var kimbilir…” diye. Vahdet uçları açık renk saçları, değişik yüzükler barındıran parmakları ile herkes gibi değil, hep farklı takılırdı.
O dönemler ki; mahallemizin kendi özel kuralları var, insan dediğin hele ki hırsız, arsız, tecavüzcü, sapık ise ıssız bir yerde cezaya çekilir, farzı mahal ya budanır ya da falına bakılırdı.
Bankamatiğin yanındaki otoparkta denk gelmiştik sonrasında. Kafası biraz güzel olduğunda üzerindeki tişörtü çıkarmıştı, vücudu iyileşmiş yaralardan bildiğin harita gibiydi.
Bunlar nedir Vahdet Abi diye sorduğumda, “ Bunlar insan büyüten yaralar kardeşim, boşver sen” deyip kapatmıştı konuyu. 
Mahalleden sahile inen dar bir arada, tek katlı bir gecekonduda oturuyorlardı. Bir kız kardeşi vardı ismi de Gülsüm'dü yanılmıyorsam.
Annesi ölünce üvey bir anne eline düşmüşler abi kardeş. Kadın nasıl bir psikopatsa çocuk yaşta işkenceye başlamış ikisine. Kah zaman darp, kah zaman kesikler, kah zaman sigara yanıkları. "Bahsettiği insanı büyüten yaralar"ın aslında onlar olduğunu anladığımda daha da bir acıdı içim. Baba sabah işe giden, her şeyden bihaber, alkolik bir adam olunca evde sadist bir kadın ve iki çocuk başbaşa kalıyorlarmış. Neyle tehdit ettiyse Vahdet'i ve Gülsüm'ü bir türlü kurtulamamışlar üvey anne zulmünden. Babasından sonra okulu bırakıp hamallık yaparak okutmaya çalışmış kardeşini lakin o da bir yere kadar.
Kız en son babası yaşında, kendi kadar torunları olan, evli, varlıklı bir adama kaçmış kuma olmuştu, Vahdet ise sahte içkinin kurbanlarından biri… 
Böyle bir hayata denk gelince,  herkesin "hakkı ödenmez ana baba" olamayacağını anlamış oldum. Her önüne gelen çocuk sahibi olmamalı bence. İlla olacaksa da sınavla, ruhsatla olmalı.  Yazık değil mi bilinçsiz, yetersiz bir tık daha fazla olacak belki ama karaktersiz anne babaların elinden hayatları mahvolan bunca gence?
Ey hayat sen bazı insanlar için ne garip, ne çilelerle dolu bir yolsun!
Market alışverişi sonrası gözüm o küçük eve ilişti geçen gün. Sokaklardan aldığı “Umut” adını verdiği siyah beyaz kediyi merak ettim. Yandaki manav dükkanında çalışan arkadaşı:
“Bir hafta evvel saldı onu. Demiş ki: “Ben hep esir gibi yaşadım, bari o özgür olsun.”
(Hikayemiz farklı hikayelerin birleşimi, mekan ve şahıs isimleri ise temsilidir.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Onur Ustaoğlu - Mesaj Gönder --- Okunma

# Bir, gibi

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?