YUNAN BAĞIMSIZLIK GÜNÜNÜ KUTLADIK!

Gazetelerde okuduk; 25 Mart tarihindeki Yunan Bağımsızlığının 200. Yıl dönümü kutlamalarına Amerika, İngiltere, Fransa ve Rusya katılmışlar! Bu tarihin bizim açımızdan önemi unutulmuş olmalı ki, sayın Cumhurbaşkanımız da, Yunan Cumhurbaşkanına bir mesaj göndermiş. Mesajda özetle şöyle deniliyor: “Yunanistan Cumhuriyetinin millî bayramı fırsatıyla, ekselanslarınıza ve Yunan halkına iyi dileklerimi iletiyorum.”
Yunanistan bağımsızlık savaşı 1821 yılı Mart ayındaki, büyük bir Türk katliamının gerçekleştiği Mora isyanıyla başlamış; 1828-1829 Türk-Rus Harbi'nden sonra, 1829 yılında, “Yunanistan” adıyla, tarihte mevcut olmayan bir devlet kurulmuştur.
YUNAN İSYANI NASIL BAŞARILI OLDU?
Ahmet Cevdet Paşa'nın belirttiğine göre, II. Mahmud'un, artık tefessüh etmiş bir kurum olan Yeniçeri Ocağını dağıtma girişimleri, her seferinde danışmanı Halet Efendi tarafından engellenmiştir. Bu, Halet Efendi denen entrikacı zat ne yazık ki, Yunanistan'ın elimizden gitmesinde de oldukça etkili olmuştur. Ahmet Cevdet Paşa, Yunanistan'ın en etkili gücü olan Tepedelenli Ali Paşa'nın, zamansız bir şekilde tasfiye edilmesinin, devleti Mora'da büyük zaafa düşürdüğünü ve bunun da baş sorumlusunun Halet Efendi olduğunu belirtmektedir.
Prof. Sina Akşin, Tepedelenli'nin tasfiyesinde Halet Efendi'nin de etkisi olmakla birlikte, aslında bu olaya, II. Mahmud'un bütün âyanları tasfiye plânı çevresinde bakmak gerektiği üzerinde durmaktadır. Akşin'e göre, Tepedelenli Ali Paşa, Rum siyasî faaliyetleri konusunda sarayı uyarmış fakat onun bu raporları Halet Efendi tarafından hasır altı edilmiş! II. Mahmud, Tepedelenli Paşa ile birlikte hareket ederek Rum isyanını rahatlıkla bastırabilecekken, onun, âyanları tasfiye hırsı sebebiyle, Tepedelenli Paşa ile yaklaşık iki yıl süren mücadele, Rumların daha da güçlenmesine yol açmıştır.
Prof. Akşin bu konuda şu tespitleri yapmaktadır: “Rumlar, II. Mahmud'un, Tepedelenli Ali Paşa üzerine başlattığı harekâtını fırsat bilerek, 6 Mart 1821 tarihinde ilk ayaklanma teşebbüsünde bulundu. Avusturya'da Metternich (Başbakan) , bütün ulusal hareketleri, isyanları Fransız İhtilâlini hortlatma girişimleri olarak damgalıyordu. Büyük Devletler hükümetleri ve bu arada Çar, kerhen de olsa bu değerlendirmeye katıldıkları için, bağımsız bir cumhuriyet için mücadele veren Yunan ihtilâlcilerine destek olmuyordu. Fakat, Avrupa kamuoyu, kültürel ve dinî sebeplerle Yunan ihtilâlcilerine destek olmaktaydı. Osmanlı Devleti isyanı kısa sürede bastırabilseydi pek itiraz eden olmayacaktı. Fakat Osmanlı ordusu Korent Boğazının güneyine 3 yıl boyunca inemedi ( Türkiye Tarihi, Cilt III, s.106,107).
Romen tarihçi Nicolae Jorga, 1821 yılının Mart ayında başlayan Mora isyanı sırasında, sadece Tripoliçe ve çevresinde öldürülen Türklerin sayısının 32 bin civarında olduğunu yazmaktadır (“Osmanlı İmparatorluğu Tarihi”, Cilt V. s. 230).
Yine Jorga'nın belirttiğine göre, isyancıların en çok korktukları rakiplerden biri olan Tepedelenli Ali Paşa'nın gözden düşmesi ve tüm Osmanlı güçlerinin bu büyük düşmanın tasfiye edilmesi için kullanılması Rumların umutlanmasına neden olmuştur (Jorga, age. 228).
Mora isyanı nedeniyle Padişah II. Mahmud, Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'dan yardım istemek zorunda kalır fakat artık Rum isyanı iyice taban bulmuştur. Bu arada Mehmet Ali Paşa kuvvetlerinin, Rumlara karşı sürdürülen harekâtta gösterdikleri başarının ve yeniçerilerin perişanlığının, bu ocağın artık kaldırılması zamanının geldiği konusundaki kanaati iyice güçlendirdiğini belirtmeliyiz. Yeniçeri Ocağı 1826 yılında kaldırılacak ve yerine, modern ordumuzun temeli olan “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” ismiyle yeni bir ordu kurulacaktır.
NAVARİN FACİASI
Avrupalı devletlerin Ruslarla müştereken yaptıkları bir kalleşliğe de burada kısaca temas edelim. Rum isyanının sona erdirilmesi için 3 büyüklerin arabuluculuğu reddedilince, bu güçler, Yunan özerkliğini zorla gerçekleştirmek için harekete geçerler. Osmanlı donanması Mısır donanması ile birlikte Navarin limanında bulunmaktayken, 20 Ekim 1827 tarihinde İngiliz, Rus ve Fransız donanmaları, Osmanlı Devletine resmen savaş ilân etmedikleri hâlde, aniden Navarin'deki donmaya saldırırlar. Bu faciada 57 Osmanlı ve Mısır gemisi batırılmış ve 8 bin denizci şehit olmuştur.
RUSYA İLE SAVAŞ
Navarin baskını üzerine Padişah II. Mahmud Rusya'yı protesto eder ve 1828-1829 harbi başlar. Hâlbuki, Yeniçeri Ocağını daha yeni kaldıran ve daha yeni bir ordu kuran Osmanlı Devleti savaşacak bir durumda değildi! Rusya ile olan sorunlarımız müzakereler yoluyla çözülmeliydi. Bu savaş ağır bir yenilgi ile sonuçlanacak ve Osmanlı Devleti Yunanistan diye bir devleti tanımak zorunda kalacaktır.
Bu konuda Prof. Sina Akşin şu değerlendirmeyi yapıyor: “1826'da Yeniçeri Ocağını lağveden, Navarin'de donanmasını kaybeden Osmanlı Devleti, pek zayıf bir anında Rusya ile savaşa giriyordu. Üstelik Rusçuk ve Yanya âyanları gibi, çok sayıda talimli asker verebilecek âyanlar da Mahmud'un, 'âyan budama' siyasetinin sonucu olarak artık yoktu. Mehmet Ali Paşa 12.000 asker vaad ettiği hâlde, sözünde durmamış veya duramamıştı. Mehmet Ali'ye istediği Suriye valiliğini verip, Rus savaşında onun askerinden yararlanmak bir tercih meseleydi, ama Mahmud böyle bir tercih yapamazdı. Bu durumda Rusya ile savaşa girmek akıl kârı değildi” (Türkiye Tarihi, Cilt III, s.111).
Prof. Akşin daha sonra, bu savaşta, Kars şehrinin, yeniçeriliğin ilgasından memnun olmayan Kars halkının pasifliği ve Ermenilerin işbirliği ile Rusların eline geçtiği; Varna şehrinin, kalenin hain muhafızı Serezli Yusuf Paşa tarafından Çar'a satıldığı için düştüğü ve Mahmud'un son dönemlerinde, Kaptanı Derya Ahmet Fevzi Paşa'nın, Osmanlı donanmasını Mısır'a götürüp Mehmet Ali Paşa'ya teslim etmesi üzerinde durur ve bütün bunların Osmanlı toplumunun nasıl bir bunalım içinde bulunduğunun işaretleri olduğunun altını çizer.
Prof. Akşin'in, II. Mahmud hakkındaki son tespitleri ise şöyledir: “Mısır'la mücadele uğrunda, önce Rusya'nın uyduluğu kabul edilmiş (1833 Hünkâr İskelesi Antlaşması), daha sonra ve belki çok daha tehlikeli olarak, ülkenin hayatî iktisadî menfaatleri Batıya peşkeş çekilmiştir. 1838'de Osmanlı-İngiliz Ticaret Sözleşmesi, Osmanlı ülkesini açık pazar durumuna düşürdüğü için iktisadî iflâs demekti. Mısır ordusu ile gerçekleşen Nizip muharebesi ise (1841) askerî iflâsı duyurmaktaydı. Bu iki iflâs yarı sömürgelik hâline doğru atılmış büyük adımlardı. Oysa III. Selim'in uzlaşmacı âyan siyasetinin ya da Sened-i İttifak yönünde bir kurumlaşmanın devlet için daha hayırlı olabileceği bir ihtimal olarak da düşünülebilir” (Türkiye Tarihi Cilt III, s. 122).
Avrupalı aydınlar antik Atina'yı ve Atina kültürünü Avrupa kültürünün temeli olarak kabul ederler. Bu nedenle o coğrafyada yaşayan ve bizim 'RUM' dediğimiz ve aslında antik Atinalılarla hiçbir ilgileri bulunmayan halka büyük yakınlık duyarlar. Yunan bağımsızlık hareketinin, 'imparatorlukların korunması kararı alan' 1815 Viyana Kongresi kararlarına aykırı olarak desteklenmesinin sebebi de budur. Tabiî bunda II. Mahmud'un tecrübesizliğinin payı büyüktür. Bu bakımdan, Rus Çarı Nikola'nın Rumlar hakkında yaptığı şu tespit çok anlamlıdır: “Rumlar sadece asilerden oluşan rezil bir milletti” (Jorga, age. s. 283)!
Tarihçi Jorga'nın, Piyer Loti'nin ve Clod Farrer'in Rumlar hakkındaki tespitleri, bundan daha hafif değildir! Netice olarak 1829 yılında Yunan Devleti kurulmuş ve 25 Mart 1821'de Mora'da çıkardıkları isyan kuruluş günü kabul edilmiştir. Ancak, bu devletin temelinde, günahsız on binlerce Türk'ün, Balkan Harbi'ni de katarsak, yüz binlerce Türk'ün kanının bulunduğu unutulmamalıdır. Bu bakımdan bize göre, kutlanacak bir durum yoktur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?