DERSİM'DE NE OLMUŞTU? (5)

KEMALİZM'İ SAVUNAN PARTİ DEMOKRAT PARTİDİR!
CHP'nin aynı zamanda Kurucu Parti olduğu ve 1946'da Çok Partili Hayata geçilirken kurulan Demokrat Parti'nin de CHP'nin içinden çıktığı unutulmamalıdır. Demokrat Parti'nin kurucusu Celâl Bayar, 23 Nisan 1920'de kurulan Büyük Millet Meclisi'nin de bir üyesiydi ve bakanlık da yapmıştır. Atatürk tarafından İş Bankası'nın başına getirilen Celâl Bayar, 1932 yılında da İktisat Vekili olarak görevlendirilmiş ve 1937 yılında Başbakanlığa getirilmiştir. Yani Demokrat Parti'nin kurucusu Celâl Bayar Atatürk'ün son Başbakanıdır. Yine, Demokrat Parti'nin ikinci ismi olan Başbakan Adnan Menderes de, Atatürk tarafından milletvekilliğine ve Parti Müfettişliğine getirilmiş bir isimdir ve CHP'nin programına giren Kemalizm, İsmet Paşa'nın Cumhurbaşkanlığı döneminde rafa kaldırılırken, Kemalizm'e şeklen dahi olsa Demokrat Parti sahip çıkmıştır! Keza, Demokrat Parti, 1937 yılında Anayasamıza da giren 6 OK'a dokunmamış; 6 OK 27 Mayıs Askerî Darbesi sonrasında yapılan 1961 Anayasasına konulmamıştır!
Prof. Niyazi Berkes, Demokrat Parti'nin Kemalizm'i sahiplenmesi hakkında, pek bilinmeyen şu önemli bilgiyi vermektedir: “Demokratların CHP'den ayrılmalarına sebep olan Dörtlü Takrir'de istenen şey, 'Kemalizm Anayasasının Ruhuna Uyulması' isteğiydi fakat Millî Şef yönetimi artık, 'Kemalist rejimin ruhuna dönülmesini istemekten Sovyet Rejimini istemeyi anlıyordu!' Kaldı ki, Demokratların bu 'Kemalizm Rejiminin Ruhuna Dönülmesi' düşüncesi de samimî değildi” (Prof. Niyazi Berkes, “Unutulan Yıllar”, s. 316)!
Atatürk'ün kurduğu parti olan CHP Kemalizm'den vaz geçmiş; yeni Kurulan Demokrat Parti ise şeklen bile olsa Kemalizm'i savunuyor! İlginç değil mi?
CHP'nin Kemalizm'den uzaklaşması hakkında Prof. İlber Ortaylı da şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Kemalizm Atatürk'ün sağlığında başlamıştır. Pozitivist bir yurtseverlik çizgisidir bu. Sonra da devam etmiş, bir müddet sonra da unutturulmuştur. Unutturulması Demokrat Parti döneminde değil, İsmet İnönü dönemindedir. Başka türlü bir şeflik anlayışı öne çıkartılmıştır ona tepki olarak. Demokrat Parti, tamamen Kemalizm sloganını kullanmıştır. Biliyorsunuz, para ve pulların üzerinde başkasının resmi olamaz (İnönü'nün resimlerini kast ediyor) Bu, DP'nin 1950'deki iktidara geldikten sonra gösterdiği tepkidir (“Cumhuriyetin İlk Yüzyılı”, s. 127).
Bu bilgilerin ışığında, şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, (şeklen de olsa) 6 OK'a ve Kemalizm'e sahip çıkan parti Demokrat Parti'dir ve büyük bir ustalıkla bu gerçeğin üstü örtülmüştür! Burada hatırlatmak isteriz ki, hayatının sonuna kadar Atatürk'e bağlı bir insan olarak kalan Mareşal Fevzi Çakmak 1946'da, Demokrat Parti'den bağımsız milletvekili seçilmiştir. Yine Atatürk'ün yakın arkadaşı Ali Fuat Cebesoy CHP'den istifa ederek 1948 yılında Demokrat Parti'ye geçmiştir. Atatürk'ün çok yakın arkadaşları Tevfik Rüştü Aras, Kılıç Ali gibi isimler de Demokrat Parti'ye destek vermişlerdir. Ne var ki, bütün bu bilgiler 'İnönü Efsanesine' aykırı olduğu için sansüre tâbidir!
Asıl mesele 1946'da çok partili hayata geçilirken, CHP'nin de, İsmet İnönü'nün Genel Başkanlığında başka bir isimle yeni bir parti olarak siyaset sahnesine çıkmamış olmasıdır. Bu durum, Atatürk'ün yıpratılmasına da zemin yaratmıştır ki, günümüzde de bu böyledir. 'CHP Genel Başkanı, Atatürk'ün Koltuğunda oturmaktadır' söylemi, oy avcılığı uğrunda kullanılmaktadır. Ancak şu bilinmelidir ki, Atatürk öldükten sonra o koltuk artık İnönü'nün koltuğu olmuştur. Günümüzde ise o makamda kim var ise onun koltuğudur! Tekrar hatırlatalım: Atatürk CHP Genel Başkanı olmasının yanında ve daha da önemlisi Cumhurbaşkanıydı; bu devletin başıydı! Çok Partili bir Türkiye'de Atatürk'ün bir partiye mâl edilmesi doğru değildir. Bu, Atatürk'ün tüm millete mâl olmasını engeller. Nitekim engellemektedir de. Atatürk, tüm partilerin; tüm milletindir. 12 Eylül döneminde partiler kapatılmış ve bu suretle, Atatürk'ün tüm millete mâl edilmesi için önemli bir fırsat doğmuştu. Fakat, kapatılan partiler yeniden açılınca, CHP de açılmıştır. Şimdi bunun ne kadar yanlış bir karar olduğunu daha iyi anlıyoruz.
TARİHİMİZLE YÜZLEŞMEK!
Bir zamanlar '2. Cumhuriyetçiler' diye bir güruh meydana çıkmıştı. Güya Atatürk'ün kurduğu I. Cumhuriyetmiş. Bu Cumhuriyetle artık hesaplaşılmalı ve içinde Türklüğün bulunmadığı yeni bir anayasa ve yeni bir Cumhuriyet kurulmalıymış. Talepleri aşağı yukarı böyle. CIA ajanı Graham Fuller de “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” isimli kitabıyla bunları desteklemekteydi!
Bu, 'Tarihimizle Yüzleşelim' talebi, dangalaklığın daniskasıdır ve bir maskaralıktır. Türk Milleti, dünya milletleri içinde, tarihi en temiz milletlerin başında gelir.
Tercüman Gazetesi yazarı Ergun Göze'nin bir yazısında, Rene Guenon'un şu sözünü okumuştuk: “Batı medeniyeti yegâne sapık medeniyettir” (Tercüman, 23.8.2004)!
Bu sapıklığa verebileceğimiz o kadar çok örnek var ki, bu yazının boyutlarını aşar. Daha yeni, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 1994 yılında Ruanda'da yüz gün içinde, 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu'nun öldürülmesi olayındaki sorumluluğu nedeniyle Ruanda'dan özür diledi. Almanya Dışişleri Bakanı, Namibya'da 1904-1908 yılları arasında 70 binden fazla insana karşı işlenen suçları 'Soykırım' olarak kabul etti ve özür diledi. Cezayir'de, bir milyon Cezayirlinin, Fransa'ya karşı verilen İstiklâl Savaşında öldürüldüğünü de hatırlatalım! Bilmiyorduk, yeni öğrendik: 29.05. 2021 tarihli Milliyet Gazetesi'nde yer alan bir habere göre, Kanada Hükûmeti, 2. Dünya Harbi sırasında Kanada'da yaşayan İtalyan asıllı vatandaşlarının tutuklanmaları ve toplama kamplarına gönderilmeleri nedeniyle İtalyanlardan özür dilemiş! Amerika da, Japonların Pearl Harbor limanını bombalamasından sonra, ülkenin Batı sahilinde yaşayan Japon asıllı on binlerce vatandaşını apar topar ülkenin iç kesimlerine sürgün etmişti. Bu insanların ellerinde mantar tabancası bile yoktu. Fakat, buna rağmen sürgün edildiler. Bunun için, Amerikan Hükûmetinin Japonlardan özür dilediğini hatırlamıyoruz. Bize geline durumlar değişiyor! I. Dünya Harbi sırasında, Silâhlı Ermeni Çeteleri askerlerimizi arkadan vurup; köyleri basarak kadınları ve çocukları öldürürken, Ermeni Tehciri yaptık diye 'Soykırımı' ile suçlanmaktayız!
İspanya, İngiltere, Hollanda, Portekiz, Belçika nasıl sömürgeci devletlerdi biliyor musunuz? İngiltere 1700'lü yıllarda kendi dokuma ürünleri satılsın diye Hindistan'daki dokumacı ustalarının başparmaklarını kestirmişti! Eskilerin bir sözü vardır: “Bulunmaz Hint kumaşı mısın?” Bu söz Hint kumaşları çok kaliteli olduğu için söylenirmiş. Tabiî, bu hunhar uygulama sonunda yerini İngiliz kumaşı almış! İspanya ve Portekiz'in Güney Amerika halkına uyguladığı çok hunharca bir soykırımdı. İnka medeniyetini yok ettiler! Kuzeyde ise İngilizler çiçek hastalığı virüsü bulaştırılmış battaniyeleri dağıtarak kıtanın yerli halkını öldürmekle meşguldüler! Fakat kendi çevirdikleri filimlerde, yerli halkı, 'beyazların kafataslarını yüzen vahşiler' olarak gösterdiler ve dünyayı da buna inandırdılar! Belçika'nın Kongo'da yaptıkları yazmakla biter mi? Kral Leopold kendini Kongo'nun da kralı ilân etmiş ve Kongo halkını köleleştirmişti! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?