MAVİ BONCUKLU BİLEKLİK

Kapatmayın arabada çalan türküleri...Onlar özeldirler. Hele köy yolunda çalıyorsa daha bir başka. Dikiz aynasında görünen toz bulutuyla birleşir de tadından yenmez.
Tutulur sözcükler dile gelmez, tarifi yetersiz kalır böylesi derenin, tepenin. Çukurları göz ardı etsek de hayret edilirdi virajlı yolların hikayelerinin bünyede bıraktığı aşka.
Dokuz tahtası dizilirken de açıktı gözleri, kapatılamadı. En son hastane odasında ardından derin bir iç çekerek baktı; doyamadığı, doyamayacağı yavrusuna. Geride kalacak üç yaşında yetim bir kız. Tabi ki önce Allah'a, sonra dedesine emanetti. Minik Esma annesiyle o son anı bir daha hiç unutmayacaktı. Bilenlerin bildiği kurumuş ottan yapılma yer yatağında nice geceler geçirdi gözyaşları içinde. "Annem!" dedikçe bir annem daha çıktı içinden.Tahtaların az uzağında yumruğunu sıktı ihtiyar dedesi düşmemek için tereğe tutundu. Başını kaldırdı hafifçe yukarı " Yardım et Rabbim, ne olursun, yalvariyim sana daa" dedi.
Hep derler ya kadere soru sorulmaz "neden?" denmez. Onların da kaderi buydu, ne yapabilirlerdi ki?
Uzun yol nihayete erdiğinde pürüzsüz bir havanın altında, çatısında buzlar sarkmış, tek göz bir bina vardı yamaçta. Derken cıvıl cıvıl öğrenci sesleri yankılandı kulaklarımızda:
"Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak!Yurdumu milletimi özümden çok sevmektir!"
Önlükleri kendilerinden büyük çocuklar onlara neler getirdiğimizin merakıyla yerlerinde duramıyorlardı. Ant bitimi sevinçle koştular, elimize ayağımıza dolaştıalar. Öyle ki koca koca paketleri elimizden çekip alıp kendileri taşımakta yarıştılar.
Öğretmenin yardımı ile hediyelerini tek tek teslim ettik. İçlerinde bir kız ilişti gözüme, gülmüyordu. Hediyelerini aldı gayet sakin bir şekilde açtı en köşedeki sırasında. Hasta sanırım dedim kendi kendime.
Boya ve malzemelerimizi çıkardık tamir edip bir güzel boyadık okulu. Hep birlikte köy sakini dostlarımızın kurduğu sofraya misafir olduk ardından. Evlerinde ne var ne yok getirmişlerdi; sağolsunlar.
Okulun ihtiyaçlarını da teslim ettikten sonra "Allahaısmarladık" deyip kapıdan çıkacakken o minik kız tuttu montumdan. "Efendim" dedim. Bileğindeki mavi boncuklu bilekliği çıkarıp bana uzattı ve "Benim sana verebileceğim başka bir şeyim yok" dedi. Eğildim: "Canın sağolsun, biz bunları sizden bir şey beklemek için getirmedik, sadece okuyup iyi görevlere gelin bize yeter, bu arada ismin nedir?" dedim."Esma" dedi. "Memnun oldum kardeşim" deyip saçlarını okşadıktan sonra öğretmenin yanına gittim.
Durumu anlattığımda hikayeden bahsetti hoca hanım.
Sol yanımda bir ağrı hissettim, düğümlendi boğazım, inanamadım. Kaybettiği annesinin ona yaptığı bilekliği bana vermişti.
Aylar sonra öğretmen hanım uğradı şehir merkezinde yanımıza. Esma'yı sordum özellikle. "Şimdi daha mutlu, tüm ekip arkadaşlarınıza çok teşekkür ederiz gerçekten dedi, artık onun da güvenebileceği birileri var."
Kimbilir sisli yörelerde tarifi zor ne çeşit hayatlar bulunmakta. Huyumuz aynı, fıtratımızda mutlu olmak var bir çocuğun sebepsiz neşesinde. Esma bilinmeyenlerden sadece biriydi. Bugün bile o bileklik, hala evimin baş köşesinde.
( Hikayede geçen isimler temsilidir)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Onur Ustaoğlu - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?