MUHALEFET NEREYE KOŞUYOR? (2)

İYİ Parti Grup Başkanvekili sayın Musavat Dervişoğlu'nun, HDP'nin meşru bir parti olduğunu savunan açıklamasına değinmiştik.  HDP konusunda pek renk vermeyen İYİ Parti ilk kez bu kadar açık konuşarak HDP'yi savunuyor. Gerçi, önceki yıllarda, sayın Meral Akşener'in, HDP'yi, 'Kürt siyasî hareketinin temsilcisi' olarak tanımlayan sözlerine de şahit olmuştuk! Anlaşılan o ki, genel seçim tarihi yaklaştıkça, ittifaklar daha netleşecek ve ilişkiler daha sıkılaşacak!
CHP HEYETİNİN  ERBİL ZİYARETİ!
Geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı Başkanlığındaki bir CHP heyeti Kuzey Irak Bölgesel Yönetimini ziyaret etti.  Bu ziyaretle ilgili olarak yapılan açıklamada, “Partimiz, Orta Doğu barışı ile ülkemizin bölgesel hak ve menfaatlerini önceleyen bir siyaset anlayışını benimsemektedir” denildi. Bu ziyaretin, sayın Kılıçdaroğlu'nun, “Bölgemizde bulunan kardeş halkların kutup yıldızı, umut ışığı olacağız' sözlerinin hemen peşinden gerçekleşmesi de oldukça ilginç! Anlaşılan o ki, CHP, bölgedeki Kürtlere sahip çıkacağız mesajını etkili bir biçimde vermek istemektedir. 
CHP Heyeti Kerkük'ü de ziyaret etmiş. Fakat Irak'ta yaşayan 3.5 milyon Türkün ana meseleleri konusunda herhangi bir açıklama duyamadık!  Meselâ sayın Cihat Yaycı'nın belirttiğine göre, Irak anayasasında Arapça ve Kürtçe resmî dil olarak kabul ediliyor fakat Türkçeye bu hak tanınmıyor! Bu da, Türkçe eğitimin etkili bir şekilde yapılmasının önünde önemli bir engel.  Sayın Cihat Yaycı'nın belirttiğine göre, Irak'ta bir Türk üniversitesi yok.  Türk gençleri ya Arap, ya da Kürt üniversitelerinde okuyor, ya da Türkiye'ye geliyorlar. Türkiye'de okuyanlar ise Irak'a geri dönmek istemiyorlar. Bu da Irak'taki demografik yapıyı etkiliyor. Sayın Cihat Yaycı, Irak'taki ticaretimizin sadece, Kürt otonom yönetiminin hâkim olduğu Habur sınır kapısından yapılmasının sakıncaları üzerinde duruyor ve bir an evvel Türkmen bölgesinde bulunan Ovaköy sınır kapısının açılmasının zorunlu olduğu üzerinde duruyor. Hatırlanacağı gibi, yıllardır bu kapının açılması tartışılmaktadır. Türkiye ile Irak arasında Ovaköy sınır kapısının açılması ve buradan bir demiryolu hattı döşenmesi görüşmeleri bir türlü bir sonuca varamamaktadır.  Bu sınır kapısı açıldığında Kürt otonom yönetimi büyük ölçüde güç kaybedecek ve bu yönetim üzerindeki Irak Merkezî Yönetiminin ağırlığı daha da artacaktır.  Sayın Cihat Yaycı Ovaköy kapısının önemi  üzerinde dururken şu örneği vermektedir: Türk TIR'ları   Habur'dan Irak'a girmekte ancak, Erbil'e kadar gidebilmekte ve burada yüklerini boşaltarak, yükleri Kürtlere ait  TIR'lara yüklenmektedir. Eskiden Türk TIR'ları Basra'ya kadar direkt olarak gidebilmekteydiler! Bu hem zayiata hem de navlun kaybına sebep olmaktadır.
CHP heyetinin Irak Türklerinin bu önemli sorunları ile de ilgilenmelerini beklerdik. Fakat mesele Irak değil; Türkiye seçimleri olduğu için CHP'nin ana meselesi Kürt oylarını kazanmak! Bu da, temel meselelerimize millî menfaatlerimiz doğrultusunda bakabilmenin önündeki en büyük engel.
HDP MEŞRU BİR PARTİ Mİ?
Sayın Musavat Dervişoğlu'nun ve diğer siyasetçilerin sözlerine bakılacak olursa, HDP meşru bir parti. Seçimlere girmesine izin verilmiş, Meclis'te temsil ediliyor, bu partinin bir milletvekili Meclis Başkanvekili olarak görev yapıyor. Hattâ bu partiye hazine yardımı yapılıyor! 2020 yılında Meclis'teki partilere genel bütçeden 432 milyon 811 bin lira devlet yardımı ayrılmış. Bu yardımdan HDP'nin payına düşen 57 milyon 550 bin lira!
PEKİ, HDP GERÇEKTEN MEŞRU BİR PARTİ Mİ?
Bize göre, kesinlikle değil! Fakat, çok partili sistemin değerlerimizi ve bakışlarımızı çarpıtması yüzünden bazı vahim yanlışlar doğru gibi görülebiliyor. Çünkü siyasetçilerin işine böyle geliyor. HDP'nin siyaseten varlığı da bu çok vahim yanlışlardan sadece bir tanesidir. Bir kere, Anayasamıza ve Siyasî Partiler Kanunumuza göre etnik temelde siyaset yapacak bir siyasî partinin kurulması ve siyaset yapabilmesi mümkün değildir. 
Siyasî Partiler Kanunumuzun 'henüz yürürlükte olan' bazı maddelerini hatırlatmak isteriz.   Md. 80: “Siyasî Partiler, Türkiye Cumhuriyeti'nin dayandığı Devletin Tekliği ilkesini değiştirmek amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.”
  Md. 82: “Siyasî Partiler bölünmez bir bütün olan ülkede bölgecilik veya ırkçılık amacını güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.” 
AKP GERÇEKTEN ÜLKENİN BİRLİĞİNDEN YANA MI?
Buraya kadar muhalefetin yanlışları üzerinde durduk. Biraz da iktidar üzerinde duralım: Bize göre, dış siyasette iktidarın en vahim hatası 10 yıldır ısrarla sürdürdüğü Suriye'yi bölmek siyasetidir. Suriye'nin, Adnan Menderes'in 1955 yılındaki, Bağdat Paktı'na katılma teklifini reddetmesinden sonra, Suriye ile ilişkilerimiz hep bozuk gitmiştir. Suriye sınırımıza mayın döşenmesi de bu tarihten sonradır. Fakat K.K. Komutanı sayın Atillâ Ateş'in 16 Eylül 1998'de yaptığı o meşhur konuşmadan sonra, Suriye Öcalan'ı ülkeden göndermiştir.  Suriye ile, Adana Mutabakatı'nı 20 Ekim 1998'de imzalayarak, teröre karşı işbirliği yapacağımıza karşılıklı olarak söz verdik. Sayın Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı iken, güzel bir jest yaparak, 10 Haziran 2000'de vefat eden Suriye Devlet Başkanı Hafız  Esad'ın cenaze törenine katılmıştı.  Sezer'in bu jestini Abdulah Gül'ün eleştirdiğini de hatırlıyoruz! Fakat daha sonra, Başbakan Erdoğan ile Beşar Esad arasında bir yakınlaşma başlayacak; iki devletin ortak Bakanlar Kurulu toplantılarını takiben, Bodrum'da ailece tatil yapmalarına şahit olacaktık! Ancak, BOP Plânı çerçevesinde Amerika, 'Suriye'ye de demokrasi getirmeye karar verince', biz de Amerika'nın yanında yer alarak; Esad'a karşı ayaklanan muhaliflere destek verecektik! 
Sormak durumundayız: Suriye ve Başkan Esad bize ne yaptı da, Amerika'nın yanında yer aldık?  Dostumuz Esad, nasıl oldu da bir anda 'Katil Esed' oluverdi? 
AKP sözcüsü sayın Ömer Çelik, bir gazetecinin, Suriye ile ilişkilerimizin geleceği konusundaki sorusu üzerine şunları söylemişti: “Suriye, bizim taleplerimiz doğrultusunda adımlar atmadı!”
Suriye'den taleplerimiz nelerdi? Meclis'in ve milletimizin bu talepler hakkında bilgilendirilmeleri gerekmez miydi? İktidarın, Suriye konusundaki vahim hataları, bizi bugünkü fiilî durumla karşı karşıya bırakmıştır. Bugün Suriye'nin doğusunda, güney sınırımızda, 'müttefikimiz' Amerika'nın engin hoşgörüsüyle, bir PYD devletçiği kurulmaktadır. Türkiye haklı olarak buna karşıdır. Çünkü en büyük Kürt nüfus bizim topraklarımızda yaşıyor. Böyle bir devletin kurulması bizi de etkileyecek! Peki, o zaman, bunun engellenmesi için, bizim, bu toprakların asıl sahibi olan Suriye ile birlikte hareket etmemiz gerekmez mi? Suriye ile birlikte hareket etmemiz Suriye üzerindeki emperyalist hesapları da bozmaz mı? Amerika'yı güç durumda bırakmaz mı? 
Çok merak ediyoruz. Suriye ile anlaşmamızın önündeki engel nedir? Suriye bugün Mısır'la anlaşıyor. Mısır ve Suriye Dışişleri Bakanları New York'ta bir araya geldiler. Bu haberi veren Ülke TV'nin spikerinin şu inanılmaz sözlerine şahit olduk: “Eli kanlı Suriye Dışişleri Bakanı Mısır Dışişleri Bakanı ile görüşüyor!” Yani bu zavallı adam, belli ki, bu yakınlaşmadan rahatsız!  Aklı sıra iktidara yalakalık yapıyor. Düşünemiyor ki, bin küsur yıl Türklerin yönettiği bir ülke olan kardeş Suriye'nin, Türkiye ile arasının açık olması sadece ve sadece Amerika'nın işine yarar! 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?