ATATÜRK'TEN SONRA NELER OLDU (10) (SON)

Türkiye, I. 5 Yıllık Plânı büyük bir başarı ile uygulamıştı. Bu başarının verdiği özgüvenle, Celâl Bayar'ın Başbakanlığında 2. Sanayi Plânı da hazırlanmış fakat harp çıkınca uygulanamamıştı. Harbin sonlarına doğru yeni bir plân daha hazırlanır. Cahit Kayra, “Devletçilik-Altın Yıllar” kitabında, bu plân hakkında şu bilgileri vermiş:
“1943 yılında, Şükrü Saracoğlu Hükümeti bu konuda ciddî çalışmalar başlattı. 'Savaş Sonrası Plânlama Örgütü' adı altında, Bakanlardan teşekkül eden bir çalışma komisyonu kuruldu. Bu komisyonun üyeleri Maliye Bakanı Nurullah Sümer, Ekonomi Bakanı Fuat Sirmen, Ticaret Bakanı Celâl Siren, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Şevket Raşit Hatipoğlu idi. Komisyonun sekreterliğini Şevket Süreyya Aydemir yapmaktaydı. Aslında bu plânı Nurullah Sümer ile Şevket Süreyya Bey hazırlamışlardı. Bu plânın stratejisi 'SANAYİLEŞME' idi. Plâna göre, sanayileşme dalları şöyle düzenlenmişti: Dokuma, Kağıt-Selüloz, İnşaat Malzemesi, Kimya Sanayi, Makina-Madenî Eşya, Madencilik ve Elektrik Santralleri. Plânın uygulama maliyeti 1.345 milyon liraydı ve bunun 610 milyon liralık bölümünün dışarıdan sağlanması düşünülmüştü. Hazırlanan plânın ikinci tablosunda, bu alanlardan her birinde kurulacak tesisler teker teker ve bütün ayrıntılı bilgileri de içerecek şekilde gösterilmişti.
Bu ciddî bir plândı ve Türkiye'nin ciddî anlamda sanayileşmesini hedefliyordu. Recep Peker Hükümeti ayrıldıktan sonra, yerine geçen Hasan Saka'nın Başbakanlığı zamanında (10 Eylül 1947-10 Haziran 1948) bu plân uygulamadan çekildi. Amerikalılar bu plânı alıp incelemeyi reddetmişlerdi. Buna karşılık Hükümet, Marshall Plânı'ndan yardım alınması için başka bir plân hazırlattı. Bu plân da kabul edilmedi. Onların düşünceleri başkaydı. Onların Türkiye'ye biçtikleri yapılaşma sanayileşmeye karşıttı (“Devletçilik-Altın Yıllar”, s. 381)!
Plânın reddedilmesi üzerine, Sümerbank'ın ilk Genel Müdürü olan Nurullah Esat Sümer görevinden istifa eder ve Şevket Süreyya Aydemir de, Kasım 1947'de İktisat Bakanlığındaki işinden çıkarılır!
MARSHALL YARDIMLARI!
Türkiye'nin sanayileşmesine karşı çıkan Amerika, Marshall yardımını devreye sokar. Cahit Kayra, Marshall Plânı Türkiye yöneticisi Russel Dorr'un verdiği rakamlara göre, 1948-1952 yılları arasında Türkiye'ye yapılan yardımın 86 milyon dolar hibe, 290 milyon dolar ödünç; Yunanistan'a yapılan 706 milyon dolar yardımın ise tamamının hibe olduğunu belirtiyor (“1950-1980- Karma Ekonomi”, s. 57)!
Yazık! Ne kadar da ucuza gitmişiz!
Cahit Kayra'nın belirttiğine göre, 1947'de Şemsettin Günaltay Hükümeti, Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası'na başvurarak Türkiye'nin kalkınması konusunda yapılacak çalışmalar için bir uzman gönderilmesini ister. Amerikalı uzman James Barker kalabalık bir grupla Türkiye'ye gelir ve hemen çalışmalara başlar. Ancak bu gruba hiçbir yerli uzman alınmaz! Barker Raporu 1951 yılında Demokrat Parti Hükümeti'ne verilir. Rapor kısaca şöyledir: Kamu sektörünün küçültülmesi, Sanayiye çok az kaynak ayrılması, en büyük yatırımların karayollarına yöneltilmesi, Kamuda daha liberal yöntemlere gidilmesi!
Bu öneride Köy Enstitülerinin kapatılması da vardı (“Devletçilik-Altın Yıllar”, s. 394)!
1947'de, Türk ekonomisini incelemek üzere, Amerika'dan iktisatçı Thornburg da gelir. Thornburg, 'Devletin iktisadî fonksiyonlarını özel teşebbüse devretmesi' aklını verecektir!
Ne var ki, ne Menderes, ne de Demirel bu 'ÖZELLEŞTİRİN' akıllarına uymayacak fakat Plânlı Karma Ekonomi de ihmal edilecektir. Özelleştirmeler 1980'den sonra Özal'la başlayacak ve özellikle AKP iktidarının temel siyaseti olacaktır!
Amerika'nın Türk Ekonomisini incelemek için gönderdiği Thornburg'un, “görünürde Türkiye'de bir komünist faaliyetini gösterir pek az emare olduğunu” söylemesi de, oldukça dikkat çekicidir! Hâlbuki, gerek CHP ve gerekse Demokrat Parti, siyasetlerinde 'Komünizm Tehlikesini' hep önde tutacaklardır! Çünkü muhalifleri susturmanın en kestirme yolu buydu!
BİR DÖNEMİN SONU!
Cahit Kayra, Çok Partili sisteme geçildikten sonra yaşanacak olanların âdeta açıklanması durumundaki, Falih Rıfkı Atay'ın şu çok anlamlı tespitlerine yer vermiş:
“Türkiye'nin Orta Çağ'ı Mustafa Kemal'in gelmesiyle bitmişti ve 1946'da o Orta Çağ geri geldi… İnsanları ve çürümüş kurumlarıyla… Sakallı Softalar… Kur'an kursları, İmam Hatip Okulları… Kapatılan Köy Enstitüleri…Türk köylüsünün çağdaşlaşma şansının yok oluşu…”
Falih Rıfkı içini çekerek sözlerini şöyle sürdürür: “Gericiliğin bin yüzü vardır. Hepsi de birbirinden yerine göre daha sinsi, yerine göre daha pervasızdır.
Bugünkü tablo bu işte! Partiden de, Ankara'dan da ayrılacağım. Ulus'tan zaten ayrıldım. İstanbul'da bir gazeteden davet ettiler (Cumhuriyet Gazetesi). Oraya gidiyorum” (“Devletçilik-Altın Yıllar”, s. 420).
KRT televizyonunda, Köy Enstitüleri'nin anıt ismi, eski Millî Eğitim Bakanlarından Hasan Âli Yücel'in hayatının anlatıldığı, “Yücel'in Çiçekleri” isimli bir program seyretmiştik. Hasan Âli Yücel, 8 yıla yakın bir süre, çok başarılı bir Millî Eğitim Bakanı olarak görev yaptıktan sonra, Kemalist Devrimin düşmanlarına teslim olan devrin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından görevden alınmış; sonra da kendi partisi tarafından 'Komünistlikle' suçlanmıştı! Dizinin bir bölümünde, Çok Partili Sisteme geçiş hazırlıkları yapılırken, Hasan Âli Yücel İnönü'ye, bunun doğru bir karar olmadığını söylüyor ve her şeyin yarıda kalacağı uyarısını yapıyordu! Ne var ki, CHP'yi yönetenler ve muhalif Demokrat Parti Batı'ya iltihaka karar vermişlerdi! İnönü'nün Prensi Prof. Nihat Erim, 1949 yılında, Türkiye'nin 'Küçük Amerika' olacağını söyleyecek; bu sözü 1954'te Cumhurbaşkanı Celâl Bayar da tekrarlayacaktır!
Bugün, durumumuza şöyle bir baktığımızda gördüğümüz, 'Küçük Amerika Olacağız' derken, yozlaşmayan bir değerimizin kalmamış olduğudur!
Türkiye, II. Dünya Harbi'nden sonra, Atatürk'ün emperyalist devletlerle ittifak ilişkisi içine girmeme politikasını terk ederek, ABD'nin himayesindeki “I. DÜNYA”nın yani, sözde 'HÜR DÜNYA'nın saflarında yerini aldı! Bundan sonraki süreçte, Türkiye artık hemen hiçbir konuda millî inisiyatif kullanamayacaktır! 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 2007'de 'Millî Orduya Kurulan KUMPAS'; 15 Temmuz 2016'daki Fetöcü Darbe Teşebbüsü; PKK terörünün bunca yıldır bitirilememesi hep, Millî Sentezimiz olan Kemalist siyasetin terk edilerek ABD vesayetine girilmesinin sonuçlarıdır. Burada tekrar hatırlatalım ki, Çin, 1978'den itibaren Atatürk'ün Plânlı Karma Ekonomi Siyasetini benimseyerek bugünkü başarılarını yakalamıştır.
Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan, 30 Ocak 2004 tarihinde Kanal A televizyonundaki bir programda, “Çin, Malezya gibi ülkelerin başta önemli bir tercih yaptıklarını ve demokrasi yerine ekonomik gelişmeye öncelik tanıdıklarını” belirterek, “Bu ülkelerde ekonomi yoluna girdikçe, demokratik açılımların başlayacağına ilişkin işaretler görüldüğünü; Türkiye'nin ise 1946 yılında, önce demokrasi tercihini yapmasının bir zorunluluk olarak karşısına çıktığını” söylüyordu ki, işte, esas mesele de buradadır! Aydınlarımız, 'Batı'nın propagandasıyla', Çok Partili Sistemin; demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu zannediyorlar! Hâlbuki, Çok Partili Sistemin 80 yıllık uygulamasının sonucu, paramparça olmuş bir İç Cephe'dir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?