DENİZ YÜREĞİMİN İÇİNDE

Siz hepiniz deniz - fırtınalı ve büyük-
Ben o denizin içinde
Ben o denizin içinde bir yağ damlası
Katışık ve üvey
Ben yağ damlası
Hülyalı- dalganın yüzeyinde-
Siz hepiniz deniz fırtınalı ve büyük-
Deniz yüreğimin içinde
Elimde, Yücel Kayıran’ın ‘Günümüz Türk Şiiri Üzerine Makaleler’ alt başlığında “Şiirimin Çeyrek Yüzyılı” adlı kitabı var. İlgimi çekiyor; notlar alarak okuyorum. Büyük emekler verilerek hazırlanmış. Sayfalar dolu dolu. Kitabın 61 den 64’e uzanan sayfalarında, asıl adı Zareh Yıldızcıyan olan İstanbullu ozan Zahrad’ın (1924-2007) şiirleri üzerinde duruluyor.
Zahrad, şiirleri yabancı dillere çevrilen, uluslararası pek çok ödül alan fakat ne acı ki ülkesinde tanınmamış, sesini duyuramamış bir ozan! Böyle söylüyor Kayıran. Ben de şimdilik bu makalede yazılanlarla yetinip tanımaya çalışıyorum, Zahrad’ı. Ozanın “Yağ” şiirinden alıntılanan dizeler içine çekiyor, beni. Hava akımını yakalayıp kanatlarını hiç çırpmadan keyifle süzülen bir martıyı seyretme güzelliğinde duygularım…
Zahrad “Deniz yüreğimin içinde” diyor. Deniz sevgisi, deniz aşkı, deniz tutkusu bundan daha yalın, özlü, duygulu, güzel anlatılabilir mi? Şiir “siz” ve “ben” sözcüklerinde düğümlenmiş. Ben, şiirin öznesi olan ozan! Siz, özne dışındaki diğer insanlar… Özne dışındakiler bir denize benzetilmiş. Özne, denizin içinde, hülyalı dalgaların yüzeyinde bir yağ damlası! İmgesel bir anlatım yoluna gidilmiş dizelerde. Fırtınaların estiği büyük deniz bir gövde, bir güç gösterisine işaret ediyor, ilk anda. Özne, bu büyük güç karşısında katışık ve üvey bir yağ damlası! Denize düşen yağ, ne batar, ne yiter; daima suyun yüzündedir. Suya karışmaz. Bu dizeler, “Zeytinyağı gibi suyun üstüne çıkmak” deyimini anımsatıyor, bana. Özne, bu deyime bir gönderme yapmış olabilir mi?
Dizelerde koyu bir yalnızlık duygusu seziliyor. Çokluklar, kalabalıklar içinde kendini yalnız duyumsayan nice insan var, günümüzde. Bu çağın bir yansıması. Büyük kentlerde, pazarda, caddede, sokakta, meydanda dolaşıyorsunuz. Önünüzdekini, yanınızdakini arkanızdakini tanımıyorsunuz! Apartmanlarda oturuyorsunuz komşunuzu tanımıyorsunuz… Kırsalın, küçük kentin birbirini bilen tanıyan, birbirine selam veren, hal hatır eden sıcak insan ilişkisi, ne yazık ki büyük kentlerde yok! Dolayısıyla büyük kentlerde insan yalnızlaşıyor, içine kapanıyor; darılgan, kırılgan, sıkılgan, tedirgin bir tipe dönüşüyor…
Başkalarını deniz; özne dalgaların üstünde harelenen bir yağ damlası! Bu bir ayrışma dili. Katışık ve üvey olma hali. Kendini toplumdan soyutlama. Koyu bir yalnızlığa gömülme!
Yalnızlık izleği ozanların kırılgan dilidir. Ozanların yalnızlık üzerine söyleyeceği sözü, kâğıda dökeceği dizeleri vardır, mutlak. Orhan Veli Kanık “Bilmezler yalnız yaşamayanlar / Nasıl korku verir sessizlik insana / İnsan nasıl konuşuverir kendisiyle / Nasıl koşar aynalara / Bir cana hasret / Bilmezler” dizeleriyle dışa vurur yalnızlık duygusunu; Fazıl Hüsnü Dağlarca “Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığın / Yalnızlığım ruhumda uzak bir ses gibidir” dizeleriyle… Behçet Necatiğil’in şiirinde, yalnızlığın umarı eve dönmektir:
Yandı sokak lambaları mum alevi pervane
Şeytanca sırıtır fosforlu camlar
Gördüm zifir sarısını dükkân vitrinlerinde
Belliydi, biliyordu, bezgindi
Evimize gidelim.
“Dışarda” şiirinde anlatıldığı gibi paraya saygılıdır, camlar, vitrinler... İnsanın, insanlığın yerini para almıştır. Cebinde parası olan mutludur. Parasız olanlar, tedirgin. Necatigil’in söylemiyle, insan kaynayan gösterişli, albenili, ışıklı caddelerde, yalnızlık duygusuna kapılan kişi huzursuzdur, tedirgindir hatta bezgindir. Ne yazık ki saygı insana değil, parayadır. Farların gecede büyülttüğü kırık bir yanı vardır, ömrün! Garipsi türkülerle başlamadan yollar tek umar eve gitmektir. Böyle nokta koyar şiire Necatigil: “Evimize gidelim”.
Başkaları gibi benim de ilgimi çeker, deniz. Denize karşı bir evde açmışım gözlerimi, yaşama… Çocukluğum, gençliğim, ömrüm hep denizle iç içe geçti desem abartı olmaz. Deniz nasıl Zahrad’ın yüreğinin içindeyse; benim de öyle yüreğimin içinde. Benim için bir tutku, bir sevda… Uzak kaldığımda özlem! Ne zaman bir deniz türküsü dinlesem içim kıpır kıpır: ‘Denizde karaltı var / Bu gelen kayık mıdır?’… ‘Çekin uşaklar çekin / Hemen aldık ırgatı’… Ne zaman Zeki Ömer Defne’nin “Kıyıdaki Tekne” şiirini okusam, denize çıkmayı bekleyen kıyıdaki kırık dökük, eski bir teknenin deniz özlemiyle yanıp tutuşan nafile bekleyişi yüreğimi burkar: “Başımı, bordamı dövsün dalgalar / Tuzlar tahtalarımı kemirsin istiyorum. / Çek beni fırtına, çek beni deniz! / Bırak beni sahil, bırak beni kum!”...
Bu bağlamda yine Zahrad’ın dizelerine kulak verelim:
Sen bir zamanlar sanmıştın
Ki aşkın sınırı yok-
Oysa var
Ve o
Sınır sensin

Şimdi
Iskarmozları söküp götürmüşler
Nasıl kürek çekeceksin
Yaşama?

İskorpitleri
Kim toplayacak?
Deniz bir uçurumdur
Ağzına kadar su
“Aşkın sınırı yok” söylemine “Oysaki var / Ve o / Sınır sensin” dizeleriyle yanıt veriyor. Bir anlamda aşkı insanla sınırlıyor. Yunus Emre “Aşk gelicek cümle eksikler biter” dememiş mi yüz yıllar ötesinden? Kuşkusuz aşk, bütün eksikleri bitiren derin, yüce bir duygu! Yine deniz eğretilemesi (metefor) üzerinden dile getiriyor, duygularını Zahrad. Kayığın ıskarmozlarını (yan kenarlara yerleştirilmiş kürek kayışı takılan dik çubuklar) söküp götürmüşlerse, “Nasıl kürek çekeceksin, yaşama?” diyor; ardından “İskorpitleri (iri başlı dikenli balık) kim toplayacak denizden?” diye sürdürüyor sorgulamasını. Bir anlamda deniz olarak betimlenen aşk, yaşamla bütünleştiriyor. Nasıl küreksiz kayık denize açılamazsa aşkız insan da yaşama tutunamaz. Ve şöyle sonlanıyor dizeler: “Deniz bir uçurumdur / Ağzına kadar su”… Denizdeki tehlikeyi uçurum sözcüğü ile karşılıyor; denizi ağzına kadar su dolu bir kaba benzetiyor. Öyle ki yüzmeyi bilmeyen, denizi tanımayan, denizin dilini anlamayan bir kaşık suda boğulabilir demeye getiriyor sözü.
Kimi ozanların dilinde deniz aşktır; kimi ozanların dilinde kaygı, korku; kimi ozanların dilinde özlem… Yahya Kemal Beyatlı’da sonsuzluk düşüncesidir. Şöyle der Beyatlı “Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!”… Sonsuzluk kavramı üzerine kurguladığı Açık Deniz şiirini şu dizelerle bitirir: “Dindirmez anladım bunu hiçbir güzel kıyı / Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı”…
Birçok şaire esin kaynağı olmuş denizler… İmgelerle, eğretilemelerle, simgelerle yüklü dizelerde denizin tadı, tuzu, enginliği, insan ruhundaki yansısı vurgulanmış... Deniz sevgi olmuş, aşk olmuş, özlem olmuş, düş olmuş, duygu, düşünce olmuş; korku, kaygı olmuş, ölüm olmuş…
Tevfik Fikret’in dilinde, yüreğindeki acıları bilen ve ozana acıyıp ağlayan mavi bir güz oluverir, deniz:
Ben bu gözlerle mükedder, âciz
Sana baktıkça teselli bulurum, aldanırım,
Mâi bir göz elem-i kalbime ağlar sanırım...
Daha nice nice ozanlara esin kaynağı olacak; daha nice özlü, içli, titrek duyguların imge dili olacak deniz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Özcan Temel --- Okunma

# Bir, Çok, gibi

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?