NEDİR BU BATI HAYRANLIĞI? (4)

1838’de İngiltere ile imzalanan Serbest Ticaret Antlaşması üzerinde duruyorduk. Görüldüğü gibi, Türklerin zanaatlardaki gerilemesi bu antlaşmadan sonra olmuştur. Hâlbuki, bu millete yıllarca, Osmanlı Döneminde, Türklerin yalnız çiftçi ve asker oldukları,  zanaatta pek bir varlıkları olmadığı masalı anlatılmıştır! Bu elbetteki sebepsiz değildir. Amaç, Türklük hakkında olumsuz bir yargı oluşturmaktır ki, bunda da bir hayli başarılı olunmuştur. Türk aydınları gerçekleri daha yeni yeni kavramaktadırlar. Tarihimiz objektif bir gözle araştırıldığında, daha hangi yalanlarla uyutulduğumuz görülecektir.

Osmanlı, 1838 yılında, ekonomide tam bir Açık Pazar esasına geçerken, Fransa daha 1825 yılında tekstil maddelerinin ithalini yasaklamıştı! Daha sonraki yıllarda, Alman Gümrük Birliği (Zolleverein) çok ağır vergiler koyarak, İngiliz mallarını âdeta yasaklayacaktır! Avusturya İmparatorluğu 1600 kalem eşyaya çok ağır vergiler koymuş ve 69 kalem eşyanın ithalini tamamen yasaklamıştı. Rusya ise 300 kalem eşyanın ithalini yasaklamış bulunmaktaydı (Turgut Özbay, “Lozan’dan Sevr’e”,  s. 30)!

BALTALİMANI ANTLAŞMASI’NIN MİMARI REŞİD PAŞA’DIR!

Enteresan olan şey, malî iflâsın ana sebebinin, dış ticaretin verdiği cari açık olduğunun bilinmesine rağmen, İngiltere ile, bu açığı daha da körükleyeceği belli olan böyle bir ticaret antlaşmasının yapılabilmiş olmasıdır! Bir diğer ilginç hadisede, bu antlaşmayı Padişah II. Mahmud’a imzalatan Sadrazam Reşid Paşa’nın, Fransa ve İngiltere’de görev yapmış bir diplomat olduğu hâlde bunu nasıl göremediğidir!

 Atatürk’ün yazdırdığı tarih kitabında, bağımsız ekonominin önemi hakkında şöyle bir bölüm mevcut: “III. Selim tahta çıkınca tebaasından devletin iyileştirilmesi hakkında fikir ve görüş sordu. Din adamlarından, devlet adamlarından ve kumandanlardan bazıları birer lâyiha sundular… O dönemin bilginlerinin ticaret dengesine, dışarıya satılandan daha çoğunu yurt dışından satın almanın, ithalâtın ihracattan çok olmasının zararlı olduğuna, ülkedeki madenlerin işletilmesine, lüks tüketim maddelerinin yurt dışından getirilmesinin engellenmesine ilişkin görüşleri dikkate değerdir. Bir memleketin ticaret dengesinin memleket zararına bozulması durumunda, maliyenin de, ordu ve idarenin de düzelemeyeceğini, lâyiha sahiplerinin çoğu tamamıyla kavramış görünmektedir” (Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, Tarih III. Yakın ve Yeni Zamanlar, aktaran A. Akgül, “Bizim Atatürk”, s. 292).

Devlet arşivinde böyle bir raporun bulunmasına rağmen, böyle bir antlaşmanın imzalanabilmiş olması, gerçekten de anlaşılır gibi değil! Hasta yatağında yatmakta olan II. Mahmud’un, bu antlaşmayı, Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın teşvikiyle imzaladığı söylenir. Nitekim, bir süre sonra II. Mahmud vefat edecektir. Mustafa Reşid Paşa’nın İngiltere ile yakın ilişkiler içinde olduğu, Londra’da Büyükelçi ve Hariciye Nâzırı olarak bulunduğu yıllarda, İskoç Mason Locasına intisap ettiği bilinmektedir (Raif Karadağ, “Muhteşem İmparatorluğu Yıkanlar”, s. 195)! Zaten, ‘BÜYÜK’ sıfatının isminin başına eklenmesinin sebebi de, İngiltere’ye olan bu yakınlığıdır!  Keza,  aynı şeyi Mithat Paşa için de söyleyebiliriz. O da İngiltere’ye çok yakın bir isimdi! Abdülhamid’e bu kadar hücum edilmesinin esas sebebi de, İngiltere’ye karşı mesafeli olması ve Çarlık Rusya’sı ile iyi ilişkiler kurmasıdır! Abdülhamid’e saldıranlar acaba bu gerçeğin ne kadar farkındadırlar? Abdülhamid’in özel hayatını öne çıkaranlar biraz da devleti nasıl ayağa kaldırdığını araştırmalıdırlar.

Atatürk’ün büyüklüğü ise, ülkemizin ekonomik tarihini çok iyi bilmesi ve bağımsız bir ekonominin önemini kavramış olmasıdır. Nitekim, bunu sağlamak için 1933 yılında Plânlı Karma Ekonomi Modelini uygulamaya koyacak ve bu model tüm mazlum milletlere örnek teşkil edecektir.

Prof. Haydar Kazgan’ın belirttiğine göre, 1844 yılına gelindiğinde, 1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşmasının uygulamasının neticesinde, Osmanlı ülkesindeki mevcut bütün altın ve gümüş stoklarının eridiği görülmüştür. Böylece, 1848 yılından, ilk dış borcun alındığı 1854 yılına kadar, İmparatorluğun dış ticareti en krizli günlerini yaşayarak, geri kalan altın ve gümüş stoklarını elden çıkararak ancak yürütülebilmiştir (“Galata Bankerleri”, s. 174)!

EMPERYALİZM KORUMACI BİR EKONOMİYE İZİN VERMİYOR!

Emperyalist devletler, sömüreceği ülkelerde, korumacı bir ekonomi siyasetinin tatbikine asla izin vermemiştir. Bu, Atatürk Dönemi dışında, bizde de hep böyle olmuştur. Osmanlı Devleti’nin ancak, korumacı bir ekonomi siyaseti ile ayağa kalkabilmesi mümkünken,  İngiltere ile yapılan bu ticaret anlaşması, tam anlamıyla serbest bir ekonomik siyaset uygulanmasını öngörmekteydi! Tabiî, bunun yanında, devlet otoritesini zayıflatacak, İç Cephe’yi paramparça edecek ve Batı’nın, ülkemiz için hazırladığı sinsi plânları uygulayacak siyasetçileri ve aydınları elde edeceği bir siyasî sistem de olmazsa olmazdı!  Günümüzde buna Çok Partili Sistem diyorlar. Batı’nın hâkimiyetini perçinlemesi için, Serbest Piyasa Ekonomisi ve Çok Partili bir sistem gerekiyor! Çünkü bir ülke ancak böyle istikrarsızlaştırılabilir! Öyle bir zihin kontrolü altındayız ki, geniş bir aydın kesimi, en doğru siyasî sistemin bu olduğuna inanıyor! Cumhuriyet tarihimizin Altın Çağı olan Atatürk Dönemi ‘Diktatörlük’ diye suçlanabiliyor!

Tıpkı, bugün olduğu gibi, 1838 Serbest Ticaret Antlaşması’nın imzalanmasından sonra da, ülkeyi yönetenler ve aydınlar, bu yöntemle ülkenin kalkınacağına inan’dırıl’mışlardı! İngiltere Dışişleri Bakanı Palmerston, İstanbul’daki elçisine, “Serbest ticaret yoluyla Sultan’ın uyruklarının servet ve refahları artacak, sanayi önemli gelişme gösterecek, bunu gereken kişilere anlat” diye buyruk verecektir (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 373)!

 Takvim-i Vakayi’de de liberalizmi öven, liberalizmle ülkenin İngiltere gibi olacağını iddia eden, aslında Batılı uzmanların kaleminden çıkmış yazılar yayımlanıyordu! Ne yazık ki,  günümüzde de, tarih şuuru olmayan aydınlarımız ve özellikle ‘Batı Ajanı’, durumuna gelmiş olanlar, ya da bir zamanlar Türklüğü ‘etrak-ı bî idrak’ (Ahmak Türk) diye suçlayan, Osmanlı’yı yöneten devşirmelerin torunları, Batı’nın bize dayattığı Liberal Ekonomi anlayışını savunarak, kitlelere, Türkiye’nin bu yolla kalkınacağı mesajları vermekteler ve bunun bir tezgâh olduğunu anlatmak isteyenler ise ‘Ne yani dünyaya mı kapanacağız’ teraneleri ile susturulmaktadır! Ne yazık ki, bugün, Meclis’te temsil edilen partilerin, bir Millî Ekonomi programları yoktur!

ÜST AKIL BURADA DA DEVREDE!

Dünyaya kendi nizamını (Tek Dünya Devleti)  dayatmak isteyen Üst Aklın burada da devrede olduğu muhakkaktır. Büyük Atatürk bunlara direnerek, Tam Bağımsız Bir Devlet ve bağımsız bir Millî Ekonomi kurmayı başarmıştır. Acı olan, ‘Atatürk’ün Kurduğu Partiyiz’ diyenlerin ve milliyetçi olduklarını iddia edenlerin bile, Atatürk’ün o millî Ekonomi Modelini ağızlarına almamaları ve Batı ile işbirliğini savunmalarıdır!

1838’İN SOMUT SONUÇLARI

Serbest Ekonomi esasını uygulayan Osmanlı’nın gelişmekte olan sanayisi, çok geçmeden nefes alamaz bir hâle gelecektir. Meselâ, pamuk ipliği ithali sebebiyle, zamanla bu sanayi çökmüştür. İthal edilen boyalı bezler ipek sanayisini yıkmıştır. Bursa 25 bin okka ipek işleyen bin tezgâha sahipken, işlenen ipek miktarı 4 bin tona, tezgâh sayısı 75’e düşmüştür! Artık balyalarla ipekli ithal edilmektedir. Ankara’da tiftik imalâtı da gerilemiştir. Tiftik kumaş ihraç eden Ankara, ham tiftik ithaline başlamıştır! 1866 yılında kurulan Islâh-ı Sanayi Komisyonu belgelerinden, İstanbul’da, eskiden çok iyi durumda bulunan tabakhane esnafının, işyerlerini kapatma noktasına geldikleri, kumaşçı tezgâhlarının 30-40 yıl içinde 2750’den 25’e, kemhacı (bir çeşit ipek kumaş) tezgâhlarının 350’den 4’e, çatma yastıkçılar tezgâhlarının 60’dan 8’e indiği anlaşılmaktadır (Avcıoğlu, “Türkiye’nin Düzeni”,  s. 54)! ./…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?