KIBRIS MESELEMİZ (2)

Türkiye, İngiltere'nin 'tarafsız kalın, toprak bütünlüğünüzü garanti ediyoruz” uyarılarına rağmen, 29 Ekim 1914 tarihinde I. Dünya Harbi'ne, İngiltere'ye karşı Almanya ile aynı safta katılınca, İngiltere de, 5 Kasım 1914 tarihinde Türkiye'ye harp ilân etmiş ve Kıbrıs Adası'nı ilhak etmiştir. Fakat Türkiye, 1923 yılına kadar, Ada üzerindeki hâkimiyet haklarından vazgeçmemiştir. 1923'te Lozan Antlaşmasının 21. Maddesiyle, Türkiye Ada'yı İngilizlere bırakmıştır.
YUNANİSTAN'IN KIBRIS'A YAKIN İLGİSİ!
İngiltere, Yunanistan'ı I. Dünya Harbi'ne sokmak için Kıbrıs'ı, rüşvet olarak bu ülkeye teklif etmiş. Fakat Yunanistan harbe katılmayınca bu gerçeklememiş. Ancak, II. Dünya Harbi sonunda 12 Ada, 1946 yılındaki Paris Konferansı'nda, bizim hiçbir hak talebinde bulunmamamız üzerine, İngiltere tarafından Yunanistan'a verilince, Yunanistan bu defa Kıbrıs üzerinde de hak iddia etmeye başlamıştır. 16 Ağustos 1954'te Kıbrıs sorunu Yunanistan'ın şikayetiyle ilk kez BM Genel Kuruluna taşınarak, uluslararası bir mesele hâline gelmiştir. BM konuyu ele almış fakat herhangi bir karara varmayı reddetmiştir (Dr. Furkan Kaya, “Türk Dış Politikasının ve Kıbrıs'ın Zorlu Dönemi”, s. 110).
Rumlar 15 Ocak 1950 tarihinde Ada'nın Yunanistan'a ilhakı konusunda bir oylama yaptılar. Ada'nın Rum halkı büyük bir çoğunlukla Yunanistan'a katılma kararı verdi. Fakat bu meşru değildi. Kısa süre sonra Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak için EOKA örgütü kuruldu. EOKA terör örgütünün malzemesi, silâhları, teçhizatı ve eğitimi Yunanistan tarafından sağlanıyordu. Bu terör örgütünün başına da Giritli Albay Grivas getirildi. Tarih 7 Mart 1953'tü. Türkler bütün Ada'da bu örgütün hedefi oldular.
Buna karşı Türkler de, 1 Ağustos 1958'de Türk Mukavemet Teşkilâtını kurdular. Grivas'ın Kıbrıs'a giderek, EOKA teşkilâtını kurması ve ENOSİS için çalışması üzerine, Türkiye de Başbakan Adnan Menderes'in ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü'nün gayretleriyle TMT'yi kuruyordu. TMT Türkiye'den gönderilen sivil subaylarla güçlendirildi ve Kıbrıs Türk halkı EOKA'ya karşı örgütlendi.
TMT'nin masrafları Başbakanlık örtülü ödeneğinden karşılanmıştır. Burada rahmetli Fatin Rüştü Zorlu'nun ve Başbakan Adnan Menderes'in büyük katkılarının olduğunu belirtmek gerekir. Kıbrıs, Türkiye'nin gündemine önemli bir mesele olarak 1940'lı yılların sonunda girmiş, ancak, zaman içinde, DP Döneminin Türk dış politikasını en çok çok meşgul eden konularının başında gelmiştir. Kıbrıs meselesi 1955 yılı öncesinde, Türk ve Yunan Hükûmetleri arasında çatışma meselesi olmamıştı. Bunun en büyük sebeplerinden biri de Ankara Hükûmetinin, Yunanistan ile arasında anlaşmazlık konusu yarat-mamak konusundaki hassasiyetiydi. Kıbrıs sorununun ortaya çıkması 1948'e dayanır. Bu tarihten itibaren Kıbrıs Meselesi Yunanistan tarafından tahrik edilmiştir.
1 Eylül 1949 tarihli “En Son Dakika” gazetesine göre, “Herhâlde uzak olmayan bir günde, Kıbrıs işinin belki de uluslararası bir mesele hâline gelmesi güçlü bir olasılıktır. Bu meselede Türkiye'nin duruşu, uzaktan seyirci kalmak değil, açılan davanın içinde yer almaktır” yorumu yapılmaktaydı.
1950 yılına gelindiğinde, Türkiye'nin Kıbrıs meselesine ilgisi artmaktaydı. Bunda, TBMM'de yaşanan bir olayın büyük katkısı olmuştur. İktidardaki CHP'nin etkili milletvekillerinden Cevdet Kerim İncedayı, gündem dışı söz alarak; meclis kürsüsüne, içinde Türk toprağı ve Kıbrıs Türkü'nün kanı bulunan iki küçük şişeyle çıkarak yaptığı konuşmada, Kıbrıs Adası'nın Yunanlıların eline geçmekte olduğunu ve Türklerin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını ifade etmiş, böylelikle, Türkiye'nin Kıbrıs farkındalığını uyandırmıştı. 1954 seçimlerinden sonra kurulan İkinci Menderes hükümeti döneminde, Kıbrıs meselesi Türk dış politikasının en önemli konusu hâline gelmiş ve bunu sağlayan en önemli isimlerden biri de Fatin Rüştü Zorlu olmuştur (Dr. Furkan Kaya, age. s. 38).
KIBRIS'IN TÜRKİYE
İÇİN ÖNEMİ
Kıbrıs, padişah II. Selim döneminde, Venedik ile yapılan bir savaşın neticesinde 1571 yılında fethedilmiştir. Anadolu'dan 40 deniz mili uzakta bulunan bu Ada, Türkiye'nin güvenliği için önemli bir merkezdir. Bunu bizzat büyük Atatürk dile getirmektedir. Atatürk, Antalya bölgesinde yapılan bir tatbikatta subaylara, “Türkiye'nin yeniden işgal edildiğini ve bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkânlarımız nelerdir?” şeklinde bir soru yöneltmişti. Subayların görüş ve düşüncelerini dinledikten sonra, haritada Kıbrıs Adası'nı işaret ederek, “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu Ada bizim için mühimdir” demek suretiyle Kıbrıs'ın Türkiye için taşıdığı stratejik öneme işaret etmiştir (Dr. Furkan Kaya, age. s. 103).
YUNANİSTAN KIBRIS'I BM'YE TAŞIYOR!
Kıbrıs Meselesi, Yunanistan'ın başvurusu üzerine, 24 Eylül 1954'de BM'de görüşülmeye başlanır. İngiliz Baş Delegesi, BM'nin bu mesele ile ilgilenmesinin mümkün olmadığını belirten şu önemli konuşmayı yapar:
“l. Coğrafi bakımdan Anadolu'nun bir parçası olan ve 100 bin kişilik bir Müslüman-Türk kitlesinin de oturduğu ve tarihte hiçbir zaman Yunanistan'a ait olmamış bulunan Kıbrıs Adası, Lozan Antlaşması ile, Türkiye'nin hâkimiyetinden İngiltere'nin hâkimiyeti altına geçmiştir. Yunanistan'ın BM nezdinde ileri sürdüğü istek, bu hâkimiyetin el değiştirmesidir ki, bu, BM Anlaşması'nın ikinci maddesine aykırı olarak, bir devletin kendi içişlerine müdahale teşkil eder ve BM'nin de bunu yapmaya hakkı yoktur. Ayrıca, Lozan Antlaşması'nı imzalamakla, Yunanistan da, Kıbrıs'ın hâkimiyetinin İngiltere'ye geçmesini kabul etmiştir.
2. Kıbrıs, 1915'te Yunanistan'a vaad edilmiştir. Fakat Yunanistan'ın savaşa girmemesi üzerine bu vaadin önemi kalmamıştır.
3. 1931'de Yunanistan Başbakanı Venizelos, 'İngiltere ile Yunanistan arasında Kıbrıs meselesi gibi bir mesele yoktur' demiştir.
4. Yunanistan, halkların kendi geleceklerini kendilerinin tayin değil, bu adayı kendisine ilhak etmek istemektedir.
5. BM'in bu mesele ile ilgilenmesi, Kıbrıs'taki huzursuzluğun daha da artmasından başka bir işe yaramayacaktır.”
BM'deki Türk Delegasyonu Başkanı Selim Sarper ise, kurulda uzun ve etkili bir konuşma yapmış ve Türkiye tarafı olarak İngiltere'nin tezini benimsediklerini, Kıbrıs sorunu diye bir konu meydana getirmenin politik yönden akılcı olmayacağını; bunun İngiltere'nin bir iç meselesi olduğunu vurgulamış ve ayrıca, Ada'nın Türkiye'ye yakınlığı ve jeolojik özellikleri itibariyle Anadolu'nun bir parçası olduğunu, 307 yıl Türk yönetimi altında kalan Ada'nın hiçbir zaman Yunanistan'ın hâkimiyeti altına girmediğinin altını çizmiştir (Dr. Furkan Kaya, age. s.124).
Sarper daha sonraki görüşmelerde de, Ada'nın yüzde 42'si ile, 28 milyon sterlinlik vakıf arazinin Türklere ait olduğunun ve halen Türkiye'de 300 bin Kıbrıs asıllı Türkün bulunduğunu belirtmiştir (Dr. Furkan Kaya, age. s. 177). ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Önümüzdeki Yıl Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?