30 AĞUSTOS VE VAHDEDDİN! (2)

Falih Rıfkı Atay, şöyle devam eder: “Köşkün holünde oturuyorduk. (Mustafa Kemal Paşa) ‘Ne işi var bu donanmanın İzmir limanında’ dedi. Sonra, aramızda ev sahibi Hanıma: ‘Siz Fransızca yazar mısınız?’ diye sordu. ‘Evet’ cevabını alınca, ‘Yirmi dört saat içinde İzmir limanından çıkıp gitmesi için filo kumandanına bir ültimatom yazınız’ dedi. Etrafında kıvrananlar vardı. O, ültimatom notasını dikte ettiği vakit, ‘Sonuna kadar getiremeyecek, başımızı harp belâsına sokacağız’ diyorlardı! Zayıflar gene baygınlık geçiriyorlardı. ‘İngilizlerle harbe tutuşacağız, her şey bitecek…’ Fakat, O, ev sahibi Hanımdan müspet cevabı  alınca, bir dostuna önemsiz bir şey yazdırıyormuş gibi, notayı dikte etti. Hâlbuki, yazılan bir ültimatomdu ve bunda, limandaki gemilerin 24 saat  içinde İzmir’i terk etmeleri istenmekteydi!… Mektup gider. Gazi’nin etrafında bir kaygı havası her an biraz daha koyulaşır. Fakat Gâzi, kendi mantığı içinde hareket etmektedir. Bu mantık, onun yukarıdaki sözlerinde dile gelir: ‘Bu filonun burada ne işi var?’ Nihayet 24 saat geçer ve garip bir şey olur. Gazi’nin maiyetindekiler onun yanına koşarlar: ‘Paşam, donanma çekiliyor!’ Fakat, Paşa meşguldür. Yahut duymazlıktan gelir. Limana gelince, orada en küçüklerinden en büyüklerine kadar, bütün gemilerde bir hareket hâli vardır. Her zincirini alan gemi, şehrin önünde bir kavis çizer, selâm toplarıyla şehri selâmlar, limanın ağzına yönelir. Açık denize açılmak için rotasını alır. Liman boşalmaktadır. Her yolunu alan gemi, yalnız onu selâmlayarak değil, biraz da başını öne eğer gibi, Anadolu kıyılarından Akdeniz’e doğru uzaklaşır gider. Herkes heyecanlı, düşünceli, hattâ biraz da şaşkındır.  Ama orada, sakin, telâşsız biri vardır: Gâzi Mustafa Kemal… O, bu selâmlara, bu geçit resmine  başını çevirip bakmaz bile. Bu gemilerin 13 Kasım 1918’de, İstanbul limanına girişlerini de Haydarpaşa’dan seyretmemiş miydi? Kendisine bunları gösteren Yaveri Cevat Abbas’a söylediği sözleri bilirsiniz: ‘Gelirler ve bir gün geldikleri gibi giderler’” (Şevket Süreyya Aydemir, “Tek Adam”, Cilt II, s. 624)!

Bu satırları bir vatanseverin içi ürpermeden okuması mümkün müdür? İşte, dışarıdan bu ülkenin düşmanlarının; içeriden tarih şuuru olmayan gafillerin ‘küçültmeye çalıştıkları’ fakat bunu bir türlü başaramadıkları ve asla başaramayacakları  Büyük Atatürk budur!

Atatürk, kendinden sonra neler olabileceğini az çok kestirmiş olmalı ki, Büyük Nutku’nun sonunu Gençliğe Hitabe  ile bitirmiştir. Tıpkı, genç gazeteci Ruşen Eşref’e imzalayarak verdiği resminin üzerine yazdığı notta, Gençliğe duyduğu güveni ifade ettiği gibi. Atatürk, bir başka konuşmasında da şunları söylemiştir: “Başımıza neler örülmek istenildiği ve nasıl direndiğimiz ve daha doğrusu milletin isteklerine uygun biçimde ve onun desteğiyle nasıl çalıştığımız görülmeli ve gelecek kuşaklar için ders teşkil etmeli ve uyanıklık sağlamalıdır.  Zaten her şey unutulur. Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız; o gençlik ki, hiçbir şeyi unutmayacaktır. Gelecek umudunun ışıklı çiçekleri onlardır” (Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”,  s.199).

Evet, Büyük Zafer’in anlamı işte buydu. Bu Zaferin sonucunda, İstanbul’daki işgal Kuvvetleri, 6 Ekim 1923 tarihinde Türk Bayrağını selâmlayarak İstanbul’dan def olup gideceklerdir. Türk askerinin İstanbul’a girişini gören İngiliz subayı Yüzbaşı Armstrong, duygularını şu sözlerle dile getirecektir: “Ruhumun isyan ettiğini duyuyorum. İngiltere İmparatorluğu şerefinin bütün Asya’ya karşı çamurlara yuvarlanması gururumu yaralıyordu” (“Çankaya”, s. 338)!

Bir İngiliz subayı duygularını böyle dile getiriyordu. Fakat, Türk Milleti’ne ve bütün İslâm Dünyasına bu gururu; İngilizlere ise bu ezikliği yaşatan Mustafa Kemal Paşa’ya, bu ülkede kimi meczuplar bugün çıkıp ‘İngilizlerin adamıydı’ gibi terbiyesizce lâflar edebiliyorlar!

Bir acı gerçek de şudur: 6 Ekim 1923’de İstanbul’un yeniden Türk hâkimiyetine girmesi gibi müthiş bir olayın her yıl görkemli bir şekilde kutlanması gerekirken, 29 Mayıs 1453’te İstanbul’un Fatih tarafından fethinin kutlanması tercih edilebilmektedir! Cumhuriyet’e ve Mustafa Kemal Paşa’ya olan önyargıları nedeniyle düşünemiyorlar ki, eğer Büyük Zafer olmasaydı, İstanbul bugün, Konstantinapol ismiyle, bir Yunan şehriydi! Evet! Tarih bilmemekten beslenen kinleri bunu düşünmelerini önlüyor!

 VAHDEDDİN VE ATATÜRK!

      Gelelim ‘Atatürk’ü Vahdeddin Anadolu’ya gönderdi’ tezviratının içyüzüne.

    Önce,  Yunanistan’ı üstümüze salan İngiltere bile, Atatürk’e bir telgraf çekerek, Büyük Zafer’i,  kutladığı hâlde, Padişah Vahdeddin’in ne Sakarya Zaferi’ni ne de Büyük Zafer’i  kutlamadığını hatırlatalım! Fakat, ilginçtir ki, günümüzde bile, tarihî gerçekler apaçık meydandayken, Vahdeddin’den bir ‘KAHRAMAN’ yaratma çabaları da tüm rezilliği ile devam etmektedir! Bunun niçin yapıldığı detaylı olarak araştırılmaya değer. Çünkü, bu gayretler, bizi bölerek, düşmanların başaramadığı bir şeyi başarmakta ve İç Cephe’de derin çatlaklar yaratmaktadır. Bu nedenle mutlaka bu mesele çözülmelidir.  Onun için bu konu üzerinde biraz duracağız.

Tarih bilgisi ve tarih şuuru olmayan kimi çevreler demektedirler ki, ‘Atatürk’ü Anadolu’ya Vahdeddin gönderdi. Git memleketi kurtar diye!’ Bu şeklen doğrudur. Çünkü Padişahlık makamında oturan kişi Vahdeddin’di. Dolayısıyla son onay makamı oydu. Ancak,  Atatürk’ün Anadolu’ya Ordu Müfettişi olarak gönderilmesinin sebebi, vatanın bir direniş yaratılarak kurtarılması değil; aksine, Samsun dolaylarındaki Türk milislerinin direnişlerinin  durdurulmasının sağlanmasıydı! Çünkü, Rumlar, sürekli olarak İşgal Kuvvetlerine başvuruda bulunarak, Türk çetelerinden şikâyet etmekte; bu nedenle İngilizler de Saraya,  bu çetelerin faaliyetlerinin durdurulmasını, aksi hâlde bölgeyi işgal edeceklerini ihtar etmekteydiler! Padişahın Atatürk’ten istediği de, işte, Türk çetelerinin bu faaliyetlerinin durdurulmasıydı! Çünkü Vahdeddin, "İngilizlerle uyumlu gidersek, hiç olmazsa, İstanbul ve çevresinde kendisine, ‘Halife Padişah’ olarak bir hayat hakkı tanınabileceğini” ummaktaydı!

 Tıpkı Vatikan gibi!

  Zamanın Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ın danışmanı Kemal Öztürk’ün yazdığı  “İlk Meclis” isimli bir kitapta, ‘Padişah Vahdeddin’in Atatürk’ü Anadolu’ya, ülkeyi kurtar diye gönderdiği’ iddialarına kanıt olarak gösterilen bir bölüm var. Vahdeddin Atatürk’e şöyle diyor: “Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin.  Fakat asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir.  Paşa, Paşa devleti kurtarabilirsin!”

Yavuz Bülent Bâkiler de, yazarın bu tespitini paylaştığı anlaşılan bir yazısında,   kitaptaki bu sözlere, Atatürkçü kesimden tepki gösterenleri, “Bunlar bizim Debreli Hasanlarımız” diye eleştirdikten sonra,  Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” adlı kitabının 174, 175. sayfalarında da görüleceği gibi, bu sözlerin “Beni Padişah Vahdeddin Anadolu’yu kurtarmam için gönderdi” anlamında bizzat Atatürk tarafından söylenmiş olduğunu iddia ediyor (Tercüman,16.3.2004)!

Kemal Öztürk’ün de, Yavuz Bülent Bakiler’in de yaptıkları şey ahlâkî değil.  Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya isimli eserinde bu sözler var ancak, bu sözlerin devamı da var ve bu sözleri görmezden gelmek olacak şey değil! Burada bir kötü niyetlilik olduğu muhakkak!

 Falih Rıfkı’nın belirttiğine göre, Atatürk, Vahdeddin’in bu sözlerini şöyle değerlendiriyor: “Memleketi kurtarmak lâzımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: “Vahdeddin demek istiyordu ki, ‘hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul’a hâkim olanların siyasetine uymaktır.’ Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırabilirsem Vahdeddin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım” (“Çankaya”,  s. 174)!

Görüldüğü gibi, iki tarafın da niyetleri başkadır.  Biri, kurtuluşu teslimiyette aramakta, diğeri silâhlı mücadelede! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?