30 AĞUSTOS VE VAHDEDDİN! (3)

Ne yazık ki, tarihî gerçeklere aykırı olarak, okullarımızda okutulan tarih kitaplarında  da, tarih çarpıtılarak, Vahdeddin’den âdeta bir kahraman yaratılmaktadır! Hattâ, tarihçi sayın Mustafa Solak’ın naklettiğine göre, bir tarih kitabında şöyle deniliyor: “Vahdeddin Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Çakmak’ı vatanı kurtarmakla  görevlendirdi!”

Hâlbuki, Mareşal Fevzi Çakmak, başlangıçta Millî Mücadeleye karşıdır. Elimizdeki yegâne kuvvet olan, Kâzım Karabekir Paşa’nın komutasındaki 15. Kolordunun da bu maceraya âlet edilmesini tehlikeli bulmaktadır! Ancak, İstanbul’un 16 Mart 1920’de işgal edilmesinden sonradır ki, Ankara’daki millîcilere katılacaktır!

Cihat Baban, bu konuda bize şu bilgiyi veriyor: “Balkan Harbiyle Birinci Dünya Harbi savaşlarında gördüğü acılardan sonra, Anadolu hareketinin pek başarılı olacağına inanmamış olacak ki, daha Mustafa Kemal’i görmeden, Anadolu’da Ali Fuat ve Kâzım Karabekir Paşalarla sert tartışmaları oldu. Anadolu’da ayakta kalabilecek tek kuvvet, Kâzım Karabekir’in elindeki kuvvetti. Kâzım Karabekir bu kuvveti, Mustafa Kemal’in macerasına alet etmemeliydi.  Fevzi Paşa, işgal kuvvetlerinin, Millî mukavemetlerle azdırılmamasını istiyordu. Onun için, Sivas’a kadar gelmiş ve cansız görünen bu hareketi büsbütün söndürmek istemişti. 16 Mart faciasıyla karşılaştı. Böylece, Fevzi Paşa da, İstanbul Hükûmeti politikasının çıkar yol olmadığını idrak ederek Anadolu’ya iltihak etme kararını verdi” (“Politika Galerisi”, s 89).

VAHDEDDİN İNGİLTERE’YE, SÖMÜRGE OLMAMIZI TEKLİF ETTİ!

Bir silâhlı direnişi imkânsız olarak gören Vahdeddin, 30 Mart 1919’da, Damat Ferid aracılığıyla, kendi eli ile yazdığı bir tasarıyı, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’a ulaştırır. Buna göre Vahdeddin, “Osmanlı İmparatorluğu’nun 15 yıl müddetle İngiliz sömürgesi olmasını teklif etmektedir (Turgut Özakman, “Şu Çılgın Türkler”, s. 17)!

KÂZIM KARABEKİR PAŞA’NIN VAHDEDDİN HAKKINDAKİ DÜŞÜNCESİ

Muhafazakâr kesimin bayrak isimlerinden Kâzım Karabekir Paşa,  Padişah Vahdeddin’in İngiliz mandasından yana olan bu tavrını şu sözlerle eleştirir: “Boğazlar ve birkaç vilâyet Fas Sultanlığından beter bir hâlde, İngiliz himayesinde bir Hıdivlik olacaktı. Padişah ve murdar maiyeti, yaşamak için bu namussuzluğu kabul etmişler ve başka çaremiz kalmadı, İttihatçılar memleketi batırdı, bu kadarını olsun kurtarabildik diye vicdan acılarını giderecek formül de bulmuşlardı” (Kâzım Karabekir, “İstiklâl Harbimiz”, s. 146)!

Padişah Vahdeddin’in Sevr öncesindeki düşüncesi de şuydu: “Şartlar ne kadar ağır olursa olsun kabul edelim. İngiltere’nin Şark’taki bize dost politikası değişmemiştir.  Daha sonra af ve mürüvvetlerini  kazanabiliriz” (Prof. Bülent Tanör, “Kurtuluş”, s. 43)!

Milleti ve vatanı bir kenara bırakıp, sadece saltanatını nasıl sürdüreceğini düşünen Vahdeddin, İngiltere’ye karşı tam bir güven ve bağlılık duygusu içerisindedir! Padişah ve çevresinin bu gafleti, işgalciler için âdeta Tanrı’nın bir lütfudur.  Nitekim, İstanbul’da bulunan İngiltere Yüksek Komiser Yardımcısı Amiral Webb, Londra’ya şunları yazmaktadır: “Memleketi işgal etmediğimiz hâlde, şimdi vâlilerini atıyor, ya da görevden uzaklaştırıyoruz; polisleri yönetiyor, basınlarını denetliyor, zindanlarına girerek Rum ve Ermenileri işledikleri suçlara aldırmaksızın serbest bırakıyoruz.  Halife elimizde bulundukça, İslâm dünyası üzerinde ek bir denetleme aracına sahibiz. Bildiğiniz gibi, Padişah bizi buraya yerleştirmek istiyor” (Attilâ İlhan, Cumhuriyet, 24.02.1998)!                                      

      SEVR’İ VAHDEDDİN ONAYLADI!

Televizyonlarımızda zaman zaman yapılan tartışmalarda, ‘Sevr imzalanmadı’ diyen gafillerin varlığı bir vakıadır! Hâlbuki, 22.07.1920’de, Sarayda toplanan Saltanat Meclisi’nde, 50 civarında Kabine üyesi, asker, sivil ve din adamı antlaşmayı tartışmış ve yapılan görüşmeler sonunda, Padişah Vahdeddin ayağa kalkarak, ‘antlaşmayı imzalamaktan yana olanların ayağa kalkmasını’ istemiş; bir tek Topçu Feriki Rıza Paşa ayağa kalkmamıştı!

Vahdeddin’in millî mücadeleye karşı olan tavrı sebebiyle, Atatürk’e muhalif olan II. Grup’un liderlerinden Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey, Vahdeddin’den ‘Vahimeddin’ diye söz etmekte; Sevr Antlaşmasını imzalamış olmasını da, şu sözlerle eleştirmektedir: “Kendileri Sevr Antlaşmasını imza ederken, Halifenin hukukunun ne olduğunu okuyaydılar. Bacağı kırılsaydı da, o Halife de lütfen ayağa kalkmasaydı” (Hasan İzzettin Dinamo, “Kutsal Barış”, Cilt I, s. 149).

Atatürk T. B. M. M’de 5.3.l921 tarihinde yaptığı konuşmada, “Şûrâ-yı Saltanat’ta (Saltanat Meclisi), Sevr muahedesini, Zâtı Şâhane bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul etmiştir” sözleriyle âdeta tarihe not düşmektedir (Kâzım Öztürk, “Atatürk’ün Açık ve Gizli Meclis Konuşmaları”,  s. 518).

 Türk Milletinin ölüm fermanı olan Sevr Antlaşması  10 Ağustos 1920’de, Damat Ferid Paşa Hükûmetince görevlendirilen Hâdi Paşa Başkanlığındaki, Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Bern Büyükelçisi Reşat Hâlis Bey’den ibaret heyet  tarafından imzalanır. Rıza Tevfik Bey anılarında, ibret alınması gereken şu sözleri söylemektedir: “10 Ağustos günü bizi Sevr’e götürdüler. Ağzımızı açmamız bile yasaklanmıştı. Yapacağımız şey sadece kâğıtlara imza atmak ve mühür basmaktı. Ellerimin titrediğini belli etmemeye çalışarak önce imzamı attım, sonra da mührümü bastım ‘RT’.” Bu harfler Rıza Tevfik Bey’in isminin baş harfleridir.  Daha sonra şunları söyler Rıza Tevfik: “Bundan sonrasını hatırlamıyorum.  Salon, salondaki kalabalık tamamen gözlerimin önünden silinmiş gibiydi. İçlerimiz kan ağlayarak, başlarımız önümüzde salonu terk ettik” (Hasan Demir, Yeniçağ, 20.12.2004)!

Bu kadar ağır hükümlere sahip Sevr Antlaşmanın uygulanması için, Sadrazam Damat Ferid Paşa,  İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a yazdığı mektupla bir öneride bulunur. Buna göre “İngiltere’nin desteğiyle, Müttefik subayların komutasında, 40.000 kişilik bir kuvvet kurulacak ve bu kuvvet İngiliz donanması tarafından Anadolu’ya taşınacaktır. Bu iş için, İngiltere Türkiye’ye 20 milyon Türk Lirası kredi açacaktır.”

 İngiltere gerçek dışı bulduğu bu öneriye sıcak bakmaz. Hâlbuki, daha Sevr Antlaşmasının hazırlanması sırasında, Nisan 1920’de, San Remo Konferansında, askerî uzmanlar durumu enine boyuna incelemişler ve buna göre, Türklere Sevr’i kabul ettirebilmek için en az 27 tümen askere (ki bu da bir tümen 15.000 kişi hesabıyla 405.000 askere tekabül etmekteydi) ihtiyaç olduğunu  rapor etmişlerdi.  Müttefiklerin böyle bir kuvveti toplamaları  ise mümkün değildi (Bilâl N. Şimşir, age. s. 61).

Türk Milletini tanımayan Osmanlı Sadrazamı öyle derin bir gaflet içindeydi ki, 40.000 askerle Sevr’i, Ankara’daki Millî Hükûmete kabul ettirebileceğini düşünebilmekteydi! Bunu Yunan ordusu yaklaşık 200.000 kişilik mevcuduyla bile başaramayacak ve büyük kayıplar vererek, perişan bir şekilde mukaddes vatan topraklarını terk edecekti!

KÂZIM KARABEKİR PAŞA’NIN TEKLİFİ!

 Sevr Antlaşmasının imzalanması üzerine, Kâzım Karabekir Paşa, 16.8.1920 tarihinde Meclis Başkanlığına başvurarak şu teklifte bulunur:  “Şûrâ-yı Saltanat’ta Türkiye’nin hayat ve mevcudiyetini söndüren bu zulüm muahedesinin imza edilmesine karar ve rey veren esâmîsi mâlûm şahısların ve muahedenameye imza koyanların ihâneti vataniye ile itham olunmaları ve haklarında hükmü gıyabî verilmesini ve bu vatansızların isimlerinin her yerde lânetle yâd edilmesinin ilân ve tamim olunmasını” (“İstiklâl Harbimiz”, s. 795).

Kâzım Karabekir Paşa’nın, başta Padişah Vahdeddin olmak üzere, Sevr’in imzalanmasını onaylayan Saray Meclisi  üyeleri ve antlaşmayı imzalayan heyet üyeleri hakkındaki  başvurusu üzerine Meclis, 19.8.1920 tarihinde, Sevr Antlaşması’nı imza edenlerle, antlaşmanın kabulü için yapılan tartışmada oy veren Saltanat Meclisi üyelerini vatan hâini olarak kabul eder (Turgut Özbay, “Lozan’dan Sevr’e Türkiye” s. 73).

Vahdeddin hayranlarına bu kararın hâlâ yürürlükte olduğunu hatırlatalım! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?