ÖZAL MERHUMU NASIL BİLİRDİK? (2)

WASHİNGTON UZLAŞMASI NEYDİ?
ABD ve diğer G-8 ülkeleri tarafından kabul edilen, IMF, Dünya Bankası ve WTO (Dünya Ticaret Örgütü) tarafından gelişmekte olan ülkelere dayatılan neo-liberal ekonomi politikalarıydı Eski Maliyeci ve Bakanlardan Cahit Kayra bu konuda şu bilgiyi vermiş: Washington Mutabakatı, gelişme hâlindeki ülkelerin yaşadıkları malî krizi daha liberal politikalarla karşılamak esasına dayanıyordu. Bu politikalar şunlardı: Bütçelerde Disiplin, Vergi Reformu, Faiz Hadlerinin Serbest Bırakılması, Ticaretin Tamamıyla Liberalleştirilmesi, Yabancı Sermaye Yatırımlarının Liberalleştirilmesi, Kamu İktisadî Kurumlarının Özelleştirilmesi, Giriş Çıkışlardaki Engellerin Kaldırılması, Mülkiyet Hakkının Korunması”
Cahit Kayra daha sonra şu açıklamayı yapıyor: “Genellikle bu politikaların, sermaye sahibi olan ülkelerin dünya ekonomisine tümü ile el koymalarını sağlayacak bir sistemi amaçladığı ve daha sonra esecek olan Globalizm-Küreselleşme fırtınasını getireceği düşünülebilir” (“1950-1980 Karma Ekonomi”, s. 275)!
Aynen de öyle olmuştur! Türkiye, 'Dünyayla Bütünleşiyoruz' kandırmacasıyla, ekonomik bağımsızlığını yitirecek işler yapmıştır! Bunun baş sorumlusu da Turgut Özal'dır!
Turgut Özal, 12 Eylül 1980'deki Askerî Darbe sonrasında, askerler tarafından Başbakan Yardımcılığı görevine getirilmişti. Kurduğu ANAVATAN Partisi tek başına iktidar olduğunda da, kendisine telkin edilen iktisadî siyaseti uygulamaya koyulmuştur.
Sözcü Gazetesi'nin, Liberal düşünceleri ile bilinen ekonomi yazarı sayın Ege Cansen, bu konuda şu önemli değerlendirmeyi yapmış: “Kenan Evren'in yerine cumhurbaşkanı olmadan kısa bir süre önce Turgut Özal, henüz başbakanken, 'Sermaye Hareketlerini Serbestleştirme Sürecini' başlattı. Türk lirası ve ekonomisi böyle bir konvertibiliteye hazır değildi. Çünkü Türkiye her zaman olduğu gibi o gün de cari işlemleri dengesiz bir ülkeydi. Ancak olan olmuştu. Yıllar sonra, dönemin Merkez Bankası Başkanı Dr. Rüşdü Saracoğlu ile bir seminerde karşılaştım. 'Bu kararı nasıl aldınız?' diye sordum. Hiç beklemediğim bir cevap verdi. 'Ben karşıydım ama Özal'ı engelleyemedim!' Bu tarihten sonraki pek çok krizin gerisinde bu zamansız alınan 'sermaye hareketlerini serbestleştirme' kararı vardır. Merkez Bankası rezervlerinin 'swaplar' hariç ekside olduğu Türkiye'deki kişilerin, bankalarda 220 milyar dolar 'Döviz Tevdiat hesabı' var! (Ege Cansen, Sözcü com.tr. 06.11.2020)!
128 MİLYAR DOLAR NE OLDU?
Nisan ayı boyunca, siyasetin, “128 milyar dolar ne oldu?” tartışmasına şahit olduk! Bu tartışma da, ekonomiye ne kadar sathî bakıldığının bir göstergesidir. Niçin böyle söylüyoruz? Çünkü, Türkiye bu noktaya Turgut Özal'ın aldığı ekonomik kararlar yüzünden gelmiştir. Özal'ın aldığı kararlar, ondan sonraki bütün iktidarlar tarafından da sürdürülmüştür. Tansu Çiller'in Başbakanlığı sırasında AB ile imzalanan Gümrük Birliği Antlaşmasını da bu kararlarla birlikte değerlendirmek gerekir. Çünkü cari açığımızın önemli sebeplerden birisi de Gümrük Birliği Antlaşmasıdır. Durum bu iken, kopartılan “128 milyar dolar ne oldu?” fırtınasını yaşıyoruz.
Milyarlarca dolar cari açığı olan bir ülkenin konvertibilitede ısrar etmesi bundan başka nasıl bir sonuç verebilirdi ki? Düşününüz ki, bankalardaki mevduatın yüzde elliden fazlası bugün döviz mevduatıdır! Türkiye, elini, kolunu dünya finans kapitaline kaptırmış bir durumdadır. Yılda ödediğimiz dış borç faizi 22 milyar dolardır ve sadece 2020 yılının cari işlemler açığı tutarı 36 milyar 724 milyar dolardır! Millî bir muhalefetin yapması gereken, her şeyden önce, ülkemizi Batı'ya olan bu ekonomik bağımlılıktan kurtaracak ciddî bir ekonomik program hazırlayarak tartışmaya açmak olmalı değil midir? Bunun yapılmayıp, sathî tartışmalarla vakit geçirilmesi kayıkçı kavgası değil de nedir?
ÖNCE 24 OCAK KARARLARINI
İYİ ANLAMALIYIZ!
Ne acıdır ki, Süleyman Demirel'in başında bulunduğu Milliyetçi Cephe Hükümeti'nin 24 Ocak 1980'de aldığı sözde ekonomiyi iyileştirme kararları, milletimize bir devrim (!) olarak yutturulmuştur. Hâlbuki, bu kararlar, esas itibariyle cumhuriyetin tasfiye sürecinin başlatılmasından başka bir şey değildi. Bu kararların mimarı da, 1979'da Başbakanlık Müsteşarlığı'na getirilen Turgut Özal'dır!
24 Ocak kararlarıyla kabul edilen Ekonomik İstikrar Programı'nın amacı, ülke ekonomisinin uluslararası sermayeye entegre edilerek, Serbest Piyasa Ekonomisine geçişi sağlamaktı.
Kamunun ekonomideki payının azaltılması ise serbest piyasa ekonomisine geçişin olmazsa olmazıydı.
Aradan kırk yıl geçti. Hâlâ daha, bu kararların muhasebesinin, hem de, 'Atatürkçü' olduklarını iddia edenler tarafından yapılmaması ilginç değil midir?
Prof. Erol Manisalı bu konuda şu çok değerli tahlili yapıyor: “Türkiye bugün 'büyük bir aldatmacanın' içinde bulunuyor. Ortaya sürülen sahte oyun şudur: Bir tarafta, değişimden yana olmayanlar, Türkiye'nin kapalı kalmasını savunanlar, tutucular, özgürlüklerin gelişmesini istemeyenler 'varmış gibi' mesele ortaya konuyor. Sanki bunların karşısında da değişimden yana, demokratikleşmeden yana olanlar bulunuyormuş izlenimi veriliyor... Bu göstermelik, bu sahte oyunun arkasında ise 'gerçek' bir oyun oynanıyor. Sahte, sanal oyunda değişimden yana, özgürlüklerden yana boy gösterenler, yabancı güç odaklarının Türkiye'deki temsilciliğini yapmaktadırlar. Küçük devlet (kaybolmuş devlet) Türkiye'nin varının yoğunun dışarıya satılması ve dışarıdan idare edilmesi yönünde hizmet vermektedir. Türkiye'nin etnik olarak, dil olarak, din olarak çözülmesini, iyice gevşetilmesini arzulamaktadırlar. Dış odaklardan açıktan açığa para alınarak Türkiye aleyhine araştırmalar, toplantılar, yayınlar yapılmaktadır. Derneklere, vakıflara hattâ vakıf üniversitelerine kadar” (Cumhuriyet, 15.06.2001)!
Evet! Her şey kontrol altında! Sakın yanlış anlaşılmasın; Millî Devletimizin değil, Milletlerarası Güç Odaklarının!
OYUN HEP AYNI!
Türkiye Batı İttifakına katıldıktan sonra, bağımsız bir millî siyaset uygulama imkânını da büyük ölçüde yitirmiştir. 27 Mayıs 1960'taki Askerî Darbe'yle iş başına gelen hükümet, Maliye Bakanlığı'na bir IMF uzmanı olan Kemal Kurdaş'ı getirir! Kemal Kurdaş IMF'ye, “Siz gelmeyin, ben gerekeni yaparım” diyecektir!
Bu durum 12 Mart 1971 Askerî Müdahalesi sonrasında da tekrarlanacaktır. İsmet İnönü'nün CHP'sinden transfer Başbakan Nihat Erim'in 'Beyin Takımı' dediği hükümet içinde, Dünya Bankası'ndan gelen Atillâ Karaosmanoğlu da bulunmaktadır. Ekonomiden sorumlu Bakan olan Karaosmanoğlu da, IMF'ye, 'Gelmeyin' diye yazar (Emin Değer, “Oltadaki Balık Türkiye”, s. 249)!
12 Eylül'ün Askerî Yönetimi de ekonominin başına, ABD'nin has adamı olan Turgut Özal'ı getirecektir! 2001 krizi sırasında gelen ismi hepimiz çok iyi hatırlıyoruz:
Dünya Bankası Uzmanı Kemal Derviş!
'Görev' her zaman 'EMİN ELLERDE' olacaktır! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?