ÖNCE, İÇİMİZDEKİ BATICILARDAN KURTULMAK LÂZIM! (3)

 MALİYE BAKANLIĞI TEFTİŞ KURULU'NUN RAPORU!
 Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın, 14 Nisan 2004 tarihli gazetelerde yayımlanan bir araştırması da bu düşünceleri desteklemekte ve âdeta 12 Eylül'den sonra izlenen ekonomik ve sosyal politikaların yanlışlığını kanıtlamaktadır. Bu araştırmaya göre, IMF politikaları sebebiyle, 20 yılda, sadece yurt dışına toplam kaynak transferi yaklaşık 200 milyar dolardır. Devlet iç borçlanma senetlerinin sağladığı enflâsyonun üzerindeki yüksek getiri, kısa vadeli sermaye hareketlerinin serbestliği sebebiyle, yurt dışındaki yabancı sermayedarlara olağanüstü bir gelir sağlamıştır. Teftiş Kurulu raporunda ekonominin düzelmesi için yer alan önerilerden bazıları şunlardır: Merkez Bankası kanununda değişiklik yapılarak, Hazineye kısa vadeli avans imkânı sağlanmalı, kısa vadeli sermaye hareketleri vergilendirilmeli, 32 sayılı karar revize edilmeli, kısa vadeli mevduat ve döviz tevdiat hesapları vergilendirilmeli, vade uzadıkça vergi düşürülmeli, krizlerde yabancı bankalar aracılığıyla yapılan döviz manipülâsyonları önlenmeli,  belli miktarın üzerinde döviz bulundurulması yasaklanmalı, yurt dışına belli miktarın üzerindeki tek taraflı döviz transferleri disipline edilmeli, AB'ye tam üyeliğe kadar Gümrük Birliği yeniden düzenlenmelidir. Raporda belirtildiğine göre, borçlanmada kısır döngü içine girilmiştir, kamunun temel fonksiyonları için ayrılan kaynaklar yetersiz bir hâle gelmiştir, gelir dağılımı bozulmuş, değer yargıları bozularak ahlâkî yozlaşma artmıştır!
Bu tespitler, bir devlet kurumu tarafından yapılan araştırmanın sonuçlarıdır! Bu araştırmada her şey siyah beyaz bir fotoğraf gibi ortaya konulmaktadır. Fakat ne hikmetse her şey eskisi gibi sürmektedir! 
Ankara Ticaret Odası'nın yaptığı bir araştırma da Türkiye'nin nasıl soyulmakta olduğunu, tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Buna göre 1983-2003 yılları arasındaki dönemde 243 milyar doları dış borç, 811 milyar doları da iç borç olmak üzere 1 trilyon 55 milyar dolar borç altına girilmiştir. Bu dönem itibariyle ödediğimiz dış borç faizi 81 milyar dolar, iç borç faizi ise 235 milyar dolardır. Bugün ise 2003'teki dış borçlarımız katlanmıştır!
Joseph Stiglitz'in, Doğu Asya krizinin sebepleri üzerinde dururken, Güney Kore hakkında söyledikleri de ibret almamız gereken çok önemli bilgiler: “Kore, savaş bittiğinde, Hindistan'dan daha fakirdi; 1990'ların başında, ileri sanayileşmiş ülkelerin kulübü olan Ekonomik işbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne (OECD) katıldı.  Kore, dünyanın en büyük bilgisayar çipi üreticilerinden biri hâline geldi. Ülkenin Samsung, Daewoo ve Hyundai gibi büyük holdingleri dünyaca tanınan mallar ürettiler. Kore, dönüşümünün ilk günlerinde para piyasalarını sıkı bir şekilde denetlerken, ABD'nin baskısıyla şirketlerin yurtdışından borç almasına gönülsüzce izin vermişti. Ancak bu şirketler yurtdışından borç alarak kendilerini uluslararası piyasanın kaprislerine karşı korumasız bırakmışlardı. 1997'nin sonlarında Kore'nin başının dertte olduğu dedikodusu Wal Strett'te hızla yayıldı. Kore, Batı bankalarından aldığı vadesi gelen borçları erteletemeyecekti ve bu borçları ödeyecek rezervleri yoktu” (Joseph Stiglitz, “Küreselleşme, Büyük Hayal Kırıklığı”, age. s. 116)!  
 Aynı durumu bize de yaşatmadılar mı?
 Hükümetin 2008 yılı bütçesinde borçlar için ayırdığı faiz miktarı 56 milyar liraydı. Bu miktar 2021 yılı bütçesinde 179.5 milyar liradır. Borsa, faiz, kâr transferi ve başka yollarla  gidenler bu miktara dahil değil! Hani övünüyorlardı ya 'Babalar gibi' satmakla, bütün varlıklarımızı el oğluna devretmekle; işte bu kafa ile içine sürüklendiğimiz durum budur!
 Yabancılar kendilerine 'hediye edilen' pardon satılan kuruluşlardan elde ettikleri kârları tabiî ki, yurt dışına transfer ediyorlar. Diğer taraftan bu gayri millî iktisadî politikanın bir önemli sonucu da Dış Ticaret Açığının 2008 yılında 50 milyar dolara yükselmesidir ki bu, bütün cumhuriyet hükümetlerinin cari açığına eşit bir miktardır!
Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Özer Ertuna IMF reçetelerini uygulayarak belini doğrultan bir tek ülkenin bulunmadığını söylüyor ve şu uyarıları yapıyor: “IMF bize, liberalleşeceksiniz, piyasalarınızı açacaksınız, özelleştirme yapacaksınız, devleti küçülteceksiniz dedi, iktidarlar bu politikaları uyguladı.  Her şeyimizi satmaya başladık; yatırım malı ithalâtı yapmıyoruz, tüketim için ithalât yapıyoruz. Yüksek faizle borçlanıyoruz.  Borçlarımız azalmıyor, artıyor. Türkiye soyuluyor. Gelecek nesillere borç devrediyoruz!”   
Ekonomist Selim Somçağ, IMF politikaları konusunda şu düşündürücü tespiti yapıyor: “Türkiye'ye dayatılan IMF programlarında beceriksizlik söz konusu değildi; bunlar bilinçli olarak Türk ekonomisini çökertmek ve Türkiye'yi IMF'ye, dolayısıyla IMF'nin patronu ABD'ye bağımlı kılmak için tasarlanmıştı” (“Türkiye'nin Ekonomik Krizi”, s. 10)!  
Prof. Güngör Uras'ın belirttiğine göre, Türkiye sadece banka hortumlamalarında 77 milyar doların üzerinde bir kamu kaynağını yitirmiştir. Doğalgaza dayalı enerji üretimi ve yüksek alış garantili üretimler yüzünden milyarlarca dolar kaybetmiştir (Milliyet, 17.2.2004).
BOTAŞ eski Genel Müdürü, gelecek yıllardaki enerji ihtiyacımız konusunda abartılı rakamlar ortaya atılarak, kamuoyunun yeni doğalgaz santrallerine hazırlandığına dikkat çekiyor. Genel Müdür, “Türkiye, su kaynaklarını,  güneş ve rüzgâr enerjilerini  ve  kömür kaynaklarını yeterince kullanmamaktadır! Ancak, enerji alanındaki tatlı kârlar ihânete kadar giden politikaların uygulanmasına yol açmaktadır” diyor! Ne ise ki, iktidar ayıktı da, güneş ve rüzgâr santrallerine önem verilmeye başlandı. 
Türkiye soyulmaktadır; bu soygun dışarıdan ve içimizdeki kansızlar tarafından yapılmakta; soyguncular yeni soygunların hesabını yapmaktadırlar! Bir zamanlar yardım diye aldığımız IMF kredileri de bir başka soygun aracıydı. Bu konuda Selim Somçağ şu değerlendirmeyi yapıyor: “IMF'nin 2001'den bu yana Türkiye'ye verdiği kredilerin faizinin ne olduğu konusunda bir gram resmî bilgi bulamazsınız. Yalnız, eski Hazine Müsteşarlarından Mahfi Eğilmez, Radikal Gazetesi'nde bu konuda tahminî bir hesaplamayla, bu dönem içinde Türkiye'ye verilen IMF kredilerinin ortalama faizinin % 11 olduğunu yazmıştır.  Hâlbuki bu dönemin çoğunda New York piyasasında dolar faizi % 3-4 civarında, hattâ bazen onun da altındaydı.  Yani, Türkiye'ye, yardım adı altında tefeci faizleri dayatılmış; fakat 57, 58 ve 59. hükümetlerin gıkı bile çıkmamıştır” (Somçağ, “Türkiye'nin Ekonomik Krizi”,  s. l93)!
Türkiye'nin önemli bir sorunu da,  sıcak para konusundaki çaresizliğidir. Joseph Stiglitz bu konuda şu uyarıcı tespitleri yapıyor: “Ticareti serbestleştirme, gelişmekte olan ülkeler için son derece vakitsiz ve kötü yönetilmişken, sermaye piyasasının liberalleştirilmesi birçok açıdan daha da kötüydü. Sermaye piyasasının liberalleştirilmesi, ülkeye giren ve çıkan sıcak para akışını kontrol altına almayı amaçlayan yasal düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bu spekülâtif para, fabrika yapmak ya da iş sahası yaratmak için kullanılamaz, şirketler anlık bir kararla çekilebilecek bir parayı kullanarak uzun vadeli yatırımlar  yapamazlar. Gelişmekte olan ülkelere, bu uçucu sermaye akışlarının taşıdığı risklerle başa çıkabilmeleri için, rutin olarak 'kısa vadeli yabancı kaynaklı kredilere eşit miktarda rezerv ayırmaları' tavsiye edilir. Bunun ne anlama geldiğini görmek için gelişmekte olan küçük bir ülkenin bir Amerikan bankasından yüzde 18 faizle l00 milyon dolar kredi aldığını farz edelim. Rezervler genellikle ABD Hazine Bonosu olarak tutulur, bu bonoların getirisi de yüzde 4 civarındadır!  ABD bankası gayet güzel bir kâr elde edebilir” (Stiglitz, “Küreselleşme, Büyük Hayal Kırıklığı”, s. 87).  
Evet! 'Dostlarımızın' tavsiyeleriyle, biz de, yıllarca aynen böyle yaptık! Gerçeğin farkında olanlar ise mevkilerini kaybetmek endişesiyle seslerini çıkarmadılar! Yüksek faizle borçlandığımız dövizler düşük faizle 'rezerv' adı altında ABD bankalarında düşük faizle tutuldu! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?