ÖNCE, İÇİMİZDEKİ BATICILARDAN KURTULMAK LÂZIM! (4) (SON)

Temelleri 1838 tarihli Baltalimanı Serbest Ticaret Antlaşması ve Tanzimat Fermanı'na kadar uzayan; 1940'ların sonlarında, 'Küçük Amerika Olmak' hayalleri ile hız kazanan baş döndürücü serüvenlerin sonunda vardığımız yer meydandadır: Yeni bir krizin içindeyiz!
Bunun nedeni, Atatürk'ün Tam Bağımsızlıkçı anlayışının terk edilerek, yeniden MANDACILIĞIN benimsenmesidir! Büyük Atatürk, bu mandacı anlayışı daha 1919'da şu sözlerle eleştirmekteydi: “Ahmaklar, memleketi Amerikan Mandasına, İngiliz Koruyuculuğuna bırakmakla kurtulacak sanıyorlar.  Kendi rahatlarını sağlamak için bütün bir vatanı ve tarih boyunca devam eden Türk bağımsızlığını feda ediyorlar. Bu ne gaflet, ne körlük ve hattâ ne budalalık!  İstanbul'un yüce kişileri de bu fikirde. İçlerinden biri çıkıp da, 'Ya İstiklâl ya ölüm' diyemiyor” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 265)! 
Atatürk'ün Batı Kapitalizmine ve Emperyalizmine bakışını burada tekrar hatırlatalım. Belki, 'Atatürkçüyüz, Milliyetçiyiz' diyenlerin vatanseverlik duyguları kabarır da, bu Küresel Soygunun aracısı olan siyasetçileri deşifre ederek, milletin gerçekleri görmesini sağlarlar:  
 ”…İstiklâlimizi emin bulundurabilmek için heyeti umumiyemizce, heyeti milliyemizce bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücahedeyi (çarpışmayı) câiz gören bir mesleği takip eden insanlarız. Fakat ne yapalım ki, demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş. Efendiler! Biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz.  Çünkü biz bize benziyoruz, efendiler” (Kâzım Öztürk, “Atatürk'ün TBMM Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları”,  s. 662).
Bu sözler aynı zamanda, kendilerini Milliyetçi-Atatürkçü olarak tanımlayanların da mihenk taşıdır. Bir Atatürkçü, bir Türk Milliyetçisi emperyalist devletleri 'FIRSAT KAPISI' olarak göremez. Böyle düşünmekte ısrarlı olanların, Atatürkçülüğü ve Milliyetçiliği maske olarak kullandıkları açıktır. 

IMF'YE ÜYE OLDUKTAN SONRA BAŞIMIZA GELENLER!
Burada, bir kıyaslama yapılabilmesi için Tek Parti Dönemi ve Milletlerarası Sermayenin vesayetine girdiğimiz 1947 sonrasına ait ithalât ve ihracat rakamlarından bazı örnekler vereceğiz. Önemli sayıda aydınımız ve siyasetçimiz Batı'ya, 'gözü ülkemizin topraklarında olan devletler olarak değil, bizi yatırımlarıyla kalkındıracak ülkeler olarak bakıyorlar ya'; rakamlar yalan söylemez, geçmişten günümüze dış ticaret rakamlarımıza bir bakalım ve gerçekler neymiş görelim:
Türkiye Lozan Antlaşması gereğince, 1929 yılına kadar kendi gümrük vergilerini eski tarife üzerinden uygulamak zorunda kaldı. Yüzde 12.9 olan bu oran 1929 yılında yüzde 45.7'ye yükseltilecek ve bu sayede Dış Ticaretimiz 1930 yılından itibaren fazla vermeye başlayacaktır.  Yıllar itibariyle dış ticaret rakamlarımızdan bazı örnekler verelim.


Yıl           İthalât (Dolar)     İhracat (Dolar)
1923        86.872.000         50.780.000          
1930        69.540.000         71.380.000          
İnönü Döneminde de Dış Ticaret Fazlası devam edecektir. Ne var ki, 1947 yılında hiç gereği yokken, paramız devalüe edilerek IMF'ye üye olduktan sonra açıklar başlayacaktır.
1939          92.498.000                 99.647.000   (İHRACAT)
1940          50.035.000                 80.940.000              
1941          55.349.000                 91.056.000               
1942        112.879.000               126.115.000             
1943        155.340.000               196.734.000              
1944        126.230.000               177.952.000            
1945          96.969.000               168.264.000            
1946        118.889.000               214.580.000            


DIŞ TİCARET AÇIKLARI  BAŞLIYOR:
1947        244.644.000 (İTHALÂT)   223.307.000 (İHRACAT)
1948        275.053.000                      196.799.000              
1949        290.220.000                      247.825.000          
1950        285.614.000                      263.424.000           
1951        402.086.000                     314.052.000          
1952        555.920.000                     362.914.000          
1961        507.205.000                     346.740.000         
1970        947.604.000                     588.476.000        
1980     7.909.000.000                  2.910.000.000       
1990   22.362.000.000                12.959.000.000     
1994   23.700.000.000                18.105.000.000    
2000     54.502.000.000                27.774.000.000            
2002     51.530.000.000                36.059.000.000      
2005  116.774.000.000                 73.476.000.000   
2009  140.928.000.000               102.142.000.000  
2019  210.345.000.000               180.833.000.000  
2020  175.987.000.000               135.712.000.000   
Evet! Dış Ticaret rakamları bunlar. “Türkiye'nin dış ticareti, yıllara göre” yazıp, çıkan tabloda “Türkiye'nin dış ticareti-Vikipedi” bölümü tıklandığında bu rakamlar önünüze gelecektir.  Bu soygun sistemi hakkında biraz daha bilgi verelim: Bankalar Birliği rakamlarına göre, bankaların 2019 kârı 50 milyar TL. 2020 kârı 60 milyar TL, 2021 yılı 9 aylık kâr 56 milyar TL. Sadece AKP iktidarı döneminde iç ve dış borçlar için 932 milyar lira faiz ödemesi yapılmış iyi mi?
Serbest Piyasa Ekonomisi ile Kalkınma Masalı'nın gerçek yüzü işte budur!
Yüzlerine 'DOST' maskesi takmış Batı'yla müttefik olup, bu, Çağdaş Kırk Haramilerin reçetelerini uygulamaya başladıktan sonra, dış ticaret açığı vermediğimiz tek bir yıl yok! Nasıl bir soygunun yaşandığı açıkça görülüyor. Fakat, siyasetçilerimiz soyulduğumuzu nasıl göremiyorlar anlaşılır gibi değil. Hâlbuki, geçmişimizde bir Atatürk Dönemi ve başarı ile uyguladığımız Plânlı Karma Ekonomi Modeli var! Ne var ki, gözler Batı hayranlığı ile kör olduğu için, bu gerçeğin görülebilmesi ne mümkün! Ancak, görülemezse, başımıza daha neler gelir ancak Allah bilir.
Televizyonda sayın Kılıçdaroğlu ve sayın Akşener'i dinliyoruz. Sayın Akşener 'ekonomi kurmaylarımız ile görüşeceğiz. İktisadî meselelerimize çözüm yolları arayacağız' mealinde konuşuyor. Allah aşkına! Siz bugüne kadar millî bir ekonomi programı yapmadınız mı? Hâlâ daha, sonuçları bu kadar net bir şekilde meydanda olan Serbest Piyasa Ekonomisini sürdürmekte  mi ısrarlısınız? 
İktidarın ekonomi siyaseti bizi bugünlere getirdi. Meclis'teki muhalefetin de ortaya koyduğu Millî bir ekonomi modeli bulunmuyor! 
Vatansever aydınlar bu gerçeği milletimize bütün çıplaklığıyla anlatmalıdırlar. Türkiye için bir Çıkış Yolu vardır. Bu, Büyük Atatürk'ün Plânlı Karma Ekonomi Modelidir.  Fakat bu Millî Modelin uygulanabilmesi için önce yüzlerdeki sahte Atatürkçü ve milliyetçi maskelerinin düşürülmesi gerekmektedir. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?