YOZLAŞAN GÜNÜMÜZ KEMENÇE GAYDALARI

Ünlü ozan Fazıl Hüsnü Dağlarca “Halk müziği de halk şiiri gibi dağda iken güzel; ilçelere, kentlere yaklaştıkça o ova derinliğini, o dağ yüceliğini yitiriyor.” demiş. Bu saptama tam da benim düşüncelerime ışık tutuyor. Her yıl ortaya çıkan yöresel türkülerimizi dinledikçe ben de bu görüşe hak veriyorum. Bir anlamda müzik otantik yapısını yitirip kentleşiyor. Kentleştikse hem sesi hem sözü hem de gaydası özünden uzaklaşıp başkalaşıyor; daha doğrusu, ait olduğu kaynağa yabancılaşıyor. Yoz kültür dedikleri bu olsa gerek!
Görele ve çevresinde halk müziğinin bağlama işlevini kemençe üstlenir. Dolayısıyla Anadolu'nun sazı bağlama, yöremizin sazı kemençedir. Son yıllarda nemli toprakta mantar biter gibi kemençeciler türüyor. Eline kemençe alıp yay sürten kendini büyük kemençeci sanıyor. Tavrı, edası, çakası bakışı değişiyor…
Kemençeden gayda (ezgi) çıkar, yürekten türkü. Kemençe ağaçsa söz tefektir. Söz yani şiir dalına, budağına, tepesine kadar tefek gibi sarılmalıdır, ağaca. Başarılı bir türkü, ağaç tefek örneğine benzer. Gayda ne denli coşkulu, duygulu ve mükemmel ise söz de öyle coşkulu, duygulu, mükemmel olmak durumundadır.
Tarihin derin sayfalarında yitmeyip gün yüzüne çıkan kemençeciler, özgün gaydalara, türkülere imza atmışlar. Örnek mi? Yöresel söylenişleriyle Duzcu, Piçu, Karaman, Kâtip… Halk şiiri ile ilgili hiçbir eğitim almayıp kulak dolgunluğu ile geleneksel halk şiirinin tüm özelliklerini eksiksiz yansıtmış; güzel, etkili, şiirler söylemişler. Piçoğlu Osman Gökçe'nin çalıp söylediği “ Giresun Karşılaması” hem gayda hem de şiir yönüyle özgün ve mükemmeldir.
Altını bozdurayım
Gerdana dizdireyim
İpek mendil değilsin
Cebimde gezdireyim.

Altın yüzük var benim
Parmağıma dar benim
Giresun'un içinde
Kara gözlü yar benim.
Yedili hece ölçüsü ile oluşturulan dizeler ilk dörtlükte “ boz-, diz-, değilsin, gez-” sözcükleri ile yarım uyak üzerine ikinci dörtlükte “var-,dar-, içinde, yar-“ sözcükleri ile tam uyak üzerine kurgulanmış. Ardından gelen “-ayım / -eyim” ekleri ve “benim” sözcüğü redif. İki dörtlük de biçim yönünden kusursuz ve mükemmel. Ayrıca halk dilinin yalın, rahat, kolay söyleyişi var, dörtlüklerde. Sevgili ipek mendil bağdaştırması özgün bir söylem! Düğün takılarının en değerlisi altındır. Beşibirlik ya da küçük altın olarak gerdana dizilir: bilezik olarak kola, küpe olarak kulağa takılır; yüzük olarak parmağa. Bu dörtlükleri okurken yöresel düğünlerin tüm sıcaklığını, albenisini, havasını, rengini, kokusunu duyumsar, yürek. İşte bir özgün örnek daha! Karaman lakaplı Halil Kodalak'tan derlenen “Şırıp Şırıp” horan havasının başlangıç dörtlüğü:
Tepe üstünde tepe
Kulakta altın küpe
Uyusam kucağında
Öpe yüzünden öpe…
Yedili hece ölçüsüyle, dörtlükteki “ -tepe, - küpe, -içinde -öpe” tam uyaklı sözcüklerle; yalın, etkili, coşkulu diliyle mükemmel anlatımıyla özgün bir gaydadır, Şırıp Şırıp! Diğer dörtlükleri de hem biçim hem biçem hem de içerik yönünden başarılıdır:
Denizin ortasında
Var adalar adalar
Kucak ettik yar ile
Çiçek açtı odalar

Kemençenin telini
Ben eklerim eklerim
Kadırga pazarında
Yârim seni beklerim
Bu iki dörtlük “-a / -b / -c / -b” düzeninde yani ikinci ve dördüncü dizelerin uyaklı söylenişi üzerine kurgulanmış. Sırasıyla ilk dörtlükte “ortasında / ada- lar / yar ile / oda-lar” da olduğu gibi tam uyak ve redif; ikinci dörtlükte “teline / ekle- rim / pazarında / bekle- rim” de olduğu gibi tunç uyak kullanılmış. Bu, bir anlamda söze musiki ritmi katarak akıcılık kazandırıyor.
Oysaki yeni yetme “kemençe-gayda-türkü” heveslileri ya türkülere değer katan ölçü- uyak düzenini bilmiyorlar ya da uyak düzenini kurmakta güçlük çekiyorlar. İşte kötü bir örnek:
Can Ayşe'm mesaj çekmiş
Unutsun beni demiş
Benim olan kalbini
Sorun kimlere vermiş

Can Ayşe'min elleri
Başka eller mi tutmuş
Benden fazla seveni
Ayşe'm nereden bulmuş
Bu iki dörtlükte, ne halk dilinin güzelliği, ne kolay söylenişi, ne de akıcılığı söz konusu! Baştan sona zorlama; itme kakma! Kuru, yavan, savruk! Uyak düzeneği tam bir yıkım! İlk dörtlükte dize sonlarında yer alan sözcükler: “ çek- miş / de- miş / kalbini / ver- miş”. Sözcük kökünde benzeşme var mı? Nerede uyaklı sözcükler? İkinci dörtlük de benzer uyumsuzluk! Uyaklı olması gereken “tut- muş” ve” bul- muş” sözcüklerinde ses benzerliği var mı? Rediflerle durum idare edilmeye çalışılmış! Buna benzer bir yığın örnek! Dil, kültür, gayda, söz (şiir) adına ne hazin, ne acı!
Ünlü Halk Müziği sanatçısı Ömer Akpınar'ın Görele'den derlediği “Biz Hepimiz Üç Gardaş” adlı dört dörtlükten oluşan, dizeleri yedili hece ölçüsüne göre kurgulanan türkünün sözleri, ölçü - uyak bilmeyen yeni yetme türkü heveslilerine ders olacak, yol gösterecek nitelikte.
Biz hepimiz üç gardaş
Ben ayrı anadanım
Sevdalık çekenleri
Sen gayır yaradanım

Ayağında çorabın
Biri yün biri pamuk
Yetişemiyum sağa
Çabuk gidiyun çabuk

Asker oldum gidiyum
Görele bizim tabur
Yar aklıma gelende
Nasıl edeyim sabur

Sis dağının başında
Kar mısın boran mısın?
Alacağım yar seni
Onaltı da var mısın?
Yeni yetmeler önce klasikleşmiş türküleri hem gayda, ezgi yönleriyle defalarca dinlemeli, türkülerdeki biçimsel yapıyı, anlam inceliğini, duygu güzelliğini, dil ve anlatım yalınlığını, akıcılığını, kıvraklığını kavramaya çalışmalılar, bu bir. Yay sürtmekle, gayda çıkarmakla büyük kemençeci olunmayacağını anamalılar, bu iki. Kemençe kültürünün özü, kaynağı olan kırsal kesimi başta gelenek ve görenekleri ve diğer kültürel yönleri ile incelemeliler, bu üç. Efsaneleşen büyük kemençe üstatlarının kırsal kesimin kültür, duygu, düşünce, öykü ve ezgi pınarlarından su içtiklerini unutmamalılar, bu dört. Taklit etmenin ötesinde kemençe kültürüne kafa yormalılar, kolaycılığa kaçmamalılar bu beş. Şimdilik bu kadar!
Halk kültürü ve zevkinden, kıvrak, yalın halk dilinden uzak eğilmiş, bükülmüş sözlerle; yozlaşmış, çarpık çurpuk gaydalarla kemençe kültürüne katkı sağlanmaz. Üzülerek söylüyorum ki zevksiz, duygusuz, amaçsız bu yeni yetme kemençe heveslilerinin payına halk şiiri deryasından bir damla düşmemiş! Bunlar öyle yavan, öyle basit, öyle çiğ ki dinlerken beynime kan sıçrıyor… Bu bir kültür yozlaşması! Halk kültürüne böyle kıyılır mı hiç?
Kemençesi, sesi ve sözü ile özgün gaydalar oluşturma çabası gösteren, buna rağmen kalıcılıkları zamana bağlı olan iki kemençecinin şu güzel atma türkülerine kulak verelim: “Bir sevdiceğim vardı / Uzun seneler önce / Gamzeli yanakları / Gül açardı gülünce” … Bir diğeri şöyle söylüyor: ”İnişdibi yolları / Ne dolaşık dolaşık / Ben olsam kızılağaç / Sen de olsan sarmaşık // Ateş attım ormana / Yanıyu cayır cayır / Sevdalık çekenleri / Gayır Allah'ım gayır // Başaramadım ama / Unutmaya çalıştım / Bir sigara bir de sen / İkinize alıştım”…
Bu iki türkü de sevda üzerine söylenmiş; diliyle, ezgisiyle, gaydasıyla buram buram kırsal kokan ürünler! Gamze yanaklı, gülünce yüzünde güller açan sevgili! İnişdibi yolları, kızılağaç, orman, sevdalık çekmek… Bunlar hep kırsalın görünümü, sesi, soluğu…
Boy gösterdiğiniz ekranlarda, kemençe çalma, türkü söyleme hevesine kapılarak uydurduğunuz daldan budaktan sözler ve zevksiz, zayıf ezgilerle ne olur şu güzelim kemençe kültürümüzü yolundan çıkarıp yozlaştırmayalım. Susmak da bir erdemdir; çalmamak da. Kulak zevkini köreltmenin, gönül pınarını kurutmanın bir anlamı yok!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Özcan Temel --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Kenan Öztürk - Ağzınıza, yüreğinize sağlık sayın üstadım.Yıllardır dost meclislerinde ve kemençe çalınan ortamlarda dile getirdiğim ancak büyük çoğunluğun kulak asmadığı son derece önemli bir konuya değinmişsiniz.

Karadeniz müziğinin asıl sorunu ve çıkmazı eline aldığı ağaç parçasıyla kulakları tırmalayan, otantik gayda'larla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan kulakları tırmalayan sesle kemençe çaldığını ve kendisini sözde sanatçı olarak gören müziğin "m" sinden anlamayan icracılardır.

Ayrıca aynı TV programına çıkan 5 kişilik sözde kemençeciler az önce arkadaşının çaldığı havayı saçma sapan sözlerle tekraradan öteye gidemiyorlar.Sözlerin hiçbir edebi değeri olmadığı gibi aynı gaydayı hepsi farklı şekilde çalmaktalar.

Arabesk müziği karadeniz şivesiyle söyleyerek müzik yaptığını zanneden güruh ta işin bir başka boyutu.Ayrıca, her ne hikmetse TV ekranlarına çıkan sözde Giresunlu "kemençeciler" Trabzon ya da Rize şivesiyle türkü söylemek için birbirleriyle yarışırlarken Giresun şivesiyle okuyan Trabzon ya da Rizeli birisine rastlamadım.

Picoğlu, Halil KODALAK, M.Sırrı ÖZTÜRK gibi ustalardan sonra gelen hatırı sayılır kemençe icracıları da bir arpa boyu ileri gidememişlerdir.Çoğu zaman, kemençenin akorduyla icracının ses rengi siyahla beyaz kadar farklı olduğu için adeta yamyam müziğine ve müptezel hale getirdiler güzelim kültürümüzü.

Bozlaklar, hoyratlar, deyişler, barak havaları v.b. edebi yönden de zengin olduğu için herkes tarafından bilinip söylenirken kemençe ise yöresel eğlence aleti olmaktan öteye gidememiştir maalesef.

Umarım ki; en kısa zamanda Giresun Üniversitesinde kemençe ile ilgili bir bölüm açılır ve akademik olarak eğitim verilir.

Saygılarımla,

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 07 Nisan 16:50


Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?