ÖZAL MERHUMU NASIL BİLİRDİK? (3)

Prof. Nihat Erim, gazeteci Kurtul Altuğ'a, Atillâ Karaosmanoğlu'nun kabineye alınması konusunda şunları söylemiş: “Eğer Dünya Bankası Başkanı McNamara'dan bir mektup almasam, Atillâ Karaosmanoğlu'nu listeme alamayacaktım. Cumhurbaşkanı onu aşırı solcu sanıyor. McNamara, Atillâ'nın solcu olmadığını yazarak işimi kolaylaştırdı” (Kurtul Altuğ, Aydınlık gazetesi, 25 Mart 2011)!
Görüldüğü gibi, McNamara'nın kefaleti bakan olmaya yetiyor! İlginç değil mi? Prof. Nihat Erim'in Başbakanlığına karar veren de Amerika'ymış iyi mi? 12 Mart darbesinden 6 ay önce bir gazeteci, Amerikan Büyükelçiliğinden edindiği bir istihbaratı CHP milletvekili Nihat Erim'e nakleder. Bu istihbarata göre, Erim Başbakan yapılacaktır! Nihat Erim, İsmet İnönü'nün rızasını alarak CHP'den istifa ettikten sonra Başbakanlığa atanır (Kanal A Haber, Yap-Boz programı 7 Ocak 2017)!
Ülkemizin, Amerika'nın vesayetine sokulmasının bedelini, gerçekten de çok ağır bir şekilde ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz. 'Komünizm Tehlikesine Karşı Hür Dünya İle Birlikte Olmak' tezgâhı ile gelişen teslimiyet siyaseti, ülkemizi Batı'nın iktisadî ve siyasî vesayeti altına soktu. Bunun bugün hangi boyutlara ulaştığı meydandadır.
ATATÜRK'E İHANET EDİLDİ!
Mustafa Kemal Paşa'yla, Osmanlının 200 yıllık kalkınma macerası yönünü bulmuştur; Kemalizm bu bakımdan, Türk Milletinin Millî Sentezidir. Atatürk'ün, geleceğin Türkiye'sini yöneteceklere vasiyeti şuydu: “Bugüne kadar elde ettiğimiz başarılar bize ancak gelişmeye ve uygarlığa doğru bir yol açmıştır. Bize ve bizden sonra geleceklere düşen görev, bu yol üzerinde ilerlemektir!”
Ya, Büyük Önder'in şu vasiyet gibi sözleri nasıl unutulur:
“Emperyalizm bizi affeder mi? Yüz yıllık emeğinin ürünü Sevr'i ve Üçlü Anlaşmayı tarihe gömdük. Hevesi kursağında kaldı. Affetmez! Bizi yine uyutmak, istediklerini yaptırmak isteyecektir. Onun için gözümüzü daima dört açmalı ve çok çalışmalıyız. Tarihimizi iyi bilmeli, bağımsızlık bilincini güçlendirmeliyiz.”
Ne yazık ki, başta, yıllarca en yakınında bulunan İsmet Paşa olmak üzere, ardılları, O ne yaptıysa tersini yapmışlardır. İşte bunun için, 'Kemalist Devrim yarım kalan bir devrimdir!'
Prof. Mümtaz Soysal, Kemalist Devrim'i değerlendirirken şunları söylüyor: “Türkiye'de Kemalist Devrim bitmedi, yarıda kesildi. Gerçek amaçlarına henüz erişemedi. Kemalist Devrimi dünya şartları içinde, Türkiye'nin durumunu da düşünerek amacına vardırmak gerekir.”
Prof. Soysal, Turgut Özal'ın himâyesinde, bir zamanlar nerede ise fırtına gibi esen 2. Cumhuriyetçileri de şu sözlerle eleştiriyor: “Türk ekonomisini dünyadaki büyük sömürü mekanizmalarına bağlama gayretleri sezilmektedir. Bağımsızlık kavramını sevmiyorlar; dünya sisteminde karşılıklı bağımlılıktan söz ederken, kendi ülkelerine biçtikleri rol, milletlerarası kapitalist sisteme teslimiyetçilik ve sistemin her şeyini benimsemek, her şeyine boyun eğmek anlamına geliyor. Ulusalcılığa karşı evrenselliği, devrimciliğe karşı çağdaş dünya ile uyumu savunurlarken, içinde yaşadıkları halk için bir şey istemekten, bir şeyleri düzeltmeye, iyileştirmeye niyet etmekten çok, kendi görüntüleri ve başkalarınca beğenilme eğilimleri için bir şeylerden yana oldukları seziliyor. Bir çeşit yeni züppelik…”
Bu zihniyetin önemli isimlerinden Cengiz Çandar 14 Kasım 1999 tarihli Sabah'ta şunları söylüyordu: “Teraneye bakın: 'Bizi bölmek istiyorlar'; ikinci Cumhuriyetçiler ABD'nin bir oyunu. Bizi zayıflatma hedefi güdüyorlar; 'AB'ne girersek tam bağımsızlığımızı kaybederiz. Atatürk'ün yolundan sapmış oluruz; Ilımlı İslâm Batı'nın dayatmasıdır!...' Bu terane 'Atatürkçülük' tabusu ardına saklanılarak yapılıyor. Bunlar paranoya ile mankafalılık arasında savrulan ve dünyadan habersiz cahiller korosunun türküleri…”
AB Temsilcisi Karen Fogg'un ele geçen belgeleri nasıl da her şeyi açığa çıkardı. Meğerse bu tip yazılar 'sipariş işi' değil miymiş! Karen Fogg Cengiz Çandar'a yazdığı mektupta şunları söylüyordu:
“Sevgili Cengiz, bizim aylık haber bültenimizi biliyorsun. Birinci sayfada katışıksız Türk görüşünün dışında bir şeyler yazan, her ay bir Türk köşe yazarının makalesi var. Nitekim Şahin Alpay, Lale S., Cüneyt C., Emine Y., Ferai T., Mehmet Ali B., Semih İ., Zeynep G., Mithat M., Mim Kemal bu yoldan geçtiler. Şimdi senin sıran. Nisan'da bizim konuk köşe yazarımız olur musun? Ödeme mümkün. Bize makbuz gönder” (Emin Çölaşan, Hürriyet Gazetesi, 26.02.2002)!
Evet, 'Türk görüşünün dışında şeyler' yazın; demokrasinin sağladığı bütün imkânları kullanarak, sözde 'Çağdaşlaşmak ve Demokratlık' adına Türk Millî Devletine, Türklüğe, Türk Milletinin değerlerine saldırın, tahrip edin, Türk Milletinin kafasını karıştırın ve kazanın! Ödemeler peşin!.
Burhan Ayeri, yıllar önce Güneş Gazetesi'ndeki “Çifte kimlikli Şemdinlililer” başlıklı bir yazısında, Cengiz Çandar ve İlnur Çevik hakkında şu ciddî iddialara yer vermişti: “Türkiye öyle bir dönemece geldi ki, kamuoyunu buna hazırlayanlar ya kiralık, ya satılık. Ellerine verilmiş talimatları uygulamaktalar. Amerikan Ulusal Savunma Akademisi'nde eğitim alıp, üstüne de para ödenen Cengiz Çandar bu görevlilerden biri. Gazeteci-iş adamı İlnur Çevik, Barzani-Talabani şirketlerinin CEO'su konumunda (Yeniçağ, 19.11.2005)!
M. Ali Birand 13 Ocak 2000 tarihli Posta gazetesinde kendi düşüncelerini açık yüreklilikle şöyle dile getiriyordu: “Türkiye sadece Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir!”
Mimarlığını Bernard Lewis'in yaptığı iddia olunan, İstanbul başkentli bir “Orta Doğu Birleşik Devletleri Federasyonu'na”, Turgut Özal da sıcak bakmaktaydı! Bu federasyon plânının, 'Büyük İsrail' plânıyla da çakıştığını hatırlatalım!
ÖZAL ZENGİNLERİ SEVERDİ!
Ülkemizde Özal'la birlikte, maddî kazancı her şeyin önüne alan bir Protestan ahlâkının geliştiğini de söylemek mümkündür. Özal'ın, “Ben zenginleri severim” sözü hatırlardadır. İşte bu anlayış aslında, “Ben bugün yeteri kadar kazandım!” diyerek, müşterisini komşusuna yönlendiren tok gözlü Müslüman ticaret erbabı anlayışının yerine, Protestan iş ahlâkının benimsenmiş olduğunun bir göstergesidir. Turgut Özal'ın, partisinin bir grup toplantısında, milletvekillerine şu mealde sözler söylediğini de hatırlıyoruz: “Milletvekilliği yaparken kendi ticarî işlerinizi ihmal etmeyin!” Sayın Ruhsar Pekcan'ın yaptığı da bundan başka bir şey değildi!
Hatırladığımız başka şeyler de var? Meselâ, Özal'ın, “Anayasayı bir kere ihlâl etmekle bir şey olmaz” sözünü ve kanunlar çiğnenerek, oğlu Ahmet Özal'la Uzanlarla ortak olarak kurdukları STAR Televizyonunu da hatırlıyoruz!
Evet! Anlayış işte budur.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şu veciz sözleriyle bitirelim:
“Cahilsin, okur, öğrenirsin. /Gerisin, ilerlersin./Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat, insan bozuldu mu bunun çaresi yoktur!”
Bozulmanın bu boyutlarda yaşanmakta olmasının sebebi bize göre, tarihimizin unutturulması, kendi kültürümüze yabancılaşmamız ve bilenlerle bilmeyenlerin sandıkta eşitlenerek; kamuda ehliyet ve liyakatin yerini yandaşlığın almasıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?