KURTARIN KENDİNİZİ…

Bu çağın insanı kendini tanımlarken, çoğunlukla özgürlüğüne olan düşkünlüğünden söz eder…
Hani şu moda haline gelen “özgürlük”…
Vaatlerin en önemlisi, hediyelerin en kıymetlisi, sözcüklerin en güzeli olan…
İstediğin saatte, istediğin yerde, istediğin eylemi yapabilme gücü…
Sahiden öyle midir, çağdaş insan özgürlüğünün peşinde midir gerçekten?
Gördüğümüz, şahit olduğumuz bir çok şey, bu soruya “evet” dememizi zorlaştırıyor!...
“Özgürlüğü” dilimizden düşürmüyoruz belki ama; etrafımıza “parmaklık” döşemekten de geri kalmıyoruz…
Asya'daki avcıların ilginç bir maymun avlama tekniği var…
Bir Hindistan cevizinin içini oyuyorlar sonra ağaca veya bir kazığa asıyorlar.
Hindistan cevizinin altına, maymunun elinin sadece açık haldeyken girebileceği bir delik açıp, içine de sevdikleri tatlı bir yiyecek koyuyorlar…
Tatlının kokusunu alıp, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokan maymun yiyeceği kavrıyor, haliyle elini yumruk yapmış oluyor…
Yiyeceği tutan, sıkıca yumruk yapılmış bu elin o cevizden dışarı çıkma imkanı yoktur. Adeta kelepçelenmiş gibi olur!... Avcılar gelir ve maymunu zahmetsizce yakalar böylece…
O maymunu tutsak eden şey gördüğünüz gibi, sadece kendi hırsları ve açgözlülüğü!...
Bizi tuzağa düşüren, özgürlüğümüzü elimizden alan şey akıl süzgecinden geçirmediğimiz ihtiraslarımızdır…
Yaşamımızda bizi bu şekilde bağımlı hale getiren o kadar çok arzulara sahibiz ki…
Hiçbirinden vazgeçesimiz gelmiyor!...
En başta da konfor düşkünlüğü…
Arabanın, evin en konforlusuna sahip olma derdindeyiz…
Eşyaların, kıyafetin en lüksüne…
Onca zorluklarla kazandığımız parayı lüzumsuz şeylere o kadar kolay harcıyoruz ki…
“Harcadıkça”, “sahip” oldukça mutlu olacağımıza inandırmışlar hepimizi…
Küçücük evlerde, ailece dip dibe yaşamanın hazzını unutturmuşlar bize…
Ananeyle, babaanneyle, dedeyle, torunla, yeğenle her daim bir arada olduğumuz evlerimiz yok artık…
Misafirliğe çağırıldığımız, misafirliğe gittiğimiz, yatana kadar şen şakrak coştuğumuz evlerimiz yok…
Destursuzca kapısını açtığımız, çekinmeden her şeyi isteyebileceğimiz komşularımız kalmadı…
Odaların içine kendini hapsetmiş, mecbur olmadıkça kimseyle görüşmeyen yabanilere dönüştük…
Sevgi, saygı lügatından konuştuğumuz sözcükler iyice azaldı… Emir kipindeyiz her diyalogda…
Bir yere giderken yeni yetmeler yük olmazdı kimseye… Herkes, herkesin çocuğuna terbiye vermekle yükümlü hissederdi kendini…
Çocuk dedesine, büyük annesine gitmiyor. Anneler evlere büyükleri izinle kabul ediyor…
İnternetin çocukları soktuğu depresyondan ebeveynlerin haberi yok… Sussun diye ellerine verilen cep telefonları birer silah gibi!
Gelecek on yılda kanserli hasta sayısının üçe katlanacağını tahmin etmek bilim adamları için çok da zor olmuyor!
- Samimiyetle çokça dua etmek,
- Birbirimizle bol bol konuşmak,
- Farklı kuşakları birbiriyle sürekli buluşturmak, tartıştırmak,
- Eleştirecek konu aramanın değil, çözülecek konu bulmanın peşinde olmak,
Bu hastalığa yazılacak en önemli ilaçlar bunlar…
Bulunduğumuz her ortamı neşelendirmek, deney tüpü kılıklı apartmanlarda bakteri gibi yaşamayı terk etmek zorundayız.
- Hadi kalkın yerinizden, birine çaya, kahveye gidin,
- Kek yapıp, dolma sarıp komşuya ikram edin,
- Sıkıntılı bir tanıdığınıza telefon açın, içini döksün size,
Günde beş vakit gülün, üç vakit kahkaha atın…
“Kurtarın kendinizi, kendi esaretinizden…”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Bayram --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Fındık Fiyatı Ne Kadar Olmalı?