KIBRIS MESELEMİZ (4)

KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN KURULMASI

    11 Şubat 1959’da Zürih’te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Dışişleri Bakanlarının imzasıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması kabul edildi. 19 Şubat 1959’da Londra’da yapılan toplantıda, Zürih Anlaşması’nı da teyid eden bir anlaşma imzalandı.  Bu toplantıya İngiliz temsilcisi, Rumları temsilen ilk Kıbrıs Cumhurbaşkanı olacak olan Başpiskopos Makarios, Türkleri temsilen de, ilk Cumhurbaşkanı yardımcısı olacak olan Dr. Fazıl Küçük katıldı.  Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Türkler ve Rumlar eşit vatandaşlık statüsüne sahip oldular. Fakat, Zürih Konferansı’nın sonuçlarının tartışıldığı ve Londra Konferansı’nın başlayacağı günler sırasında, Türkiye açısından bir felâket gerçekleşti. Başbakan Adnan Menderes ve Türk Heyetini taşıyan uçak 17 Şubat’ta  Londra yakınlarında düştü ve 14 kişi hayatını kaybetti. Başbakan Menderes bu kazayı hafif yaralı olarak atlattı. Türkiye dönüşünde de hatırladığımız kadarıyla Ankara garında Celâl Bayar ve İsmet İnönü Menderes’i birlikte karşıladılar.  Kısa bir süre, siyasette  bir bahar havası esti. Ne yazık ki, bu hava devam ettirilemedi. Siyaset tekrar gerildi ve bu gerilim 27 Mayıs 1960’da bir Askerî Darbe ile neticelendi.

    Kıbrıs Cumhuriyeti 15 Ağustos 1960 da resmen ilân edildi. Makarios Devlet Başkanı, Dr. Fazıl Küçük  Cumhurbaşkanı yardımcısı oldular.  On bakandan 7’si Rum, 3’ü Türk;  Temsilciler Meclisinin yüzde 30’u Türk, yüzde 70’i Rum olacaktı.  Bu durumda, Türk halkı bir azınlık olarak sayılmamış, fonksiyonel federal sistem meydana getirilmişti. Zürih Anlaşması’na göre, Kıbrıs’ta beş büyük kasabada mevcut olan Türk belediyelerinin resmen kurulması gerekiyordu. Ancak Makarios buna müsaade etmedi ve zaten Kıbrıs Devleti’ni de Türkleri dışlayarak yönetmeye kalktı.  Türklere karşı baskılar yeniden başladı. 1963 Aralık ayında Türk katliamı gerçekleşti.  30 Aralık 1963’te İngiliz askerleri Lefkoşe’de Yeşil Hat denilen bölgeye girdiler. Böylece, Kıbrıs bir bakıma, Kuzey-Güney olmak üzere fiilen ikiye ayrılmış oldu.  Birleşmiş Milletler de 4 Mart 1964 tarihinde Kıbrıs’a Barış Gücü gönderdi. Türkiye’nin Ada’ya müdahale kararı alması üzerine, 5 Haziran 1964’te ünlü Johnson mektubuna muhatap olduk!

KIBRIS’TA NE DURUMDAYIZ?

     Yunanistan’la birleşmek isteyen, bunun için de, Yunanistan’ın desteğiyle 1950’lerde EOKA tedhiş örgütünü kuran Rumlar, Türklerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olmalarını içlerine sindiremediler ve Türklere saldırılar başladı. Bunu 1974’de Nikos Sampson’un darbesi takip etti. Bunun üzerine 20 Temmuz 1974’te Türkiye, Ada’ya, Barış Harekâtı adı verilen bir harekâtla müdahale etti ve Ada fiilen ikiye bölündü.  Böylelikle, Türkiye’nin 1950’lerdeki “Ya Taksim Ya Ölüm” sloganı da gerçekleşmiş oldu. O günden bu yana, Ada Türkleri barış ve huzur içinde yaşamaktalar. 1983’te, Rauf Denktaş’ın gayretleriyle “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” adı ile kendi devletlerini de kurdular. Ada’da artık 1960’da kurulan ve iki toplumun bir arada yaşamaya mahkûm edildiği  Kıbrıs Devleti yok ve buna dönmek de mümkün değil. Fakat, Batılı ‘dostlarımız’  Amerika ve Avrupa Birliği, Türklerle Rumların bir arada yaşayamayacaklarını bildikleri hâlde, Annan Plânı’nı bize dayattılar. Her ne kadar AK Parti iktidarı da, bu plânı desteklemiş olsa da, Rumların, Türklere verilen hakları fazla bularak, plâna ‘HAYIR’ demeleri nedeniyle çok şükür ki, Annan Plânı gerçekleşmedi ve Amerika ve AB’nin tüm çabalarına rağmen Kıbrıs’ta iki ayrı devlet varlığını sürdürüyor. Fakat, ne var ki, Batılı ‘dostlarımız’ Türklerin devletini yani KKTC’yi bir türlü tanımıyorlar. Onlar Güney’deki Rum Devletini, ‘Kıbrıs’ın tamamını temsil eden’ Kıbrıs Devleti olarak tanımakta ısrarlılar!

KIBRIS’TA “BİRLEŞİN” DİYENLER TÜRKİYE’DE “AYRILIN” DİYORLAR!

Türkiye’de etle tırnak olmuş Türklerin ve Kürtlerin ‘ayrı devletler hâlinde yaşamaları için’ ellerinden geleni yapan Batılı ‘dostlarımız’, Kıbrıs’ta, kız alıp kız vermemiş, tarih boyunca ayrı yaşamış, dilleri ve dinleri ayrı Türkleri ve Rumları aynı devlet çatısı altında birleştirmek için bize olmadık baskıları yapıyorlar! Bunlar işte böyle dost! Bunları dost belleyenler bize göre, Türk Milleti’nin dostu olamazlar.  Hele Müslümanlığı referans yapan siyasetçilerin, Kur’an’ın açık hükmüne rağmen Avrupa Birliği üyeliğini savunmaları anlaşılır gibi değildir. Maide Suresi 51 Müslümanlara şunu buyuruyor: “ Ey iman etmiş kimseler! Yahudileri ve Nasara’yı, Hıristiyanları yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin koruyucu, yol gösterici yakınıdırlar…”

     Kur’an bunlarla ticaret yapılmasını yasaklamıyor. Fakat bunların veli, yani önder edinilmesini yasaklıyor.  Biz AB üyesi olunca, bunların aldıkları bütün kararlara uymak zorunda olmayacak mıyız? O zaman nerede kaldı bizim mazlumların haklarını savunan bir millet olmamız?

    Fakat ne ise ki, AK Parti iktidarı, diğer muhalefet partileri gibi AB  üyeliği ısrarını sürdürse de; 2000’li yıllardaki yanlış politikalarını büyük ölçüde değiştirdi. AB’nin baskılarına direnemeyerek Kıbrıs halkını, Annan Plânı’nı kabule zorlayan AK Parti iktidarı, bugün artık Kıbrıs’ta tek devletin mümkün olmadığını yükse sesle söylemektedir. Son Cumhurbaşkanı seçimlerinde Türkiye’nin, Kıbrıs’ta iki ayrı devletin varlığını savunan sayın Ersin Tatar’ı desteklemesi de bu millî siyasetin sonucudur. 47 yıldır kapalı olan Maraş Bölgesi’nin açılması kararı da önemlidir. Türkiye bugün, Kıbrıs’ın stratejik önemini kavramış görünen bir siyaset takip etmeye başlamıştır ki, bu siyaset elbetteki desteklenmelidir. Fakat istenir ki, muhalefet de aynı söylemi sürdürsün. Ne yazık ki, muhalefet “AB’yle çatışmayalım” gibi bir anlayışı savunmaktadır! AB ile çatışmadan millî menfaatlerimiz korunabilir mi?

RUMLAR NASIL AB’YE GİRDİ?

24 Ocak l995 tarihinde, Avrupa Birliği, “Başkanlık Önerisi” adı ile şu bildiriyi açıklamıştı: “Kıbrıs Cumhuriyeti (yani Rum yönetimi) ile üyelik müzakerelerine başlanacaktır. AB, Rumların üyeliğini teyid ediyor. Türk cemaatinin de hakları korunacaktır.  Bu şartlar altında Kıbrıs’ın tam üyeliği her iki toplum için de yararlı ve barışın tesisine ve tarafların yeniden birbirlerine yakınlaşmalarına yardımcı olacaktır!”

Türk Hükümeti, Zürih ve Londra Antlaşmalarının bize verdiği hakkı kullanarak, bu bildiriye karşı en küçük bir itirazda bile bulunmadı. Çünkü, nasıl olsa Gümrük Birliği’ne girince Avrupa Birliği’nin yolu bize de açılmış olacaktı!  Çiller Hanımefendi Haziran 1995’de Gümrük Birliği Antlaşması’nı imzalayınca AB’ye gireceğimizi zannediyordu. Daha doğrusu Amerikalı dostları onu böyle kandırmışlardı.

Prof. HASAN ÜNAL’IN ANALİZİ ÖNEMLİ!

Prof. Hasan Ünal, bir Rus haber sitesine verdiği mülâkatta, Kıbrıs ve Suriye konularında önemli bir analiz yaptı (Milliyet, 1 Ağustos 2021).  Sayın Ünal, Amerika ve AB’nin istediği birleşik Kıbrıs’ın NATO üyesi yapılacağını ve bunun Rusya’nın çıkarlarına uygun olmadığını belirttikten sonra, Rusya’nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımasının, hem Türkiye’nin hem de Rusya’nın çıkarına olduğu görüşünü dile getirdi.  Putin’in sözcüsü Dimitriy Peskov, bu açıklama üzerine  ‘KKTC’yi tanımayız’ diye bir açıklama yapmadı!  Ruslar, ‘bize yaratıcı fikirlerle gelin’ diyorlar! Sayın Ünal da, Türkiye’nin Suriye ve Kırım konularında adımlar atmasının Rusya’yı bize yaklaştıracağı üzerinde duruyor.  Bu adımlar ne olabilir? Söyleyelim: Biz Kırım’ı 1774 yılında Rus Çarlığına vermiştik. Bu nedenle açıkça Ukrayna’dan yana tavır almamız doğru değil. Hiç olmazsa, tarafsız kalabiliriz. Suriye konusunda da daha uzlaşmacı davranabiliriz. Bu bize bir şey kaybettirmez fakat çok şey kazandırır. Suriyeli mülteciler meselesinin hâlledilmesinin en insanî ve hukukî yolu da budur. Artık ‘Katil Esed’ polemiğinden vazgeçilmelidir.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?