ATATÜRK'TEN SONRA NELER OLDU (9)

Cihat Baban'ın, Mareşal'in bu tahliline yer vermiş olması gerçekten de takdire değer. Ne yazık ki, böyle bir tahlili birçok ünlü siyasetçiden duymamız mümkün olamamış, bu ülkede çok kaba bir Anti-Komünist ve Anti-Rus bir siyaset yürütülmüştür. 1940'ların sonlarında devlet radyosundan, CHP Demokratları, sonra da, Demokratlar CHP'yi Komünistlikle suçlamıştır! 1960'lı yıllarda, Ankara'da Kurtuluş'taki bir meydana, Atatürk'e ait olduğu iddia edilen, “Türk Âleminin en büyük düşmanı Komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmeli” sözü yazılabilmiştir. Sovyet dostluğuna büyük önem veren Atatürk gibi bir devlet adamının bu kadar ucuz bir söz söylemesi mümkün müdür? Tabiî ki, amaç, Amerikan vesayetinin sürmesi; Türk Milletinde Anti-Sovyet duyguların körüklenmesiydi. Şu işe bakın ki, bizi yıllardır 'öpen' Amerika olduğu hâlde, düşman olarak önümüze Sovyetler sürülmekteydi! Ne yazık ki, bu günümüzde de böyledir!
AYDINLAR, DEMOKRATLARI DESTEKLİYOR!
Çok Partili Sisteme geçilirken, Millî Şef Döneminin 12 yıllık baskısından yılan aydınlar, Demokrat Parti'yi desteklerler. İnönü'nün küstürdüğü Atatürk'ün yakın çevresinden Şükrü Kaya, Kılıç Ali gibi isimler Demokrat Parti'nin memleket için hayırlı olacağı inancındaydılar. Tevfik Rüştü Aras ve Mareşal Fevzi Çakmak da Demokrat Parti'ye destek verenlerdendi. Atatürk'ün yakın arkadaşı olan Ali Fuat Cebesoy da, 1948 yılı Ocak ayında, Meclis Başkanı olan Kâzım Karabekir Paşa'nın ölümü üzerine, Meclis Başkanlığı'na getirilmiş; ancak 1 Kasım 1948 tarihinde, bu görevinden istifa ederek Demokrat Parti'ye katılmıştı. Cebesoy 1950-54-57 seçimlerinde de bu partinin milletvekili olarak görev yapacaktır! Cumhuriyet Gazetesi'nin sahibi Nadir Nadi ve yazar Halide Edip Adıvar gibi birçok aydın Demokrat Parti'ye destek vermişlerdi. Nadir Nadi ve Halide Edip Demokrat Parti listesinden İstanbul bağımsız milletvekili olarak seçilmişlerdi! Yani, Demokrat Parti hareketinin arkasında büyük bir aydın desteği vardı. Ne var ki, Demokrat Parti'nin Millî Şef Dönemi'ni aratmayan uygulamaları, bu partiyi de umut olmaktan çıkaracak ve aydınlar, 1938-1950 arasındaki Millî Şeflik uygulamalarını unutarak, İsmet Paşa'nın önderliğinde 'Demokrasi Mücadelesine' girişeceklerdir!
Cihat Baban, Demokrat Parti'den beklentisini şöyle anlatır: “O zaman benim gibiler için, varsa yoksa özgürlüktü… Evet, babalarımızdan bize miras kalan hasret gidecek, yerine söz, fikir, basın hürriyeti gelecekti. Oylarla iktidar değişecekti. Mutluluk kapımızı artık çalıyordu… O zaman memleketin bütün aydınları da, hürriyet gelir gelmez her şeyin değişeceğine inanıyorlardı. Özgürlüğün sihirli varlığı, her kördüğümü çözecekti. (…) Özgürlük, yurdu baştan başa mamureye çevirecek, her yuvaya saadeti sokacak bir tılsım zannediliyordu” (“Politika Galerisi”, s. 29)!
Yeni Osmanlılardan, Jön Türklerden beri hep aynı hayâl! Cihat Baban da, bunun acı bir hayâl olduğunu bizzat yaşayarak anlayacaktır! Ne var ki, ödenen onca bedelden sonra!
İŞİN SONUNUN NEREYE
VARACAĞINI GÖRENLER DE VARDI!
Sol eğilimli Tan Gazetesi, ikinci bir partinin kurulmasını, burjuva demokratik devrimini tamamlama yolunda atılmış bir adım olarak övüyordu. Falih Rıfkı Atay ise, 20 Ağustos 1945 tarihli Ulus Gazetesi'nde, şu çarpıcı uyarıyı yapmaktaydı: “Madem ki San Fransisco'da imzaladığımız Birleşmiş Milletler Anlaşmasını Büyük Millet Meclisi'nde tasdik etmişiz. Hemen, bugünkü rejimi, bu vesikaya uygun olarak insan hak ve hürriyetleri prensiplerine göre tadil etmeli imişiz. Yoksa, yeni demokrasiler rejimi içinde yer tutamazmışız. Soldan kendi hesabına bu ses, sağdan yine kendi hesabına bu ses geliyor. Zaferi elde eden demokrasiler âlemi dediğimiz zaman, pek iyi görüyoruz ki, bu âlem tek partili, çift ve çok partili zıt cephelere ayrılmıştır. Biz, Türk demokrasisini sadece bizim menfaatlerimizi ilgilendiren açıdan düşünüyoruz. Eğer, bir takım fikir farkları tabiî bir ayrılmayı gerektiriyorsa, bundan asla kaygılanmıyoruz. Fakat, memleketi bir şahsî kıskançlıklar, doğacak olan çarpışmalar ve kaynaşmalar çorbasına çevirmek doğru değil!”
Falih Rıfkı'nın bu öngörüsü fazlasıyla gerçekleşecektir! Günümüzde de bunun pek çok örneğini yaşamakta değil miyiz? İktidarın “ak” dediğine derhâl “kara” diyen bir muhalefet ve paramparça bir İç Cephe!
Vakit Gazetesi'nin başyazarı Hakkı Tarık Us da, sanki gelecekte yaşanacakları görmüş gibi, demokrasi sarhoşluğuyla idrakleri körlenenlere şu çarpıcı uyarıyı yapıyordu:
“Şimdi görüyoruz ki, yeni bir istihale devrine giriyoruz. Etrafımızda demokrat idarelerden, parti mücadelesinin faydasından, lüzumundan, hattâ zaruretinden bahseden insanlar türemiştir. Bizim kanaatimiz şudur: Demokrasi adına Türklere parti mücadeleleri tavsiye edenler, şayet gaflet içinde fikrî muvazenelerini şaşırmış olanlar değillerse, mutlaka Türk milletinin birliğine düşman olanlar, yahut bu düşmanlara hizmet edenlerdir” (Sabiha Sertel, “Roman Gibi”, s. 272)!
İNÖNÜ, ÖNCE RAUF ORBAY'A TEKLİF ETMİŞ!
Rauf Orbay'ın hatıralarından, İsmet İnönü'nün, bir muhalefet partisinin kurulması için, önce kendisine başvurduğunu anlıyoruz! Rauf Orbay bu konuyu şöyle anlatıyor: “1945 yılı kargaşası içinde bana geliyor ve kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Partisi'ni yeniden kurmamı istiyor. Beni oyuna getirmek istiyor. Beni oyuna getiremeyince, 'Dörtlü Takriri kullanarak' Celâl Bey'i parti kurmaya itti. Şimdi de, Yassıada'da kendilerinden hesap soruyor! Ben teklifi kabul etseydim, şimdi Yassıada'da hesap veren ben ve arkadaşlarım olacaktı!” Rauf Orbay, daha sonra, şöyle devam ediyor: “ Türkiye için demokrasiden gayri çıkış yolu yok. Ama bunu İsmet Paşa ile yapmak büyük talihsizlik!... Oyunda kurnazlıkta, Mustafa Kemal'e yakın arkadaş olmakta İsmet Paşa'dan daha ilerde olduğu sanılan Fethi Okyar bile, Serbest Cumhuriyet Fırkası'nı yalvar yakar kurdu da, boyunun ölçüsünü aldı! Ama, bir gün, bu memlekette İsmet Paşa'sız bir demokrasi kurulacağına inanıyorum. Biz görmeyiz” (Rauf Orbay “Cehennem Değirmeni, Siyasî Hatıralarım”, s. 12, düzenleyen İsmet Bozdağ)! Rauf Orbay, Demokrat Parti'den milletvekili olmak teklifini de kabul etmeyecek; İstanbul'dan bağımsız aday olacak ve yaklaşık olarak ancak 500 kadar oy alacaktır!
Rauf Orbay, İsmet Paşa konusundaki düşüncesinde yalnız değil. Yıllar önce İrfan Ülkü de, ünlü edebiyatçımız Nihat Sami Banarlı'dan, Yahya Kemal'le ilgili şu bilgileri paylaşmıştı: “Yahya Kemal bir gün dayanamaz ve Nihat Saim Banarlı'ya, “Bu iş yanlış oldu” der. “Memleketi ben idare edecektim, şiiri de İsmet Paşa yazacaktı. Hiç olmazsa o zaman yalnız şiir mahvolurdu.” Nihat Sami Banarlı bir de şu hadiseyi anlatmış: “Bir gün de, Yahya Kemal bana, inanamadığım bir şey söyledi: 'İsmet Paşa, bu Menderes'i bir gün düşürecek ve hattâ astıracaktır. Bunu da ordudaki müfrit İsmet Paşa hayranlarına yaptıracaktır. İktidarı bu şekilde alacaktır. Fakat ben, o zaman Türkiye'de olmayacağım. Yeni bir İsmet Paşa idaresine dayanacak kadar genç değilim!' Banarlı hayretle, 'Ne yapacaksınız?' diye sorar. Yahya Kemal, 'Bir miktar döviz biriktirdim. Avrupa'ya gideceğim' der. Banarlı bu sözlere şaşırır. Fakat Yahya Kemal Beyatlı 1.11.1958'de vefat ettiğinde, ikâmet ettiği Park Otel'in kasasından ona ait mühim miktarda döviz çıkar (Nihat Sami Banarlı, Siyasî Nükteler, Meydan, 3.6.1969, aktaran İrfan Ülkü, Yeniçağ Gazetesi, 24 Mayıs 2008)! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?