ABDÜLHAMİD YALANLARI! (1)

 Yıllarca, Sultan Abdülhamid'in 'Hürriyet Düşmanı' olduğu yalanlarına inandık. Fakat ileri yaşımıza rağmen okuma alışkanlığımızı terk etmediğimizden sürekli yeni şeyler öğreniyoruz.  Bu öğrendiklerimizin ışığında, geçmişte bize ezberletilenleri de tabiî ki, sorguluyoruz. Solun en saygın isimlerinden Prof. Niyazi Berkes'in “ Türkiye'de Çağdaşlaşma”, Doğan Avcıoğlu'nun “Millî Kurtuluş Tarihi”  isimli çok hacimli kitaplarında,  Sultan Abdülhamid hakkında, ezberlerimize aykırı bilgiler bulunca, bu bilgileri birçok Türk aydını gibi görmezden gelmedik; bunları not ettik. Abdülhamid'in Paris Sefiri Salih Münir Paşa'nın 1930'lu yıllarda Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanan anı yazılarının derlendiği ve Türk Tarih Kurumu tarafından “Geçmiş Zamanlar” adı ile bastırılan değerli kitabını da dikkatle okuduk. Bu kitaba ilgi duymamızı da Doğan Avcıoğlu'na borçluyuz. Çünkü “Millî Kurtuluş Tarihi” isimli kitabında, Salih Münir Paşa'dan övgü ile söz etmişti.  Abdülhamid hakkında son olarak, Andrew Mango'nun yazdığı ve ne yazık ki, ancak bu yıl okuyabildiğimiz,  “Modern Türkiye'nin Kurucusu Atatürk”  kitabında da çok önemli bilgiler bulduk. Bu bilgiler, Sultan Abdülhamid hakkındaki kara propagandayı toptan çürütecek ve İttihatçıların dünyada olan bitenden ne kadar habersiz ve ülke gerçeklerinden ne kadar uzak, sözde devrimciler olduklarını göstermektedir.
İngiliz yazarı Andrew Mango'nun Abdülhamid Dönemi ile ilgili şu değerlendirmesi, o dönemi anlamamız bakımından oldukça aydınlatıcı ve aynı zamanda ezber bozucudur: “Tahsilli Türk Müslüman gençleri arasındaki yaygın kanı, Abdülhamid rejiminin, Osmanlı Devleti'nin geleceğini ve özellikle Müslüman yönetici sınıfını tehlikeye atan bir despotluk olduğu yönündeydi. Osmanlı gücünün tümüyle çökmesine neden olduğu konusundaki bu yaygın inanış, bu yılların (Ermeni toplumunun bazı kesimleri dışında), gayrimüslim topluluklar için iyi bir dönem olduğu ve Türk, Arap, Arnavut ya da Kürt olsun, tüm Müslümanlar için pek de fena geçmediği gerçeğinin üstünü günümüze kadar örtmeye devam etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk dünyaya geldiğinde, çok uluslu Osmanlı İmparatorluğu çatırdıyor ama işlevini hâlâ sürdürüyordu” (“Atatürk”,  s. 39)!
Mango, burada tabiî ki, bizim hayalperest, Batı hayranı  Jön Türkleri yani İttihatçıları kast etmektedir. Andrew Mango'nun şu değerlendirmesi üzerinde de düşünülmelidir: “Sultanın pek de sert olmayan otokratik rejiminden yararlanan devrimci askerler, daha sonraki yıllarda kendi sahip oldukları güce karşı çıkılınca, çok daha sert davranacaklardı” (Mango, age. s.74)! 
Yani, Sultan Abdülhamid'i 'Hürriyet Düşmanı' olduğu gerekçesiyle tahttan uzaklaştıran İttihatçılar, Abdülhamid dönemini aratacak boyutta bir müstebit idare kuracaklardır! Tabiî, bu gerçeği kavrayabilmek için, önce, önyargılar bir kenara bırakılmalıdır.
EN BÜYÜK TOPRAKLARI KAYBEDEN PADİŞAH!
 Sultan Abdülhamid, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilân edilmesinden sonra, iktidarı ele geçiren İttihatçılar için “Ülkeyi 10 yıl idare etsinler, 100 yıl idare etmişler sayarım” demişti.  İttihatçılar 9 yılın sonunda ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar! Sorumlulukları çok büyüktür. Trablusgarp'ın, Balkanların kaybı, ülkenin hiç gereği yokken I. Dünya Harbi'ne sokulması, bu yüzden ülkemizin 2 milyon evlâdını savaşlarda ve hastalıklardan kaybetmesi, Halep, Musul, Kerkük, Filistin ve Hicaz'ın kaybı İttihatçıların yüzündendir. Fakat, İttihatçı hayranlığı  hâlâ daha devam ettiğinden, İttihatçıların sebep olduğu bu büyük felâketlerin üstünün örtülmesi için, yine Sultan Abdülhamid'e başvurulmakta,  Prof. İlber Ortaylı'nın “Son İmparator” diye vasıflandırdığı bu büyük padişah, 'En Büyük Toprakları Kaybeden Padişah' olarak suçlanmaktadır! 
Bu suçlama, tarihimizin en büyük yalanıdır. Sultan Abdülhamid,  tarihimize “93 Harbi” olarak geçen, 1877-1878 Türk-Rus Harbi'nin ve bu harbin sonunda kaybedilen toprakların sorumlusu olarak gösterilmektedir ki, külliyen yalandır. Sultan Abdülaziz'in 31 Mayıs 1876 tarihinde bir darbe ile tahttan indirilmesinden sonra V. Murad padişah olmuş; fakat aklî durumundaki sorunlar nedeniyle, 31 Ağustos 1876'da Sultan Abdülhamid tahta çıkarılmıştır. 
Tekrar hatırlatalım:  Sultan Abdülaziz'i tahttan indiren ve 4 gün sonra da öldürten Darbeci Paşalar devlete hâkimdiler. Güçlerini pekiştirmek için bir zafere ihtiyaç duyuyorlardı. Bu nedenle, Abdülhamid'in uyarılarını dinlemeyerek, ülkeyi Rusya ile savaşa sürüklediler. Bu savaşı kaybettik ve dolayısıyla bazı toprak kayıpları yaşandı. Sultan Abdülhamid'in bunda hiçbir dahli yoktur. Her şeyin sorumlusu Darbeci Paşalardır. Bu harp devlete çok büyük bedellere mâl olmuştur. Bir kere kahramanca savaşmasına rağmen, iaşesi ve takviyesi sağlanamadığı için yenilen ordumuz büyük bir moral kaybı yaşamıştır. Balkanlarda kaybettiğimiz topraklardan İstanbul'a büyük bir göç yaşanmıştır. Bunların sorumlusu aralarında Mithat Paşa'nın da bulunduğu Darbeci Paşalardır. Rus Harbi'nin masrafları, malî yapının daha da bozulmasına sebep olmuş ve neticede Duyûn-ı Umumiye idaresi kurulmuştur.
Sultan Abdülhamid Rus Harbi nedeniyle Meclis'i kapattığı için, büyük saldırılara uğramaktadır. Hâlbuki, Meclis'in kapatılmasının en temel sebebi, gayrimüslim milletvekillerinin Meclis'te görüşülen her şeyi elçiliklere bildirmesidir. Aynı durum 1908 Meclis'nde de söz konusu olacak ve bundan en fazla İttihatçılar şikâyet edeceklerdir.
SULTAN ABDÜLHAMİD'İN MEŞRUTİYETE BAKIŞI
Sultan Abdülhamid hatıralarında, iki Meşrutiyet hakkında şu ibret alınacak değerlendirmeyi yapmaktadır: “Meclis-i Mebusânı ikinci defa açarken, ilk kapamaya sebep, milletin akıl ve idrakinin olgunlaşmamış bulunmasını göstermiştim. Bunu o kadar tezyif (küçük düşürmek) suretinde tenkid ve otuz seneyi mütecaviz bir zaman sonra gelen ve içlerinde evvelkilerle kabil-i kıyas olmayacak surette mükemmel tahsil görmüş, münevver adamlar bulunan mebuslar ne kadar rüşt ve sedad (akıl) gösterdiler? Birinci devre şöyle böyle geçebilmişti; ikincisi karmakarışık. Bu tereddüt o dereceye vardı ki, Trablusgarp elden giderken muhalifler (Hürriyet ve İtilâfçılar) sevinçlerinden mebusan salon ve koridorlarında horan teptiler. Sonra da, muvafıklar (ittihatçılar)  harbi umumîyi alkışlarla kabul ettiler! Meşrutiyet ilân edildi de ne oldu? Devletin borcu mu azaldı? Memleketin yolları, limanları, mektepleri mi çoğaldı? Kanunlar şimdi daha mâkul ve mantıkî mi tanzim ediliyor? Ahâli daha mı müreffehtir? Efkâr-ı umumiyye-i cihan daha ziyâde mi lehimizdedir? Tabip olmayan veya usul istimalini bilmeyen adamların elinde ilâcı şâfî (şifa verecek ilâç)  bile zehr-i katil olur.  Çok teessüf ederim ki, vakalar, pek az zamanda beni tasdik etti” (Nurer Uğurlu, “II. Abdülhamid'in Hatıra Defteri”,  s. 163)! 
Bugün, bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz fakat ne yazık ki, 'Hürriyet Aşkı'nın sebep olduğu kayıpları geri getirmemiz mümkün değil! 
Hürriyet aşkı ile izanlarını kaybeden Yeni Osmanlıların düşman oldukları Sadrazam  Âli Paşa hakkında, İbnül Emin Mahmud Kemal İnal'ın “Son Sadrazamlar” kitabında verdiği şu değerli bilgiyi burada paylaşalım: 1870 yılındaki Fransa-Almanya Harbinin kaybedilmesinden sonra iktidara gelen Adolphe Thiers, Almanya ile yapılan barış antlaşması konusunda Âli Paşa'nın bile görüşlerine başvurduğunu belirtmektedir! Demek ki, Âli Paşa, bu kadar değerli bir Sadrazammış. Fakat bunu gelin de bizim, bir Meclis açılınca işlerin yola gireceğini zanneden ihtiraslı aydınlara anlatınız! Ne var ki, Âli Paşa karşıtı aydınlardan biri olan ve Paşa hakkında çok ağır şiirler yazan (Zafername'de Âli Paşa'ya çok ağır eleştiriler vardır)  Ziya Paşa, Paşa öldükten sonra, devletin içine düştüğü durum karşısında Âli Paşa'ya büyük haksızlık yaptığını idrak ederek, mezarı başında ondan af dileyecektir!
Devletin içinde bulunduğu zor şartlardan habersiz 'Hürriyet mücadelesi veren' Namık Kemal de, Sadrazam Âİi Paşa hakkında şu çok ağır şiiri yazabilmiştir: 
“Âli, bu devleti sana muhtaç gösterip, 
İkbalü mesnedinde bekadan ümidi kes.
Bilmem nedir lüzumu vücudi habisinin
Dünyayı boynuzun mu tutar hey öküz teres.”
(Kaynak, “Son Sadrazamlar I”, Âli Paşa bölümü s. 53). 
Bir Sadrazam hakkında böyle bir şiir yazılabiliyor ve ondan sonra da 'Ülkede Hürriyet Yok' deniliyor! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?