No war

“Küçük bir yerde birkaç yüz bini bir araya gelmiş insanlar, üzerinde toplandıkları toprağı ne kadar bozmaya çalışmış, hiçbir şey yetişmesin diye taşlarla doldurmuş, taşların arasından uç veren otları yolmuş, ortalığı kömür ve petrol dumanına boğmuş, ağaçların orasını burasını kesmiş, tüm hayvanları ve kuşları kaçırmış olsalar da bahar, kentte bile bahardı. Güneş ısıtıyordu. Kökünden sökülmemiş otlar, yalnızca bulvarlardaki çimenliklerde değil, kaldırım taşlarının arasında da canlanarak büyüyor ve yeşeriyordu, akağaçlar, kavaklar, kuşkirazları, yapışkan ve kokulu yapraklarını çıkarıyordu, ıhlamurların tomurcukları patlamak üzereydi; alacakargalar, serçeler ve güvercinler, bahar sevinciyle yuvalarını kurmuşlardı. Karasinekler güneşin ısıttığı duvarların önünde vızıldıyorlardı. Bitkiler de, kuşlar da, böcekler de, çocuklar da neşeliydi. Fakat insanlar, büyük, yetişkin insanlar, kendilerini ve birbirlerini aldatmaktan vazgeçmiyorlardı. İnsanlar, bu ilkbahar sabahını, tüm canlıların iyiliği için yaratılmış olan dünyanın bu güzelliğini, barış, dirlik düzenlik ve sevgi çağrıları yapan bu güzelliği değil, birbirlerine üstün gelmek için kendi uydurdukları şeyleri kutsal ve önemli sayıyorlardı.”*
Böylesine uzun bir alıntıyla başlamaya gerek var mıydı? Söz konusu savaşın anlamsızlığı ve barışın kıymeti olunca elbette ki… 
Savaşla ilgili yazılabilecek en güzel yazı, savaştan bahsetmek zorunda kalmayan yazıdır, demek yanlış olmaz sanırım. 
Çehov'un bugün bir klişe olmaktan öteye geçen o, meşhur sahnenin duvarında asılı duran silah(tüfek)la ilgili cümlesini bilirsiniz; hani sahnede, duvarda bir tüfek asılıdır ve o tüfek oyun bitmeden mutlaka kullanılır(ateşlenir). 
Bugün Ukrayna'da yaşananları bir dejavu sananlara kocaman bir günaydın az bile kalır! Tarih ve tekerrür bataklığına hiç girmiyorum bile! Tarih sahnesinde kendilerine her daim lanetlenecek bir yer açmaya çalışan sahte kahraman(lar)ın, handiyse bütün dünyanın bir başyapıt olarak kabul ettiği Tolstoy'un Savaş ve Barış'ında, altını kalın kalın çizdiği savaşın anlamsızlığının yerine, Çehov'un kehanetine sarılıp ateşlediği silahın geri teptiğini görmesi pek de uzak olmasa gerek!
“ … halkı bugün bile çevresindeki sert ve açık gerçeğe rağmen eski zamanların sihirli masallarına inanmayı sever. Belki daha çok zaman bu inançtan kurtulamayacaktır.”** Dostoyevski, Ölüler Evinden Anılar'da;*** 'Çar da ben, Tanrı da benim!' diye bağıranların artık kalmadığını söylerken yanılıyor muydu?
Tolstoy'un, aşağıda sayfa numaraları verilen(1) Savaş ve Barış romanının ilgili bölümleri, Tanpınar'ın-sanırım-Huzur romanında kullandığı; dünya gömlek değiştireceği zaman hadiseler kaçınılmaz olur, vurgusuna koşut, altı çizile çizile, didik didik tekrar ve tekrar okunmalı. Ayrıca yine Tolstoy'un Anna Karenina'daki(2) savaş çığırtkanlığı yapan gazetecilere dair görüşlerini ve Sivastopol'daki(3), bürokratların tutumu ve diplomasinin işleyişiyle ilgili kısımları dikkatlice gözden geçirilmeli tuzu kuru savaş tellallarınca… 
Yine Tolstoy'un “İnsana Çok Toprak Gerekir mi?”(4) adlı hikayesinin de hırslarını dizginleyemeyip kendileriyle birlikte uluslarını da felakete sürükleyenlerce sindire sindire okunup anlaşılması dünyamızın gidişatı için büyük önem arz etmektedir. 
Savaşın kazananın olmadığını anlamak için daha ne kadar bedel ödemesi gerekiyor bu artık pek de genç olmayan yorgun dünyanın? 
İnsanlığın çözümü yanlış yerlerde aramasının son örneğine tanıklık etmenin burukluğunu, perşembenin gelişinin çarşambadan belli oluşu hafifletmek yerine daha da arttırıyor. 
Filler ve çimenler metaforunun ısıtılıp ısıtılıp sahnelenmesine şaşırmış gibi mi yapalım yoksa her seferinde bu ucuz tiyatronun iş yapmasına mı üzülelim bilemez olduk artık! 
Ey, hırslarının ve egolarının elinde oyuncak olmuş insanlar kafilesi, yetmedi mi dünyanın canına okuduğunuz? Ne zaman düşeceksiniz dünyanın yakasından? Çok uzaklarda değil pandemi nedeniyle çılgınlık ötesine varan üretimin azıcık yavaşlamasıyla bile dünyanın hemencecik kendisini tamire kalkıştığı günler. 
Bugüne kadar dünyanın cömertliğini yeterince talan etti insanoğlu diğer paydaşlarını neredeyse yok sayarak. Artık dünyaya borcumuzu ödemenin vakti gelmedi ey insanoğlu? 
“Vaktidir dostum, vaktidir! Yürek dinginlik istiyor,/ Uçuyor birbiri ardına günler ve geçen her saat alıp götürüyor/Yaşamdan bir parça daha, ve biz seninle ikimiz/ Yaşamak umudundayız, oysa kuşku yok ki öleceğiz./ Dünyada mutluluk yok, fakat dingin ve özgür olunabilir./ İmrenilecek bir yazgı düşlüyorum nicedir-/ Nicedir, ben, yorgun köle, kaçıp gitmektir istediğim,/ Uzak sığınağına çalışmanın ve lekesiz bir esenliğin.”****

* Diriliş, L.N.Tolstoy, Türkiye İş Bankası Yay., 15.bsk., Sh:3
** Oblomov, İ.A. Gonçarov, Türkiye İş Bankası Yay., 17.bsk., Sh:141
*** Ölüler Evinden Anılar, F.M. Dostoyevski, Türkiye İş Bankası Yay., 14.bsk., Sh:134-139
**** Seviyordum Sizi(Seçme Şiirler), A.S. Puşkin, Türkiye İş Bankası Yay., 4.bsk., Sh:106
1 Savaş ve Barış-2, L.N.Tolstoy, Türkiye İş Bankası Yay., 10.bsk., Sh: 3-8, 117-123 ve 317-321
2 Anna Karenina, L.N.Tolstoy, Türkiye İş Bankası Yay., 5.bsk., Sh: 1050-1053
3 Sivastopol, L.N.Tolstoy, Türkiye İş Bankası Yay., 6.bsk., Sh: 23-24
4 İnsan Neyle Yaşar, L.N.Tolstoy, Türkiye İş Bankası Yay., 5.bsk., Sh:63-80

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erol Konal - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Fındık Fiyatı 2022 için ne kadar açıklanmalı?