DERSİM'DE NE OLMUŞTU? (1)

1937 yılında, Tunceli ilimizde, bazı aşiretlerin devlete karşı ayaklanmaları ve bu ayaklanmanın askerî kuvvet kullanılarak bastırılmasının üzerinden yaklaşık 80 yıl geçti fakat konunun istismarı hâlâ devam ediyor. Hazin olan ise, 'Dersim'de devlet katliam yaptı' söyleminin, devlet katında da tekrarlanması ve bazı CHP mensupları tarafından bile telâffuz edilebilmesidir!
DERSİM TUNCELİ DEĞİL
Bugün ısrarla Tunceli ili için kullanılan 'Dersim' ismi tarihi olarak hiçbir zaman bir vilâyet ismi olarak kullanılmamıştır. Dersim ismi, Tunceli ilinin de içinde bulunduğu geniş bir bölgeyi kapsamaktadır. Sayın Celâl Eren Çelik'in belirttiğine göre, Tunceli ilinin bugünkü şeklini alması ile ilgili tarihî süreç, Tunceli Belediyesi web sitesinde de gösterilmektedir. Buna göre, 25 Aralık 1935'te geçici merkezi Elazığ ili olmak üzere, Erzincan'ın Pülümür, Elazığ'ın Nazimiye, Hozat, Mazgirt, Pertek, Ovacık ve Çemişgezek ilçeleri bağlanarak Tunceli vilâyeti teşkil edilmiştir. Bu tarihte, daha önce Dersim olan bölgenin ismi Tunceli olarak değiştirilmiştir. 30 Aralık 1946 tarihinde, il merkezi, eskiden “Kalan Kasabası” olarak bilinen şu anki yere nakledilmiştir.
Dersim İsyanı
Dersim isyanının başlangıcı 1937 yılının 21 Mart'ını 22 Mart'ına bağlayan gece, genç Cumhuriyetin, Tuncelililer için ulaşımı kâbusa çeviren şartları düzeltmek amacıyla yaptığı Singeç Köprüsü başındaki karakolun basılarak 33 askerin şehit edilmesiyle başlamıştır ki, 'Dersim'de katliam yapıldı' iddiasında bulunanlar tarafından hemen hiç dile getirilmemektedir! Sanki, bu devletin, yöre halkına karşı özel bir kini varmış da, durup dururken, devlet, silâhlı kuvvetlerini yöreye göndererek, bir askerî harekât başlatmış!
Dersim isyanı bir isyanlar sürecinin son halkasıdır. İstiklâl Harbi sırasındaki dış destekli Koçgiri isyanının önde gelen isimlerinden Baytar Nuri, Alişer ve Seyit Rıza Dersim isyanında da karşımızdadır! Diğer taraftan, bölgenin feodal güçleri Osmanlı döneminde de merkezî hükümete karşı ayaklanmışlardır. Fakat, her nedense, 'Dersim Katliamı' diyenler, Osmanlı dönemindeki ayaklanmalar ve bu ayaklanmaların askerî harekâtlarla bastırılmaları üzerinde hemen hiç durmamaktadırlar!
Sakın, hedefleri bu Cumhuriyet olduğundan olmasın!
Cumhuriyetimizin, sadece onların hedefi olmadığı bilinmelidir!
Bölgedeki feodal ağalar Cumhuriyetin kendi düzenlerini bozmasını, kendi iktidarlarını, feodal güçlerinin ellerinden almasını kabul etmiyorlar; Atatürk'ün plânladığı toprak reformunu ise kendi kâbusları olarak görüyorlardı!
Cumhuriyeti yönetenler, daha Ağrı isyanı (1930) sırasında, Dersim'in patlamaya hazır bir bomba olduğunu görmüşler ve bölgedeki sorunları ve çözüm yollarını araştırmaya başlamışlardı. Dersim için tam 27 adet rapor hazırlanmıştır. Cumhuriyetin içinde bulunduğu büyük yokluklara rağmen, Atatürk, bu raporlardan çıkan sonuçlara göre Dersim politikasını biçimlendirmeye çalışmıştır. Dersim'in de bağlı olduğu Elazığ'a vâli olarak gönderilen Cemal Bardakçı, bütün aşiret reislerini Hozat'a davet ederek, sorunlarını görüşmüş ve bir af çıkarılacağını vaad etmiştir. Ancak aşiret reisleriyle görüşmekle görevlendirilen Baytar Nuri, bu görüşmeleri, Kürtçü emellerini gerçekleştirmenin bir aracı olarak kullanmıştır! İktisat Vekili Celâl Bayar'ın raporundan anlaşıldığına göre, bölgedeki Umumi Müfettiş General Abdullah Alpdoğan Paşa, yer yer devam eden ayaklanmalara rağmen, Dersim Meselesini askerî harekât düzenlemeden çözmek amacındadır. General Abdullah Alpdoğan Dersim'i karış karış gezerek, Dersim'in medeniyete açılması için yapılması gerekenleri bir raporla bildirmiştir. Fakat, feodal aşiret beyleriyle anlaşmak ne mümkündür. Beyler devletle halkın arasındadır ve devletin doğrudan halka ulaşmasına karşıdırlar! Başbakan İsmet İnönü, 25 Aralık 1935 tarihli, 2884 sayılı “Tunceli İlinin İdaresi Hakkında Kanun” adıyla kabul edilen bir kanunun gerekçesinde şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Kendilerini birtakım ağaların ve mütegallibenin nüfûz tesirlerinden korumaya muktedir olamayan cahil ve zavallı halkı hükûmet cihazlarıyla korumak!”
Görüldüğü gibi, merkezî hükûmetin amacı, Tunceli halkını, kendilerini sömüren aşiret beylerinden ve ağalardan korumaktır. Tunceli halkının, bu feodal ilişkilerin esaretinden kurtarıldıktan sonra nasıl bir gelişme gösterdiği meydandadır. Tunceli ilimiz, bugün, eğitim seviyesi en yüksek illerin başında gelmektedir.
İşte bu şartlar altında, bir karakoldaki 33 askerin şehit edilmesiyle başlayan bu son isyan, yıllarca bir emperyalist yalan olarak 'Dersim Soykırımı' iftirası ile sanki tüm Tunceli halkı toplu bir isyana kalkmış gibi gösterilerek bir algı operasyonu yapılmaktadır. Bu operasyonda önemli sayıda işbirlikçinin yanında, bunlar tarafından zihinleri iğfal edilen gafiller de soykırım yalanına inanmakta ve devletimize cephe almaktadırlar.
MESELENİN MİLLÎ DEVLETE
KARŞI BİR BOYUTU VAR!
Öncelikle şunu belirtelim ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğundan bu yana, iç ve dış düşmanların, bir Asimetrik Psikolojik Saldırıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu gerçeği çok iyi gören büyük Atatürk, milletimizi şu sözlerle uyarmaktaydı: “Emperyalizm bizi affeder mi? Yüz yıllık emeğinin ürünü Sevr'i ve Üçlü Anlaşmayı tarihe gömdük. Hevesi kursağında kaldı. Affetmez! Bizi yine uyutmak, istediklerini yaptırmak isteyecektir. Onun için gözümüzü daima dört açmalı ve çok çalışmalıyız. Tarihimizi iyi bilmeli, bağımsızlık bilincini güçlendirmeliyiz.”
Fakat ne yazık ki, Amerika ile yapılan İkili Antlaşmalar ve özellikle NATO'ya girildikten sonra, gençlerimizin millî şuurla donatılmaları konusunda gereken hassasiyetin gösterilemediği bir gerçektir. Gençlerimiz, milletimize yöneltilen soykırımı iddiaları konusunda en küçük bir bilgiye sahip değildir! Bu nedenle, her türlü dezenformasyona da açıktır!
Alman Orta Doğu uzmanı Kurt Ziemke, 1930'da yayımlanan Die Neue Turkei adlı kitabında, Batı'daki Mustafa Kemal korkusunun nedenini çok güzel izah ediyor: “İngilizler Musul'da hedeflerine ulaşmak için bir yandan Türkiye'deki ayrılıkçı hareketlere destek verirken, diğer yandan da Kemalist akımın yayılmasını engelleyecek önlemlere başvurmuşlardır. Yapılması gereken, Kemalist Cumhuriyet'in hem din düşmanı hem de Kürt düşmanı olduğu tanısını gündeme getirip işlemektir” (Cengiz Özakıncı, “ Yeni Osmanlı Tuzağı”, s. 354)!
Ülkemizdeki bir Alman vakfının temsilcisi olan Udo Steinbach'ın şu sözleri de, bu Psikolojik Harp çerçevesinde değerlendirilmelidir: “Sorun, Atatürk'ün bir Paşa fermanıyla yarattığı yapay bir ürün olan Türk devleti ve Türk ulusudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizm'in ulusçuluk ilkeleridir. Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur. Olmadığını, Türkiye'de yaşanan Kürt-Türk, Müslüman-Lâik, Alevî-Devlet çatışmalarında görmekteyiz”(Dr. Necip Hablemitoğlu, “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası”, s. 166)!
'Dersim Katliamı' söylemleri ile yapılmak istenen de aynen budur.
İnsanlarımızı ayrıştırarak İç Cephe'yi parçalamak ki, bu, dış düşmanlarımızın en büyük arzularıdır. Çünkü, bugün kendileriyle 'Müttefik' olduğumuz bu tarihî düşmanlarımızın, ülkemize yönelik emperyal projelerini uygulamak için, ülkemizin derin bir kaos içinde sürüklenmesi gerekmektedir!
Ne mutlu bu gerçeğin farkında olanlara. ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?