NEDİR BU BATI HAYRANLIĞI? (8)

NATO'ya katılmamız Meclis'te büyük bir coşkuyla karşılanır. Milletvekilleri, “Tarihte ilk kez eşit haklarla bir ittifaka girdik” diye konuşmalar yaparlar! Mondros Mütarekesi'nin ardından Musul'u İngilizlere teslim eden Ali İhsan Sabis, Millî Savunma Bütçesi görüşülürken şu vahim sözleri sarf eder: “Amerikan uçak gemileri derhâl Boğaz'dan geçip, Karadeniz'e açılmalı ve Montrö antlaşması yırtılıp atılmalıdır!” Türk Dışişleri Bakanı, Lizbon'da katıldığı ilk NATO toplantısında şu talihsiz sözleri sarf eder: “Büyük harekette ve kayıtsız şartsız işbirliği zihniyetiyle hareket etmeyi ilke edinen bir müttefik bulacaksınız!”
Türkiye'nin NATO'ya katılması üzerine, Sovyetler Birliği 13 Kasım 1951'de Türk Hükümetine bir nota vererek, 'Doğrudan doğruya kendilerine yöneltilmiş olan bu saldırgan bloka Türkiye'nin katılmasıyla ve emperyalist Amerika'ya topraklarında üs vermesiyle doğacak sorumluluğun doğrudan doğruya Türk Hükümetine ait olacağı' uyarısını yapar (Prof. Fahir Armaoğlu, “20. Yüzyıl Siyasî Tarihi”, s. 521).
Doğan Avcıoğlu, 'Ne pahasına olursa olsun NATO'ya girmek sevdası' yüzünden yaşadığımız akıl tutulması konusunda şu değerlendirmeyi yapıyor: “Hemen bütün kuvvetler NATO buyruğuna verilir. Ne yardım verilirse alınır. Amerikalıların hemen her isteği 'kayıtsız şartsız işbirliği' zihniyetiyle yerine getirilir. O yıllarda, NATO Daimî delegesi olan Fatin Rüştü Zorlu, Ordumuzun NATO'nun buyruğuna verilmesi konusundaki bir soruya, şu vahim cevabı verir: 'Hem kocaman bir ordumuz olacak, hem de bunu Amerika besleyecek fena mı'” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1607)!
BUGÜN NATO'YA NASIL BAKILIYOR?
NATO'ya bakışımız, askerlerin büyük bir çoğunluğu dahil, sayın Akşener'in bu yazı dizimizin başında verdiğimiz sözleriyle son derece uyumludur! Yani, Batı'yla işbirliği bizim için büyük bir fırsat olarak görülmektedir! NATO da elbetteki, bu işbirliğinin önemli bir enstrümanıdır! Bu nedenle, NATO üyeliğimiz kesinlikle devam etmelidir! Fakat NATO karşıtı görüşler de var ve Atlantikçi kesim bundan oldukça endişeli!dir! Rus uçağının düşürülmesinin ardından, Cumhurbaşkanımızın Rusya'yı ziyaret ederek, 9 Ağustos 2016 tarihinde Rusya Devlet Başkanı Putin'le görüşmesinden sonra, iki ülke arasında başlayan yakınlaşma da, Batı hayranlarını endişelendirmişti! Hattâ muhafazakâr kesimin önemli isimlerinden Yusuf Kaplan Haber Türk TV'de, 'Türkiye'nin Rusya tarafından kuşatıldığını' bile dile getirmişti!
NATO'CULARN Köşe yazılarında, şu akla ziyan endişe ve uyarıların dile getirildiğine şahit oluyoruz: “Türkiye'de Batı aleyhtarlığı had safhada. Oysa, Türkiye'nin ekonomik yapısı artık AB sisteminin bir parçası, Türkiye'nin güvenlik yapısı NATO'nun bir parçası; ABD ile kağıt üzerinde olanın ötesinde bağlar var. Türkiye'de Hükümetiyle, muhalefetiyle; siyasîlerin, Batı aleyhtarlığı üzerine körükle gitmelerinin ne ülkeye ne halka bir fayda sağlamayacağını görmeleri gerekiyor!”
Bu gafillere, Almanya'da yapılan bir kamuoyu araştırmasında sorulan, “NATO ve Rusya'dan hangisi daha tehlikeli” sorusuna, Alman halkının çoğunluğunun, “NATO” diye cevap verdiğini hatırlatalım!
NATO'nun bize vurduğu darbelerin en büyüğü şüphe yok ki, gelişmekte olan savaş sanayimizi yok etmesidir. NATO'ya girdikten sonra, Kırıkkale silâh fabrikaları gazocağı yapmaya başlamıştır! Atatürk, 1937 yılı Meclis açış konuşmasında “Kendi uçaklarımızı yapıyoruz. Yakında bunların motorlarını da yapacağız” derken; Batı'yla müttefik olduktan sonra uçak projesinden de vazgeçilmiştir! 70 yıl sonra millî uçak projesi çalışmaları yeniden başlatılmıştır. İnşallah 2030 yılında ilk uçağımızı yapmaya başlayacağız! Uçak yapımında geldiğimiz aşamayı CNN Türk'de, TUSAŞ Genel Müdürü sayın Prof. Temel Kotil'den dinlerken, Türkiye'nin bu aşamaya Batı'ya rağmen geldiğini de hatırladık! Ne var ki, Batı ile müttefikliğin bize nelere mâl olduğunu bu millete mensubiyet duygusu olmayanların görebilmeleri mümkün değildir!
ÇIKIŞ YOLU VAR!
Bir Çıkış Yolu bulunabilmesi için, öncelikle, Atatürk'ün ölümünden sonra, İsmet Paşa'nın Cumhurbaşkanlığı döneminde, yapay bir Sovyet Tehdidi gerekçe gösterilerek, Amerika'nın vesayetine nasıl girdiğimiz ve bu vesayetin siyaseten ve ekonomik olarak nelere mâl olduğu görülmelidir. Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra Rusya ile kurulan yakın ilişkilerden ürkerek, 'Rusya'nın sömürgesi olacağımız' endişesinde olanlara, çağımızda, orduların işgali ile hâkimiyet kurulması devrinin geçtiğini; artık Finans Kapitalin hâkimiyetinin söz konusu olduğunu ve bu gücün merkezinin de BATI olduğunu; ayrıca, Rusya'nın da bizim gibi, Batı'nın tehditlerine karşı kendini savunmak durumunda olan bir ülke olduğunu hatırlatırız! Bu nedenle, iki ülkenin birlikte hareket etmeleri son derece doğaldır.
Fakat, bunun için öncelikle bu işbirliğinin önemi idrak edilerek, ilkeli bir siyaset takip edilmelidir. Hâlbuki, AK Parti iktidarı, hem Rusya ile ilişkileri geliştirmek istiyor; fakat diğer taraftan Gürcistan ve Ukrayna ile kurulan ilişkilerle Rusya'nın husumetini çekiyor! Ukrayna'nın ve Gürcistan'ın NATO'ya girmesi savunuluyor! Gürcistan Devlet Başkanı ise GKRY'ni ziyaretinde Kıbrıs'ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu söyleyerek, KKTC'yi tanımadığını açıkça beyan ediyor! İktidar, Kırım'ın Ukrayna toprağı olduğunda ısrar ediyor. Hâlbuki, biz 1774'de Kaynarca Antlaşması'yla Kırım'ı Rusya'ya bırakmıştık. Ayrıca, Rusya ile ilişkileri oldukça gergin olan Ukrayna'ya dron satıyoruz! Rusya bunu açıkça eleştiriyor. Hâlbuki, Batı'nın vesayetine karşı Rusya ile işbirliği yapılacaksa ki, mutlaka yapılmalıdır, bunun ilkeli olması gerekmez mi? En azından Rusya'nın dostluğunun çok daha önemli olduğu idrak edilerek, Ukrayna ve Gürcistan'la da Rusya'nın husumetini çekmeyecek bir işbirliği içinde olunması daha doğru değil midir?
Çin, Rusya, İran ve Irak'la yakınlaşmamız (Ki, buna mutlaka, Suriye de dahil edilmelidir) Batılı 'dostlarımızı' ve içimizdeki ' Yeni Mandacıları' endişelendiriyor. Nitekim, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson'un, 2017 yılı Kasım ayı sonlarında, Wilson Center'de 'ABD ve Avrupa: 'Batı İttifaklarını Güçlendirmek' başlığı altında yaptığı bir konuşmadaki şu sözleri de bunu gösteriyor: “NATO müttefiki olarak Türkiye'den, NATO müttefiklerinin ortak savunmasına öncelik vermesini istiyoruz. İran ve Rusya, Türk halkına Batı ülkeleri camiasına üye olmanın sağladığı ekonomik ve siyasî faydaları sunamaz!”
İyi ki, hatırlatmış sayın Tillerson bu gerçeği! Türkiye Tillerson'a kulak vermelidir. Tillerson bize, aklı sıra millî menfaatlerimizin nerede olduğunu hatırlatıyor: “Türkiye'nin millî menfaatleri dün olduğu gibi bugün de Amerika'yla ve Batı ile birlikte hareket etmektedir! Türk siyasetçisi ve aydını bunu hiçbir zaman unutmamalı ve Amerika'nın zaman zaman yaptığı küstahlıkları umursamamalı; Türkiye 'Medenî Dünya'ya sırtını dönmemelidir. Rusya ile işbirliği Türkiye'yi ancak gerilere götürür!”
Hâlbuki, Tillerson Türkiye'nin Rusya ve bölge devletleriyle yakın işbirliği kurmasından korkuyor. Hele, Suriye ile kurulacak yakın bir ilişkinin Suriye'deki Amerikan ve PYD varlığının sonu olacağını gayet iyi görüyor. Ne yazık ki, Amerika'nın gördüğü bu gerçeği bu ülkeyi yönetenler bir türlü göremiyorlar!
Amerika, dün olduğu gibi, bugün de, 'Amerika ne istiyorsa, Türkiye onu yapsın' istiyor! Amerika bunu sadece istemekle kalmıyor; bunun için, Türkiye'ye baskı yapıyor, tehditler savuruyor. Meselâ Başkan Trump, “Cumhurbaşkanımıza gönderdiği bir mektupta, şu şok edici küstah ifadeyi kullanabiliyor: “Sizi ekonomik olarak mahvederim!”
Amerika'nın bu haysiyetsiz taarruzuna, hep birlikte karşı durmamız gerekiyor. Başta Rusya olmak üzere İran, Azerbaycan, Irak ve Suriye ile ilişkilerimiz daha da geliştirilerek, bir Stratejik Ortaklığa dönüştürülmelidir. Azerbaycan-Ermenistan savaşından sonra, bu ortaklığa Ermenistan'ın da katılması Batı'nın Kafkasya'daki bütün hesaplarını alt üst edecektir!
Türkiye, Batı hayranlığından vazgeçmez ve Serbest Piyasa Ekonomisi, Serbest Dövizde ısrar ederse, bir BEKA MESELESİ ile karşı karşıya kalması kaçınılmazdır. ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?