AMERİKA'NIN HAYDUTLUKLARI BİTER Mİ? (3)

YUNANİSTAN 1947-1949
ABD, İkinci Dünya Harbi’nin sonlarında, bir iç savaşa müdahale ederek, Naziler karşısında kahramanca savaşmış Yunan soluna karşı neo-faşistlerin yanında yer aldı. İç savaşı neo-faşistler kazandı ve çok insafsız bir rejim kurdular. CIA, aynı derecede baskıcı bir iç güvenlik servisi kurarak bu rejime yardımını sürdürdü.
1965 yılında Moskova’yı ziyaret etmek isteyen Sosyalist Başbakan Papandreu, Amerika kontrolündeki Kathimerini Gazetesi tarafından şu sözlerle tehdit edilmekteydi: “Başbakan olarak gidersin, alelâde vatandaş olarak dönersin!” Gerçekten de Papandreu iktidardan düşer ve yerine, CIA bordrolarından para aldığı ABD Kongresi’nde resmen açıklanan Papadopulos iktidara gelir (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1623)!
Papandreu en azından hayatını kurtarmıştı. Temmuz 1960’da Moskova’ya gidecek olan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Adnan Menderes ise, sadece Amerika’ya bağımlı bir dış siyasetin doğru olmadığını, Rusya ile de ilişki kurulmasını savunur ve Menderes’i bu seyahate ikna eden Fatin Rüştü Zorlu ve Menderes 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesini yapanlar tarafından asılacaklardır!
Yunanistan’ın bugünkü durumu itibariyle, maliyesi ve ekonomisi AB’nin kontrolündedir. Aynı zamanda da bir Amerikan üssü durumundadır.
Bunları niçin tekrar tekrar hatırlatıyoruz? Amerika’nın 1945’ten sonra Türkiye’de kurduğu müthiş etkinlik bilinmeden ve bu etkinlik yok edilmeden bu ülkede, milletimizin çıkarlarına hizmet edecek gerçek bir demokrasinin kurulamayacağının bilinmesi için!
FİLİPİNLER 1945-1953
ABD Silâhlı Kuvvetleri solcu Huk Kuvvetleri’ne karşı savaştı. Bu savaş başlatıldığında, Huklar dünya savaşında Japon işgal güçlerine karşı savaşıyorlardı. Savaştan sonra ABD, Huklar’a karşı savaşabilmeleri için Filipin Silâhlı Kuvvetleri’ni organize etti. Huklar ve reform hareketi yenildi. CIA seçimlere büyük ölçüde müdahale ederek bir dizi kukla başkan çıkardı ve işkenceyi meşru gören Ferdinand Marcos’un uzun süreli diktatörlüğünün tohumlarını attı (William Blum, “Haydut Devlet”, s. 157).
KORE, 1945-1953
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD, savaş sırasında müttefiki olan ilerici-halkçı örgütleri zaman zaman kaba güç kullanarak baskı altına almaya ve savaşta Japonlarla işbirliğinde bulunan muhafazakârların yanında yer almaya başladı. Sonuçta Kuzey ve Güney’i birleştirme olanağı ortadan kalktı. Bu, Güney’de uzun süre çürümüş, gerici ve insafsız hükümetler çağının başlangıcı oldu. Kore Savaşı denen ve savaş suçlarıyla dolu Amerikan askerî müdahalesi 1950-1953 yılları arasında devam etti. Amerika bütün dünyayı Kuzey Kore’nin bir günde Güney Kore’yi işgal edebileceğine inandırmayı başarmış olsa da, bunun o kadar basit bir iş olmadığı açıktır. (Bizim notumuz: Bu yalana biz de inandık ve bir tugay askerimizle Güney Kore’nin yardımına koştuk!).
Savaş başladıktan bir süre sonra Amerikan askerlerinin yüzlerce savunmasız sivili makineli tüfek ateşiyle öldürdüklerini; yüzlerce kişinin üzerinden geçtikleri köprülerin Amerikalılar tarafından kasıtlı olarak havaya uçurulması sonucunda öldüğünü ve buna benzer birçok olayı ancak 1999 yılında öğrenebildik (William Blum, “Haydut Devlet”, s. 157).
ARNAVUTLUK 1949-1953
ABD ve Britanya, yurtdışındaki rejim karşıtı gerillaların ülkeye sızmasını sağlayarak komünist hükümeti yıkmaya ve kralcılardan, İtalyan faşistleri ve Nazilerle işbirliğinde bulunanlardan oluşan Batı yanlısı yeni bir hükümet kurulmasın sağlamaya çalıştı.
ALMANYA 1950’Lİ YILLAR
CIA, Doğu Almanya’ya karşı çok geniş bir sabotaj, terörizm, her türlü pis oyun ve psikolojik savaş kampanyası düzenledi ve yönetti. 1961 yılında Berlin duvarının yapılmasının sebeplerinden biri buydu. ABD ayrıca, Almanya’da gizli bir sivil ordu oluşturdu ve önde gelen 200 sosyal demokrat, 15 komünist ve diğer kişileri içeren bir ölüm listesi hazırladı. Sovyetler Birliği’nin işgali durumunda bu listedekiler ortadan kaldırılacaktı. Bu gizli ordunun, bütün Batı Avrupa ülkelerinde, CIA ve diğer gizli istihbarat örgütleri tarafından “Gladyo operasyonu” kapsamında kurulan ve yasalara aykırı eylemlerde bulunan benzerleri bütün NATO ülkelerinde vardı. 1949 yılında NATO kurulduktan sonra Gladio sessizce bu örgütün altında yerini aldı. Avrupa’da meydana gelen sayısız terörist eylemden “Gladyatörler” sorumluydu. Bunlardan en önemlisi 1980 yılında 80 kişinin ölümüyle sonuçlanan Kuzey İtalya’nın Bologna istasyonunun bombalanmasıydı. Terörizmin amacı, suçları solun üzerine atmak, Sovyet işgaline karşı kamuoyunun ilgisini yükseltmek ve seçimler öncesi solcu adayların saygınlığına gölge düşürmekti. NATO, üye ülkelerden herhangi birinde solun iktidara gelip, parlamentosundan o ülkede bulunan üsleri ve operasyonları için tehdit oluşturacak yasalar geçirmesinden korkuyordu (William Blum, “Haydut Devlet”, s. 158).
İRAN, 1953
Başbakan Musaddık, bir ABD-Britanya ortak operasyonu ile devrildi. Musaddık bu göreve parlamentonun büyük çoğunluğu tarafından seçilmişti. Ancak, İran petrollerini işleten tek şirket olan Britanya petrol şirketini millileştirme hareketinin öncülüğünü üstlenmek gibi büyük bir hata yaptı. Musaddık’a yapılan darbe, Şah’a mutlak iktidarını yeniden kazandırdı ve 1979’a kadar İran Şah’ın demir yumruğu ile yönetildi. Bu arada, petrol endüstrisi yeniden yabancı mülkiyete geçirildi ve ABD ile Britanya yüzde 40’ar pay aldılar! 1979’da Fransa’dan dönen Humeyni’yi destekleyenlerin İran’da etkin olmaları üzerine, Şah ülkeden kaçmak zorunda kaldı.
GUATEMALA, 1953 ve 1990’lı yıllar
Mizahçı Dave Barry, Monroe Doktrini’ni üç basit kurala indirger: l) Diğer ülkelerin, bu yarı küredeki ülkelerin (Kuzey ve Güney Amerika) içişleri ile ilgilenmeleri yasaktır. 2) Ama, biz ilgilenebiliriz. 3) Ha, ha, ha!
Jacoco Arbenz’in demokratik yollarla seçilmiş ilerici hükümeti, CIA’nın düzenlediği bir darbe ile devrildi ve 40 yıl süren bir askerî hükümetler ve ölüm timleri, işkence, kayıp insanlar, toplu idamlar ve inanılmaz zulüm dönemi başladı. 200 binden fazla kurban! Bu dönem hiç kuşkusuz 20. Yüzyılın en insanlık dışı bölümlerinden biridir. Bu darbe yıllarca şu meşhur gerekçe ile, ülkenin Sovyetlerin eline geçmesinin eşiğinde olmasıyla mazur gösterilmeğe çalışıldı. Aslında Sovyetlerin bu ülke ile ilgili o kadar azdı ki, diplomatik ilişki bile kurmamışlardı. Asıl sorun, Arbenz’in, bir Amerikan şirketinin, ABD’nin yönetici elitiyle son derece yakın bağları olan United Fruit Company’nin sahip olduğu ekili olmayan araziye el koymasıydı. Ayrıca, Washington’un gözünde Guatemala’nın sosyal demokrat modelinin diğer Lâtin Amerika ülkelerine yayılması tehlikesi vardı! 1996 yılında hükümetle asiler arasında varılan bir barış anlaşmasına rağmen, Guatemala’da insan haklarına saygı sadece bir kavram olarak vardı. Ölüm timleri; sendikacılar ve diğer muhaliflere karşı eylemlerinde önemli ölçüde dokunulmazlığa sahiptiler. Silâhlı Kuvvetler dokunulmaz bir kurum olmayı sürdürmekte, ABD Guatemala Silâhlı Kuvvetleri’ni eğitmekte ve birlikte tatbikatlar düzenlemekteydi (William Blum, “Haydut Devlet”, s. 159). ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?