ÖNCE, İÇİMİZDEKİ BATICILARDAN KURTULMAK LÂZIM! (2)

GÜMRÜK BİRLİĞİ UĞRUNDA  VERİLEN TAVİZ
Türkiye, Avrupa Parlamentosu'nun 13 Aralık 1995 tarihli kararıyla Gümrük Birliği'ne kabul edilmişti. Ancak Türkiye, Gümrük Birliği uğrunda, Kıbrıs Rum Kesimi'nin, tüm Kıbrıs adına AB'ye girmesine karşı çıkmamak gibi  küçük (!) bir şartı da kabul etmişti!  Bu nasıl bir gaflettir anlamak mümkün değil! 'Gümrük Birliği'ni bizden başka imzalayan iki ülke(!) daha var; bunlardan biri San Marino, diğeri de Andora kasaba devleti!  
 Prof. Şeref Oğuz'un belirttiğine göre, Gümrük Birliği belgelerinin, antlaşmanın imzalanmasından iki yıl sonra Türkçeye tercüme edildiğini de hatırlatalım! İşte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, böyle bir yönetim anlayışıyla yönetilmiştir. Cahit Kayra Gümrük Birliği Antlaşması'nı imzalayan Tansu Çiller için boşuna 'CAHİL KADIN' demiyor! Ne yazık ki,  Gümrük Birliği'ne girişimize, DYP'nin koalisyon ortağı olan SHP'nin Genel Başkanı Sosyal Demokrat siyasetçimiz  Murat Karayalçın da 'EVET' demişti!         
MEKSİKA DA GÜMRÜK BİRLİĞİ KAZIĞINI YEMİŞTİ!
Gümrük Birliği konusunda yalnız değiliz; çok uluslu şirketlerin tuzağına düşen, daha çook az gelişmiş ülke var.  Henüz tam bir yıkıma sürüklenmemişken, bu ülkelerden biri olan Meksika'nın başına gelenlere bir göz atmakta yarar var. 
Meksika 70'li yıllara kadar gıda bakımından kendine yeten ender ülkelerden birisiydi (Yakın zamana kadar tarım ürünleri bakımından biz de dünyanın kendi kendine yeten 7 ülkesinden biri olmakla övünürdük!). Meksika Hükümetleri millî bir ekonomi politikası izlemekte ve yabancı sermaye yatırımlarını sıkı bir biçimde denetlemekteydi. Fakat Meksika'da, milletlerarası anlaşmalara ve özellikle de ABD ile NAFTA anlaşmasına imza atıldıktan sonra önemli değişiklikler meydana gelir. Prof. Oktay Sinanoğlu'nun belirttiğine göre, Meksika'nın NAFTA'ya sokulması için büyük entrikalar çevrilir. NAFTA'ya katılmaya karşı olan cumhurbaşkanı adayı seçim kampanyası sırasında, 'Delinin biri vurdu' numarasıyla öldürülür. Yerine, ABD'nin ünlü YALE üniversitesinde okumuş, Meksika'nın üst tabaka zenginlerinden birinin oğlunu cumhurbaşkanı yaparlar.  O da Meksika'yı Kuzey Amerika Gümrük Birliği'ne (NAFTA) sokar. O zamana kadar siyasetinde ve iktisadında iyi giden Meksika kısa sürede iflâs noktasına gelir (Oktay Sinanoğlu, “Türk Aynştaynı”, s. 172).
Binden fazla kamu işletmesi özelleştirilen Meksika, önceleri tüm dünyaya küreselleşmenin ve piyasa ekonomisinin başarılı bir örneği olarak gösterilirken işler birden ters gitmeye başlar. 1995 yılında Meksika'da korkunç bir çöküş yaşanır. Enflâsyon ve işsizlik yükselir. Tarım uzmanları, Meksika'ya  serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak temel tarım ürünleri olan mısır, fasulye ve şeker pancarının ithalât listesine alınmasını, tarım destekleme alımlarının durdurulmasını önerirler. Satın alma güçleri yüzde 60 düşen Meksikalılar, artık bir zamanlar kolayca elde ettikleri günlük ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz bir duruma gelirler. Milletlerarası büyük finans güçleri Meksika'ya çok kötü bir oyun oynamışlardır (Metin Aydoğan,  “Bitmeyen  Oyun”, s. 110).
RUSYA BU OYUNDAN KURTULMAYI BAŞARDI!
Milletlerarası güçler Rusya'ya da büyük bir kazık atarlar! Gorbaçov  bir olup bitti ile  devrildikten sonra, Boris Yeltsin  bir 'Project Democracy' eylemi ile başkanlık koltuğuna oturtulur! Bu konuda William Blum bize şu önemli bilgileri veriyor: “Amerikalı danışmanların, Yeltsin'in kampanyasına katkılarını ölçmek imkânsızdır; çünkü, eğer kendi başlarına bırakılsaydı Rusların hangi taktikleri kullanacakları, uygulamada ne kadar başarılı olacakları ya da olayların nasıl gelişeceğini bilmek imkânsızdır. Ancak şunu biliyoruz: Amerikalılar gelmeden önce Yeltsin seçmenlerin sadece yüzde 6'sı tarafından tercih ediliyordu. Oylamanın ilk turunda komünistlerin yüzde 32'sine karşı oyların yüzde 35'ini, ikinci turda da yüzde 40'a karşılık yüzde 54'ünü aldı. Time dergisi bunu 'Demokrasinin Zaferi' olarak açıkladı” (“Haydut Devlet”, s. 211)!  Sonrasında,  Soros Rusya'yı çok sevdiğinden (!) ekonomiyi düzeltmek için Ruslara yardımcı olsun diye uzmanlar gönderir. Soros bunu şöyle anlatmaktadır: “Bir grup iktisatçıyı Sovyetler Birliği'ne yönelttim.  Polonya'da birlikte iş yaptığım J.Sachs çok iştahlıydı. Sachs İtalya'dan Romano Prodi ve IMF'den David Finch'i önerdi.  Ben de IMF'den Stanley Fischer'i, Dünya Bankası'ndan Jacob Frankel'i, Harvard'dan Larry Summers'ı ve İsrail Merkez Bankası'ndan Michael Bruno'yu önerdim.”
Rusya'da sanayi kredileri “Şok terapi 1992” ile durdurulur.  Devlet kendi şirketlerini birdenbire parasız bırakır. Sonuç enflâsyonun tırmanması ve Rublenin çöküşü! 
Şu 'tesadüfe' bakınız ki, Özal da aynı şeyleri yapmıştı!  
ABD Rusya'da sadece Yeltsin'e mi yardım etti? ABD, sürekli olarak muhalifleri destekledi! Nitekim, Rusya'da 2011 yılı Aralık ayında yapılan parlamento seçimlerinde ABD yönetimi, 9 milyon dolar gönderdiklerini kabul etti. Rusya Başbakanı Putin ise, muhaliflerin kışkırtılması ve seçmenlerin yönlendirilmeleri için ABD'nin 9 milyon dolar değil, yüz milyonlarca dolar harcadığını ileri sürdü (Aydınlık gazetesi, 13.12.2011)!
RUSYA'YI ÖRNEK ALMALIYIZ! 
Batı'yı 'FIRSAT KAPISI' olarak gören bir anlayışla, Türkiye'nin ekonomik sorunlarını aşmasının imkânsız olduğunun hâlâ daha anlaşılamaması gerçekten çok hazin bir durumdur. Bu da, aydınlarımızın ve siyasetçilerimizin nasıl bir zihin kontrolü altında bulunduklarının çok vahim bir göstergesidir. 
Kendi Millî Politikalarını uygulayan ülkeler krizden kurtuluyorlar. Rusya Federasyonu, Putin'le bunu başardı. IMF hâkimiyetinden kurtulan Rusya, çıkarlarını korumak için gerektiğinde ABD'ye kafa tutabilmektedir. Nitekim Putin, Yukos şirketinin patronunu tutuklayarak, ülkesini ele geçirmeye çalışan Yahudi sermayesine kapıyı göstermesini bilmiştir. Putin Soros'u da ülkesinden kovmuştur.  IMF kontrolündeki bir Rusya'nın bunu yapması mümkün müydü? Bu aynı zamanda, Medya gücüne dayanarak dünyayı yönetmeye kalkanların aslında o kadar da güçlü olmadıklarını da  gösteriyor! Millî Şuûra sahip kadrolar devlete hâkim olduğunda, Küresel Güçler (ŞİRKETOKRASİ) o ülkede etkilerini kaybediyorlar. Rusya Putin'le bu küresel kuşatmayı kırabildi. Putin, Rusya halkının çıkarlarını gözeten bir ekonomi siyaseti uyguluyor. Fakat, Batı, Rusya'yı demokratik bir ülke olmamakla suçluyor. Demokratik bir ülke olabilmek için artık biliyoruz ki, Amerika'nın çıkarlarına hizmet etmek gerekiyor!
TÜRKİYE ÜÇ KAĞIT EKONOMİSİ UYGULUYOR!
Millîci iktisatçılara göre Türkiye'de uygulanan ekonomi 'Üç Kağıt Ekonomisi'dir. Yani üretimle ilgisi olmayan,  döviz, borsa ve faiz üzerinde yoğunlaşan spekülatif bir ekonomidir. Üniversitelerimizde, borsaların, tasarrufların ekonomide değerlendirilmesinde yararlı olduğu öğretilir.  Bu,  Batılı ülkeler için doğrudur ancak uzmanlar, Türkiye gibi ülkelerde borsanın, Batı'nın operasyonlarında bir köprü olarak kullanıldığını söylemektedirler. 2001 yılında yaşadığımız kriz ve 2008 yılında yaşanan Küresel Kriz ve bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik kriz  bu görüşleri doğrulamaktadır.
Prof. Öztin Akgüç'e göre,  “Sermaye piyasasının önemli düzeneklerinden biri olan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın (İMKB) ekonomiye hiçbir katkısı yoktur.  Bu piyasa etkinlikten yoksundur.  Borsanın, malî birikimleri üretken yatırımlara çevirme işlevi yoktur. Halka açılarak büyük bir yatırım projesi gerçekleştiren bir tek şirket yoktur. Ayrıca borsa az sayıda manipülatörün güdümü altındadır (Cumhuriyet, 10.06.2001)! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?