ÇAYIN BAŞKENTİ - 1

Gazi Mustafa Kemal 1924'te, sonbahar aylarında Anadolu'da uzun bir gezi yaptı.
11 Eylül - 23 Eylül günlerini kapsayan bölüm Karadeniz Kıyıları'nda yapılmıştı. Geziler "Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Sonbahar Gezileri" adıyla yayımlandı. Bu yapıtın 1984 yı­lı baskısı Çağdaş Yayınlarından kitaplaştı. Karadeniz Kıyıları'nda bölümünde Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Samsun gezileri anlatıyor.
Çayın başkenti Rize bölümünden alıntılar:
"17 Eylül 1924'te öğleden sonra saat beşte Rize'ye varıldı. Hamidiye Rize'ye yaklaşırken denizin dalgalı olmasına karşın kayıklar ve motorlarla karşılamaya koşan Vali, Komutan ve halk temsilcilerince uzaklardan karşılandı.
Savaş gemilerinden toplar atılırken, on binlerce halk da kıyıdan silah sesleri ve sonsuz alkışlarıyla büyük konuğu selamlıyordu. Bütün halk, okullar, bağlantılardan saygılarını sunmak ve hoş geldin demeye ge­len yüzlerce kişilik delegeler, karaya çıkan Cumhurbaşkanını coşku ve taşkı içinde karşılıyordu. Her yer bayraklarla donatılmış; Rize, eşsiz bir bayram görünümüne bürünmüştü.
Gazi, Hükümet Konağını sonra Belediye, Halk Partisini, Komutanlığı onurlandırma ile ilgililerini, kentin ve bağlantılarının ileri gelenlerini, subayların saygı sunmalarını kabul etti. Gazinin geçtiği yollara baştan başa halılar serilmiş, birçok yerde kurban­lar kesilmişti.
Gazi, kendi adına yapılan bir çeşme ile büyük caddenin açılışını yaptı. Gece, Mataracı Mehmet Bey'in evinde konuk kaldı. Halk, gece fener alayları düzenleyerek Gazi'nin ayakbastısını kutluyordu.
Gazi; Rize'de ilkin Görele, Bayburt, Narman, Sinop, Hopa, Tortum, Çanakkale'den çağrı telgrafları almış, bunlara da ayrı ayrı teşekkürlerini, Erzurum'a gideceğinden yapılan çağ­rılara icabet olanağı bulunmadığını bildirmiştir.
Gazi, bugün öğle üzeri halkın parlak saygı sunma gösterileri arasında Giresun'a yö­nelerek Rize'den ayrıldı. Rize'den ayrılırken, bir hoca kalabalığı, bir dilekçe ile Gazi'ye başvurarak kapatılan medreselerin yeniden açılmasını dilediler. Gazi; memleketin, ulu­sun felaketi nedenlerinin ne olduğunu kısaca anımsatıp bu arada şu sözleri söyledi:
'Okul istemiyorsunuz. Oysa ulus onu istiyor. Bırakınız artık bu zavallı halk, bu vatan evlatlar: yetişsin. Medreseler açılmayacaktır. Ulusa okul gerektir.'
Gazi'nin yüksek sesle verdiği bu kesin yanıt, bütün halk ve öğrencilerce "Bravo" ses­leri ve alkışlarıyla karşılandı. Rizeliler, limandaki bütün kayıklarla motorlara binerek Hamidiye'yi saatlerce izledi ve uğurladı."
Rize, Kuzeydoğu Anadolu'nun sarp, engebeli yerlerinde kurulan küçük bir kıyı ilimiz­dir. Kıyı çok dardır. Yüksek dağlardan akan akarsuların getirdiği alüvyonlardan oluşur. Karadeniz kıyılarının çoğu gibi girintili çıkıntılı; çakıllarla, kumlarla kaplı kıyıla­rı göz alıcıdır. Bu görünüm güzelliği 2000'li yıllarda yitmiş, gitmiştir. Çünkü Doğu Kara­deniz kıyı yolu bilim adamlarının, çevrecilerin, geleceği düşünen sağduyulu yurttaşların, aydınların, uyarmalarını göz ardı edenlerce "bu güzelim" kıyılar taşlarla doldurularak yapılmıştır. Bu yörenin güzelliğini tatmak isteyecekler ancak bu taş dolgudan kurtula­bilenleri göreceklerdir, onları fotoğraflayacaklardır. Rize kenti de taş dolgunun en so­mut yerleşiklerindendir. Gezeceğiniz kentin üçte ikisi dolgu, deniz dolgusudur.
Kentten yükseldikçe Karadeniz'in en yüksek tepelerine çıkılır. Kaçkar, Verçenik, Ko­yun Sokağı, Vacakar, Çaymakçur, Gudedeshevsivrisi, Marsis, Aşağı Karataş... 3322 ile 3937 m. yüksekliktedir.
Kıyıdan başlayan yükseklik birçok açıdan gezilmesi gereken, yaşanması, solunması, yen­mesi içmesi gereken; çok hızlı akan akarsu kıyaları, göller, yaylalar, dağlar tepeler, or­manlar oluşturur. Rize yalnız bu özelliği, güzelliği için de yılın tüm aylarında gelinecek gezilecek, kalınacak illerimizdendir.
Boğazyurdu, Kayron, Ayder, Kaçkar, İkizdere, Çamlıhemşin, Elevit, Palovit, Tirevit, Hazindağ, Samistal, Sal, Pokut, Kito, Çağrankaya, Cimil, Varda, Kaman, Bermudan, Karos.. unutulmayacak Rize yaylalarıdır.
Rize en yağışlı ilimizdir. Yağış, bol yağış alan tüm coğrafyalar gibi deniz, gökyüzü dışında gördüğünüz bütün yerler yeşilin binbir tonunu taşır. Ormanlar, korular, otlaklar, binbir renkli çiçeklerle donanmış yaylalar, alabalığa binlerce yıldır yuva olan çağıl çağıl akan dereler...
Çağlayan, Arılı, Fırtına, İyi dere, Venek, Durak, Hala, Taşlıdere, Balata­ya... bunlardandır….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hayrettin Günay --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?