HDP'NİN TUTUM BELGESİ (2)

MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş'in 'Kürt Sorununun' çözümü için yaptığı önerilerden söz edecektik. Sayın Öneş, Haber Türk TV'deki Teke Tek programında (30 Kasım 2010), bu konuda şu tavsiyelerde bulunmuş:
1.Terör ve Kürt sorununun çözümü için Anayasa ve kanunlarda ne kadar Türk kelimesi geçiyorsa hepsi çıkarılacak! Devletin hukuku içinde hiçbir etnik kimliğe yer verilmeyecek!
2. Eğitim dili Türkçe ve Kürtçe olacak!
3. Anayasanın 66. maddesi değiştirilerek, Türk üst kimliği yerine vatandaşlık üst kimliği kabul edilecek!
4. Barış ortamının kurulabilmesi için, Türkler geçmişleriyle yüzleşip, özeleştiri yapacak!
5. Af kelimesi incitici olacağından, Kandil ve diğer yerlerden gelecek PKK'lılar için uygun bir dil bulunacak!
6. Seçimlerden sonra yapılacak yeni anayasa, insanı ve demokrasiyi esas alarak inşa edilecek!
7. 1982 Anayasasının Başlangıç bölümü tamamen çıkarılacak!
8. Bütün etnik gruplar eşitlik içinde, Anadolu Birliği, Mezopotamya Birliği veya Orta Doğu Birliği gibi ortak bir devlet çatısı altında toplanacak!
9. PKK'nın ilân ettiği eylemsizlik sürecinin devamı için güvence olarak bütün bunlara AKP seçim beyannamesinde yer verilecek ve bir anlamda yeni anayasa seçmenin oyuna sunulmuş olacak! 10. Bu düzenlemeleri kesinlikle kabul etmeyeceği bilinen büyük toplum kesimi, 'Türkler' ikna edilecek!
Önce şunu soralım: MİT gibi milli bir kurumun ki, eski adı MAH'tır ve açılımı Milli Âmale (emellere) Hizmettir! Peki, millî devlet yapımız bu kadar umurunda olmayan bir insan nasıl MİT Müsteşar Yardımcısı görevine gelebilmiştir? İşte meselenin püf noktası da burada! Yazdıkça bize kızanlar olduğunu biliyoruz ama, bunları yazmak zorundayız. Çünkü tarihimizdeki cerahatleri deşmedikçe, sağlıklı bir devlet yapısına kavuşmamız mümkün değildir. Türkiye İsmet Paşa'nın yönetimindeyken, bir tercih yapmış ve Atatürk'ün dostluğuna büyük önem verdiği Sovyetler Birliği ile ilişkileri koparmak pahasına Amerika'nın 'güvenli' limanına sığınmıştır! Ondan sonra da başımıza gelmeyen kalmamıştır. Sadece şu iki bilgiyi burada paylaşalım:
Başbakan Adnan Menderes, Müsteşarı Ahmet Salih Korur'u çağırır ve ona der ki, “Galiba benim telefonlarım dinleniyor. Bir araştır bakalım!” Ahmet Salih Korur araştırır ve görür ki, bizim MAH yani MİT, CIA ile halvet olmuş! Menderes der ki, “Amerikalıları darıltmadan MAH'ın başındaki Tümgeneral Behçet Türkmen'i Bağdat'a Büyükelçi yapalım, MAH'ın başına da sen geç!”
Durumu böyle kurtarmaya çalışırlar!
Bir bilgi de 27 Mayıs Darbesi sonrasından! Darbenin güçlü adamı Başbakanlık Müsteşarı Albay Alpaslan Türkeş, İçişleri Bakanlığı'nı gezerken, binadaki bir bölümde Amerikan ordu personelini görür. Yetkililere “bunlar burada ne yapıyor?” diye sorunca “Onlar komünizmle mücadele kapsamında burada bizimle birlikte çalışıyor ve bizi eğitiyorlar” cevabını alır. Fakat biraz daha araştırınca görür ki, İçişleri Bakanlığı'nın bütün yazışmaları onların kontrolünden geçmektedir. Yani o ajanlar Bakanlığın her şeyine hâkimler! Türkeş buna tepki gösterir ve onları hiç olmazsa Amerikan yardım binasına aldırmak ister. CIA Bölge Şefi ve büronun bir CIA ofisi olduğunu resmî yazışmayla bildiren ABD Büyükelçiliği olaya el koyar; Türkeş geri adım atmak zorunda kalır” (“Küresel Çeteye İnfaz”, Murat Bahadır Akkoyunlu, Orhan Efe Özenç”, s. 343)!
Yani, demek oluyor ki, Amerika'nın ülkemizde çökmediği kurum kalmamış! O nedenle, millî vasıflara sahip olmayan Cevat Öneş gibi bir şahsın MİT'e Müsteşar Yardımcısı olabilmesi gayet normal! İşin vahimi, 'aydınlarımızın' bunu, bizim 'demokratlığımızın' bir ölçütü olarak kabul etmeleri! Yani, biz bürokraside ne kadar devşirilmiş zata yer verirsek o kadar demokratik bir devlet oluyoruz! Dünyanın bizden başka bir ülkesinde böyle çarpık bir demokrasi anlayışına rastlamak mümkün değildir.
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı bu düşüncelerinde yalnız değildir. Bu çeşit düşüncelerin AKP iktidarının özellikle ikinci döneminde daha bir sıklıkla telâffuz edildiğini de biliyoruz! Nitekim, Neşe Düzel'le yaptığı bir mülakâtta, Düzel'in “Vatandaşlıkta Türklük kavramı kalkacak, öyle mi?” sorusuna AKP'li Ayşenur Bahçekapılı'nın “Tabiî; yoksa demokratikleşmeyi yapamazsınız!” dediğini de hatırlatalım!
Anlaşılan o ki, emperyalist güçler bölgemizdeki hâkimiyetlerini perçinlemek için, bizi, bir millet olmak-tan çıkarıp, perakende bir topluluk hâline getirmeyi kafalarına koymuşlar! Milletimizi buna inandırmak için de müthiş bir psikolojik harp uyguluyorlar! Ne yazık ki, bu şekilde 'Demokratik bir ülke' olacağımıza inanan gafillerin sayıları da bir hayli fazladır. Tabiî yalnız gafiller yok; emperyalizmin maşası olan 'görevlilerin' sayıları da bir hayli fazla. Hiç Türkiye gibi bir ülkeyi boş bırakırlar mı? Fakat, ne ise ki, 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP, yüce milletimizden yediği sarı karttan sonra, bu tür saçmalıklara hoşgörü ile bakmıyor. İnşallah böyle devam ederler.
Son yıllarda, işbirlikçi medyada yükselen Kürtçülük yandaşlığının, Millî Devlet yapımıza karşı yoğunlaşan saldırıların, 'Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin toplumsal barışı engellediği' şeklindeki yayınların ana sebebi budur ve hepsi de dış merkezlidir. Milletimiz, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde, böylesine bir Psikolojik Harple karşı karşıya kalmamış ve hiçbir dönemde bu kadar savunmasız olmamıştır. Ne yazık ki, emperyalizmin maşası olan PKK'lıların 'Demokrasi ve Özgürlük Savaşçıları' olduklarına inanan gafillerin sayısı az değil. Hâlbuki, örgütte tam bir tek seslilik hâkim. Nitekim, medyanın, 'Âkil Kürt Aydını' olarak pazarladığı Taraf gazetesi yazarı Orhan Miroğlu'nun, 'artık silâhlı mücadele döneminin geride kaldığı' anlamında sözler söyleyince, PKK'ya bağlı HPG'nin internet sitesinde, 'Miroğlu da Mortoğlu olur bu toprakların tarihinde' denilerek, 'demokratik bir şekilde' uyarıldığını belirtelim!
Devletimiz yıllarca bu durumu seyretmek durumunda kalmıştır. Çünkü Amerika bütün hücrelerimize kadar sızmış bir durumdaydı. FETÖ Çetesini hatırlayınız! Daha da acı olan durum ise, Psikolojik Harp'le uyuşturulan milletimizin de bu durumu seyrediyor olmasıdır.
Bugün, önümüze konulan 'Demokrasi Projesi' aslında emperyalizmin, 'Devletimizin Tasfiyesi Projesinden' başka bir şey değildir. Amerika'da bu isimle bir de vakıf kurulmuş! ABD'nin Başkenti Washington'da, 23 Haziran 2021 tarihinde “Türk Demokrasi Projesi” isimli bir vakıf kuruldu. Bu vakfın amacı, 'Türkiye'yi demokratik bir ülke yapmak' iyi mi? Bu derneğin kurucuları arasında eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bulton, eski Florida vâlisi Jeb Bush, İtalya'nın eski Dışişleri Bakanı Sant'Agata gibi isimler var. Derneğin internet sayfasında, “Türkiye'nin son zamanlarda demokrasiden uzaklaşmasına ve otoriterliğe dönüşmesine yanıt olarak oluşturulmuş, kâr amacı gütmeyen, partizan olmayan, uluslararası bir politika örgütüdür” deniliyor! Bizi ne kadar da çok seviyorlarmış!
Türkiye tarihinin en büyük ihanetiyle karşı karşıyadır. Dışarıdan Amerika tarafından kuşatılmış bir durumdayız. İçerdeki devşirmeler de Amerika ile birlikte hareket ediyorlar. Bugün birleşmeyeceğiz de daha ne zaman birleşeceğiz?
Burada muhalif siyasetçilerimize, Rusya'nın muhalif lideri olan ve başına gelmedik iş kalmayan Navalny'i örnek olarak göstermek isteriz. Navalny Rusya'nın Kırım politikasında açıkça devletinden yana tavır koyuyor! Bizim muhalifleri anlamak ne mümkün!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?