AMERİKA'NIN HAYDUTLUKLARI BİTER Mİ? (4)

Amerika'nın haydutluklarını anlatıyorduk ve Guatemala'da kalmıştık. Buradan devam edelim.
ABD emperyalizminin 'koruyuculuğunun' ülkesinde nelere mâl olduğunu, eski Guatemala Devlet Başkanlarından Juan Jose Arewalo, şu nükteli sözleriyle bakınız nasıl anlatmış: “Birleşik Amerika, bizim cumhuriyete birkaç defa ağır yaralar açtı. Topraklarımızı, şehirlerimizi bombaladı. Hem de harp falan ilân etmeden! Ülkemize askerî çıkarmalar yaptı, başkanımızı ve insanlarımızı öldürdü. Ama, bütün bunların ne önemi var efendim; USA bizim ağabeyimiz; son otuz yıl içinde ülkelerimizin bütün servet kaynaklarını söküp götürdü. USA bizim kardeşimiz! Bizim devletimiz onların çiftliğidir, onun küçük kardeşleri; yirmi tane çıplak ve genç küçük kardeş! Evet, bizler ağabeyimize gereken saygıyı göstermekle yükümlü ve görevli olarak, topraklarımızın ürünlerini ve ülkelerimizin servetlerini ona, saygıdeğer ağabeyimize vermekle ödevliyiz” (Emin Değer, “Oltadaki Balık Türkiye” s. 159)!
ABD artık bizim de ağabeyimizdi!
İsmet Paşa'nın meşhur sözüdür: “Büyük devletle dostluk ayıyla yatağa girmeğe benzer!” Ne acıdır ki, bizi ayıyla yani, Amerika ile yatağa sokan İsmet Paşa'nın bizzat kendisiydi! Asıl acı ve düşündürücü olan, bu 'ağabey' yüzünden, Türkiye'nin neler kaybettiği çok iyi bilindiği hâlde, bugün bile, işbirlikçi medyanın, devşirilmiş aydınların, akademisyenlerin ve siyasetçilerin toplum üzerinde sağladıkları zihin kontrolü nedeniyle aynı teslimiyetin devam etmekte olmasıdır!
İsmet İnönü, ABD ile imzalanan yardım anlaşması sebebiyle, 12 Temmuz 1947'de şunları söylemekteydi: “Büyük Amerika Cumhuriyeti'nin, ülkemiz ve ulusumuz hakkında beslemekte olduğu yakın dostluk duygularının yeni bir örneğini teşkil eden bu sevinçli olayı, her Türk candan alkışlamaktadır” (Metin Aydoğan, “Bitmeyen Oyun”, s. 127)!
ABD ile dostluğu işte böyle yücelten İsmet Paşa, 1963 yılında, bu ülkenin Başbakanı olarak, bu 'dostluk' sebebiyle, ülkenin içine sürüklendiği vahim durumdan bakınız nasıl yakınıyor: “Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu? Hepsinin çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa, işi sürüncemede bırakmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum, sonucu bana gelmeden, Washington'un haberi oluyor. Sonucu, memurdan önce, sefirden öğreniyorum... Böyledir bu işler. Peygamber edasıyla size dünyaları vaad ederler. İmzayı attınız mı, ertesi gün gelmişlerdir. Personeli gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra, sökebilirsen sök! Gitmezler! Ancak, bu meselenin üzerine vakit geçirmeden eğilmek lâzım. Yoksa bağımsız bir dış politika güdemeyiz. Fakat zannetmeyiniz ki, kolay bir iştir. Teşebbüs ettiğiniz zaman başımıza neler gelir kestiremem” (Doğan Avcıoğlu, “Türkiye'nin Düzeni”, s. 578)!
İsmet Paşa haklıdır, gerçekten de, ülkemizde yabancı uzmanların yerleşmedikleri bir kurum kalmamıştır. İyi ama, bu durumun baş sorumlusu İsmet Paşa değil midir? 23 Şubat 1945'te, Amerika ile ilk İkili Anlaşmayı kim imzalamıştı? Sonunda bu noktaya varılacağı nasıl görülememişti? İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon'un, Lozan görüşmeleri sırasında, kendisine yönelttiği şu tehdit dolu sözleri İsmet Paşa nasıl unutmuştu: “Müzakere ediyoruz. Aylardan beri, arzu ettiklerimizden hiçbirini alamıyoruz. Vermiyorsunuz. Anlayış göstermiyorsunuz. Memnun değiliz sizden. Ama ne reddederseniz cebimize atıyoruz. Cebimizde saklıyoruz. Memleketiniz haraptır. Yarın geleceksiniz, bunları tamir etmek için, kalkınmak için yardım isteyeceksiniz. O zaman, bu cebime koyduklarımdan her birini birer birer çıkarıp size vereceğim” (Şevket Süreyya Aydemir, “Tek Adam”, Cilt III, s. 115)!
Ne yazık ki, bu sözlerin üzerinden henüz daha çeyrek yüz yıl geçmeden, Curzon haklı çıkacaktır! Hâlbuki, Atatürk Büyük Zafer'den sonra şu uyarıyı yapmıştı: “Emperyalizm bizi affeder mi? Yüz yıllık emeğinin ürünü Sevr'i ve Üçlü Antlaşmayı tarihe gömdük. Hevesi kursağında kaldı. Affetmez! Bizi yine uyutmak, istediklerini yaptırmak isteyecektir. Onun için gözümüzü daima dört açmalı ve çok çalışmalıyız. Tarihimizi iyi bilmeli, bağımsızlık bilincini güçlendirmeliyiz” (Turgut Özakman, “Cumhuriyet”, s. 142)!
İlginç olan şey, Lozan'dan dönüşünde İsmet Paşa'nın da, Atatürk'e aynı endişeleri dile getirmiş olmasıdır: “..sürekli tetikte durmamız gerekiyor. Açık verirsek Sevr anlayışı her zaman patlayabilir. Çünkü yaşamak ve kurtulmak için kendilerine avuç açacağımızı, böylece bütün kazandıklarımızı geri alacaklarına inanıyorlar” (Özakman, age. s. 325)!
KOSTARİKA, 1950'li yıllar, 1970-1971
Amerikalı liberal siyasî liderlere göre, Başkan Jose Figueres tam bir liberal demokrat; onların istediği ve dünyaya öğütledikleri türden bir devlet adamıydı. Nasıl ortaya çıktığını anlayamadıkları askerî diktatörler yerine müttefik olarak onu görmek istiyorlardı. Ancak ABD, 1950'li yıllarda Figueres'i devirmeye çalıştı (1950 ve belki, yeniden başkan olduğu 1970'li yıllarda da) ve iki kez suikast girişiminde bulundu. Sebep? Figueres sola karşı yeteri kadar sert değildi! Kostarika Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkeleriyle diplomatik ilişki kuran ilk Orta Amerika ülkesiydi ve Amerikan dış politikasını zaman zaman eleştiriyordu!
Amerika'nın ve onun operasyon gücü olan NATO'nun hiç hazzetmediği şey Sovyet Rusya ile ilişki kurulmasıydı.
ORTA DOĞU 1956-1958
Eisenhower Doktrini: ABD'nin “Uluslararası komünizmin kontrolünde olan herhangi bir ülkenin silâhlı saldırganlığı ve herhangi bir Orta Doğu ülkesinin buna karşı yardım istemesi durumunda” silâhlı kuvvetleriyle yardıma hazır olduğunu belirtiyordu. Bu sözün anlamı, Orta Doğu ve petrol yatakları üzerinde ABD dışında hiçbir ülkenin hükmetmesine ve güçlü bir etkiye sahip olmasına izin verilmeyeceği ve bunu yapmaya kalkışacak herkesin tanım gereği 'komünist' sayılacağıydı. Bu politikayı izleyen ABD, Suriye Hükümeti'ni devirmeye çalıştı; Ürdün ve Lübnan'daki Amerikan yanlısı hükümetlere muhalefet eden hareketlere karşı Akdeniz'de birçok güç gösterilerinde bulundu. Lübnan'a 14 bin asker çıkardı. Mısır'da Nâsır'ı ve baş belâsı Orta Doğu milliyetçiliğini yenilgiye uğratmak devirmek ya da suikast sonucunda öldürmek için komplolar düzenledi.
William Blum değinmemiş ama biz hatırlatalım: Orta Doğu'nun kontrolü için ABD bizim gönüllü öncülüğümüzde, 1955 yılında Bağdat Paktı'nı kurdurdu. Başbakan Adnan Menderes bu pakta girmeye Irak'ı ve İran'ı kolaylıkla ikna etti. Fakat Suriye, Mısır ve Lübnan karşı çıktılar. Suriye Cumhurbaşkanı Menderes'e Fransız mandasından yeni kurtulduklarını, emperyalist devletlerin çıkarlarına hizmet edecek bir pakta katılmalarının mümkün olmadığını söyledi. Başkan Nasır da, İngiliz mandasından yeni kurtulduklarını; bu nedenle, İngiltere'nin de içinde bulunduğu bir pakta katılmalarının mümkün olmadığını bildirdi. Bağdat Paktı'na katılma baskıları bu iki ülkeyi Sovyetler Birliği'ne yanaştırmıştır. ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?