UNUTURSAN, YOK OLURSUN!...

İslam dünyası ve özelde de Türk Milleti iki asra yakın bir süredir koma halinde…
Son iki yüzyıllık süreyi nasıl geçirdiğini, başına ne geldiğini, halen nerede olduğunu ve ne zamandan beri bilinç kaybı yaşadığını bilmiyor!...
Buraya nasıl geldi, daha önce kimlerle birlikteydi, ne işle uğraşıyordu, ne için yaşıyordu?… 
Bu sorularla ilgili hiçbir şey hatırlamayan;  ne ilginçtir ki cevabını da aramayan, kimliğini, kişiliğini  tümüyle unutmuş bir toplumun içindeyiz şu an!...
“Ne olacak bu memleketin hali?” diye sitem edildiğinde, kimsenin aklına “komada kaldığımız” gerçeği gelmiyor…
O acı gerçeği azcık araladığımızda durum şu:
Sanayi devriminden bu yana uykudayız…
Şuurumuzu kaybetmiş, “zamanı” ve “mekanı” tamamen unutmuş bir haldeyiz…
Halbuki yaşam; “zaman, mekan ve insan” üçgeninden oluşan bir döngünün içinde geçer!...
Kendinizi bu çarkın dışına ittiğinizde bitkisel hayata girmeniz kaçınılmazdır…
- “Kendimize gelmeden, asıl kimliğimizi hatırlamadan” komadan çıkmak mümkün mü?
2015 yılında Almanya gezisinde, Duisburg şehrinde imamlık yapan bir arkadaşımı ziyaret ettim...
Görev yaptığı camiye ait  bahçenin tam ortasında, harabe halinde metruk bir binayı görünce, bunun ne olduğunu, niçin yıkılmadığını sordum.
Harabe binanın olduğu arsayı, cemaatin yardımıyla sonradan satın aldıklarını; niyetlerinin orayı yıkıp, yeni ve modern bir sosyal bina inşa etmek olduğunu ama belediyenin bu binanın yıkılmasına onay vermediğini söyledi. 
Peki gerekçe ne imiş, ne işe yarayacakmış bu harabe, sormadınız mı dedim… 
Aldıkları cevabı duyduğumda vücuduma iğne batırılmış gibi hissettim:
- İnsanlık tarihinin ve Almanya'nın en önemli olaylarından olan İkinci Dünya Savaşına tanıklık ediyor o bina… Ülkenin önemli hafızalarından biri; çivisini bile sökemezsiniz!...

Bugün Almanya ile aramızdaki tek fark bu!...
Bunu bir türlü göremiyoruz, ayılamıyoruz…
Geçmişe ait ne varsa yıkmanın, yok etmenin derdine düşmüşüz…
Olayların tarihini saptırmak, unutturmak!...
Asırlık geçmişimizin kimliğini saklayan mekanları yok etmek…
Bize ne kazandıracak?
O geçmiş; günahıyla, sevabıyla bizim kimliğimiz, benliğimiz…
Geçmişi bilmeden kendimize nasıl geleceğiz? Komadan nasıl çıkacağız?
Bir yazar durumu şöyle özetliyor:
“Paris, Londra tarihi bir şehir… İçine girdiğinizde o tarihi yaşıyor, şehrin sahiplerinin kimliğini öğreniyorsunuz… Ancak İstanbul tarihi bir şehir değil; tarihi eserlerin bulunduğu bir şehir… İstanbul'a girdiğinizde şehrin kimliğini bulamıyorsunuz!...”
İnsanı inşa eden en önemli araçtır mekan…
Mekana düşman olan, insana dost olabilir mi?
Cumhuriyet döneminde Türkiye'de yaklaşık 50 bin yerin ismi değiştirilmiş!...
Aralarında doğduğum kasaba olan “Harşit” de var!...
Orhan Gazi'nin “Keşiş Dağı” dediği yeri “Uludağ” yapmışlar…
Fatih'in “Tekfurdağ” adını koyduğu yeri “Tekirdağ” yapmışlar…
Anadolu alperenlerinin “Elaziz” diye kıymetlendirdikleri şehri “Elazığ” yapmışlar…
Altı asır boyunca sorun teşkil etmeyen yer isimleri, son yüzyılda niçin problem olmuş?
Bu isimlerin neyinden utanır olmuşuz?
Cevabını bilen var mı?
İbni Rüşd'den Gazali'ye, Farabi'ye kadar yüzlerce alimin “Eflatun” deyip, bizden biriymiş gibi bahsettiği kişinin adını son elli yılda niçin “Platon” koyarsınız?
Amacınız ne sizin?
İnsanlık tarihini kan ve vahşetle dolduran ama bugün her alanda dünyaya hükmeden İngilizlere bakın:
- Zaman, mekan, insan… Hangi birinden vazgeçmişler?
Ülkeyi yöneten kraliçe hala at arabasıyla dolaşıyor!
Ortaçağdan bu yana aynı mimariyi kullanıyorlar…
Kaldırım taşları dahil geçmişten kalan tüm mirası itina ile koruyorlar… Bütün dünya, saatini “Greenwech” denilen küçük bir İngiliz kasabasına göre ayarlıyor… Zamanı onlar yönetiyorlar!
Millet meclisleri kraliçenin atadığı 795 üyeli lordlar kamarası ile halkın seçtiği 650 üyeli avam kamarasından oluşuyor… Çoğu üyesi kilise temsilcilerinden olan lordlar kamarası veto gücüne sahip… Avam kamarası hikaye…
Bütün bunlarla yetinmiyorlar…
Diğer ataları Yunanlıların “demokrasi” maskeli kültürünü başka bedenlerde yaşatmak üzere bizim gibi ülkelere pazarlıyorlar!...
Biz ne yapıyoruz?
Kaybettiğimiz kimliğimizi İngilizlerin, Almanların, Fransızların gösterdikleri yerde arıyoruz?
Onların ışık tuttuğu yöne bakıyoruz!
Kıblemiz güya “Kabe” ama, her yeni güne “Greenwech'e” dönerek başlıyoruz!...
Ders almak için, atom bombasıyla yerle bir olan ve bizim kaynaklarımızın sadece beşte birine sahip Japonya'ya baksak kafi… 
Tokyo'yu dünyanın merkezine koymuş, öz benliğine sıkı sıkıya sarılmış, başkasının çizdiği değil,  kendi belirlediği yörüngeye oturmuş, zamanından, mekanından ve kendi kimliğinden kopmamayı başarmış o Japonya sanki ayrı bir dünya gibi…
Değişmeyen bir kural var:
Kendini unutursan, kaybolursun!
Kaybolursan, yok olursun!...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Bayram --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?