NEDİR BU BATI HAYRANLIĞI (9) (SON)

CANLI YAYINLA İTİRAF!
PKK terörü 40 yıldır ülkemizin baş belâsıdır ve arkasındaki güç, Batı hayranı siyasetin bir türlü görmek istemediği Batılı 'dostlarımızdır!'
Bunun kesin böyle olduğunu PKK Kandil Komitesinden Duran Kalkan açıklamasın mı?
Rudaw TV'nin naklettiğine göre, Duran Kalkan şöyle konuşmuş: “Ateşkes ilân etmek için Avrupa'da yasal açıklama zemini bulamadık. 'Ateşkes ilân etmeyecek, savaşı sürdüreceksiniz' diye bize defalarca dayatmalarda bulunuldu. Bu dayatma açık oldu, gizli oldu. Sözle oldu, fiiliyatta oldu. Ama, bize dayatılan çatışmaydı, çözümsüzlüktü. Biz hiçbir devletten çözüm dayatması, çözüm programı, çözüm projesi görmedik. Tam tersine, bizimle ilişki kurdular; düşüncemizi, siyasetimizi, niyetimizi öğrendiler. Eğer, niyetimiz çözümden yanaysa, ateşkesten yanaysa, onu boşa çıkarmak için saldırılarda bulundular.”
Şimdi anlıyor musunuz PKK terörünün niçin bunca yıl sürdüğünü?
Bir de, 'Kürt Sorununu biz Meclis'te çözeceğiz' diyenler var!
Peki, gerçekten bu ülkenin bir Kürt Sorunu var mı? 'Kürt Sorunu Var' diyenler acaba bir kamuoyu araştırması yaparak, Türk Milletinin gerçek düşüncesini öğrenmişler midir?
Ne gerek var ki, 'Kürt Sorunu Var' diyorlarsa mutlakta vardır!
KÜRT SORUNU YOK TERÖR SORUNU VAR!
SAROS Araştırma Şirketi'nin yaptığı 'Ekim ayı Türkiye Gündemi ve Siyaset' konulu araştırmanın dikkat çekici sonuçları var. Özellikle 'Kürt Sorunu Var' diyenler bu anketi mutlaka okumalı ve bilgilenmelidirler!
Türk Milleti'nin çoğunluğu Kürt sorunu değil, PKK sorunu olduğu kanaatinde! Halkın yüzde 82.4'ü HDP'nin kapatılmasını istiyor. Vatandaş 'Türkiye'nin en önemli sorunu ekonomidir' diyor! Peki, sayın Kılıçdaroğlu ve Akşener ne diyor? HDP meşru bir partidir!
AK Parti seçmeninin yüzde 52'i, CHP seçmeninin yüzde 81.1'i 'PKK sorunu var' diyor!
Duran Kalkan'ın da açıkça ifade ettiği gibi, Kürt Sorunu Batılı 'dostlarımızın' ilelebet var olmasını arzuladıkları bir 'SORUN'DUR! Amaç, Türkiye'nin kaos içinde bocalaması, istikrarsızlık içinde debelenmesidir. Terörle meşgul edilen Türkiye, Batı'nın siyasî ve iktisadî vesayetini kıracak enerjiyi bulmakta tabiî ki, zorlanacaktır. Batı bunu çok iyi biliyor. Tabiî, bir de, İç Cephe'nin parça parça edilmesi hadisesi var ki, bu da Batı'nın en temel stratejisidir ve başarı ile uygulanmaktadır!
Atatürk, 6.3.l922 tarihinde T.B.M.M'de yaptığı bir konuşmada, kuvvetli bir İÇ CEPHE'NİN önemi hakkında şu uyarıları yapar: “Dâhili cephe, aslolan cephe, bütün memleketin aynı fikir ve kanaatte olarak, yekvücut olarak tesis etmiş oldukları cephedir. (…) Asıl önemli olan ve asıl, memleketi temelinden yıkan ve halkını esir eden dâhili cephenin sukutudur (düşmesidir). İşte bu hakikate bizden ziyâde vâkıf olan düşmanlarımız ki, başta en zelil düşman olan İngiliz, asıl bu cepheyi yıkmak için iki üç seneden beri ve asırlardan beri sarfı mesai etmektedir…”
Atatürk, bu önemli konuşmasında, düşman olarak İngiltere'den söz ediyor. O zaman en büyük düşman, dünyanın en büyük hâkim gücü olan İngiltere'ydi. II. Dünya Harbi'nden bu yana, bu güç artık Amerika'dır! Bugün, 'Stratejik Ortağımız' olan Amerika'nın Türkiye hakkındaki 'niyeti' de, İngiltere'den farklı değildir.
Batı, kendi kurgusu olan Çok Partili Sistemi, İç Cephe'yi parçalamak için ne de güzel kullanıyor. Hâlbuki, siyasî partiler, siyasî mücadelelerinde vatanın bütünlüğü ve milletin birliği ilkesini asla gözden uzak tutmamalıdırlar. İktidar mücadelesi vatanın yüksek menfaatlerinin göz ardı edilmesine yol açmamalıdır. Böyle bir siyasete her şeyden önce aydınlar ve millet karşı çıkmalıdır. Ne yazık ki, kifayetsiz fakat muhteris siyasetçilerin kışkırttıkları 'Yandaşlık Ruhu' bu çok önemli gerçeğin görülmesini engellemektedir.
Ne yazık ki, hiçbir siyasî partinin, ülkeyi Batı'nın siyasî ve ekonomik vesayetinden kurtaracak millî bir ekonomi programı yoktur! Muhalefetin ortak söylemi şudur: Biz bütün sorunları çözeceğiz! Peki, “NASIL” diye sormak hakkımız yok mudur? Yaşadığımız şu ekonomik kriz günlerinde bile, muhalefetin ortaya koyabildiği bir millî ekonomik program yoktur!
Saros anketine dönecek olursak, iktidarın dış politikasına vatandaşın muhteşem bir itirazını da görüyoruz. Katılımcıların yüzde 84.1'i Suriye, Mısır ve Afganistan ile ilişkilerimizin düzeltilmesini istiyor! Bu gerçekten çok önemli bir gelişmedir. Özellikle, Suriye ile ilişkilerimizin, 2010 yılındaki düzeye dönmesinin ne anlama geleceğini düşünebiliyor musunuz? Bir kere, Türkiye-Suriye birlikteliği gerçekleşince, Amerika artık PYD'yi destekleyen tavrını sürdüremeyecektir. Türkiye ve Suriye, Birleşmiş Milletler nezdinde bulunacakları ortak girişimlerle, Amerika'nın Suriye'deki varlığının bir haydutluk olduğunu kabul ettirdiklerinde, Amerika artık Suriye'de barınamaz ve bu da PYD'nin sonu olur. PYD'nin Suriye'de dağılması, yurt içindeki PKK terörünü de bitme noktasına getirir; böylelikle, HDP bölücülüğü de sona erer. Tabiî, Türkiye'deki muhalefetin de millî bir çizgiye gelerek, 'Kürt Sorunu var' demekten vazgeçmesi ve HDP'ye desteğini geri çekmesi gerekecektir.
NEMESİS TATBİKATI!
Amerika, Kıbrıs açıklarında, yanına aldığı 7 ülkeyle birlikte Nemesis adında bir tatbikat düzenliyor. Tatbikat GKRY'nin (Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin) sözde MEB'inde (Münhasır Ekonomik Bölgesinde) gerçekleştiriliyor! Tatbikata katılan ülkeler gerçekten ilginç: Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Mısır, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi!
Bir kere bu tatbikatın ismi oldukça ilginç! Tatbikat, Yunan Tanrıçası, 'KİN ve İNTİKAM' anlamına gelen NEMESİS ismini taşıyor! Daha önce de bu isimle tatbikatlar düzenlenmişti! Bu son tatbikat NEMESİS adıyla düzenlenen tatbikatların sekizincisi! Kendilerini tüm Kıbrıs'ın temsilcisi olarak gören şımarık Rumlar, Batılı ağabeylerinin desteğiyle, bölgede gerginliği arttıracak adımlar atmaya devam ediyorlar. Uluslararası bazı petrol tekelleri de bu tatbikatı izliyormuş! Tabiî ki, petrolü onlar çıkaracaklar; Türkiye de seyredecek! Daha doğrusu öyle zannediyorlar. Fakat yanıldıklarını görecekler. Bütün bu yaşananlardan sonra, Batı'yla, millî menfaatlerimize rağmen uzlaşmayı tavsiye eden, Batı'yı FIRSAT KAPISI' olarak gören bir siyasete 'MİLLÎ' denilebilir mi?
ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Senato'da soruları cevaplarken, Rusya'dan alınan S-400'leri gündeme getirerek şu sözleri sarf etmişti: “Sözde stratejik ortağımız Türkiye'nin Rusya ile aynı çizgide olması kabul edilemez!”
Atlantikçi ve Avrupa Birlikçiler lütfen cevap versinler: Bu kadar aşağılanmaya, bu kadar tehdide rağmen Batı karşısında hâlâ daha uysal koyun gibi mi davranacaklar? Türklüklerini hatırlayarak, Mustafa Kemal Paşa'nın Anti-Emperyalist çizgisine mi gelecekler?
Dün, I. Dünya Harbi'nin mahv-ı perişan ettiği bir millet olarak, o düşkün durumumuzda bile, nasıl ayağa kalkarak, İstiklâl Harbi'ni kazanmayı ve sonrasında da bu zaferi, bir İktisadi Zaferle taçlandırmayı başardıysak, bugün, o yıllardan çok daha güçlü bir durumda olan Türkiye, bu başarıyı elbetteki yeniden tekrarlayabilir. Fazla söze gerek yok. Bunu yapmak zorundayız. Bunu yapacak tarihî birikime ve potansiyele sahibiz. Türkiye artık kendine yeni bir rota belirlemelidir. Bu rota hiç kuşkusuz AVRASYA'dır. Avrasya ile bütünleşmedikçe, Batı'nın siyasî ve ekonomik vesayetinden kurtulamayız. Avrasya, iktidarın ve muhalefetin ortak rotası olmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?