ATATÜRK' TEN SONRA NELER OLDU? (6)

İnönü yönetiminin, Atatürk'ün, dostluğuna büyük önem verdiği Sovyetler Birliği'ne karşı yürüttüğü düşmanca siyasetin bir tek izahı vardır ki, o da ancak, İnönü'nün, İngiltere hayranı ve Sovyetler Birliği düşmanı olmasıyla açıklanabilir.
Faik Ahmet Barutçu'nun belirttiğine göre, Cumhurbaşkanı İnönü bir yemekte, Tevfik Rüştü Aras'ı, 'Ruslara satılmış bir kişi' olarak değerlendirir; Celâl Bayar'ın da, iktidar hırsı yüzünden ona kapıldığını söyler (“Unutulan Yıllar”, s. 322)!
Sovyet düşmanlığına gerekçe olarak hep, 'Sovyet Tehditleri' gösterilir. Hâbuki, Prof. Niyazi Berkes'in yazdığına göre, Demokrat Parti'nin kurucularından Prof. Fuat Köprülü bile, Rus tehdidine inanmamaktadır! Fakat İsmet Paşa, 1939'dan beri takip ettiği Rus karşıtı politika sebebiyle, tedirginlik ve kendisine karşı bir düzen kurulduğu saplantısı içindedir!
Nedense, İnönü dönemindeki bu Anti-Sovyet politikaların üstü hep örtülmüş ve hep 'Sovyet Tehditleri' öne çıkarılmıştır! Sovyetlerin II. Dünya Harbi'nden sonra, bize karşı biraz sert bir tavır takınmasının temel sebebi, İnönü yönetiminin bu basiretsiz siyasetidir. Aslında Sovyetler Birliği'nin isteği, Atatürk dönemindeki dostluğa dönülmesiydi!
SOVYET TEHDİDİ!
'Sovyetlerin bizden Kars ve Ardahan'ı ve ayrıca Boğazların birlikte savunulmasını istediği' söylemi, Soğuk Harp Dönemi'nin bir propaganda yalanıdır. Sovyetler bize 1946 yılında iki nota vermiştir ve ikisinde de toprak talebi yoktur. Sovyetler Boğazlardan kendilerine karşı gelecek bir saldırıdan endişelendikleri için, Boğazları birlikte savunmayı teklif etmişlerdir. Türkiye bu notayı anında reddedince de, “hemen reddetmeyin, oturup görüşelim” demişlerdir!
Prof. Niyazi Berkes'in belirttiğine göre, “Truman'ın gönlünde yatan özleyiş de, Boğazları askerden tecrit etmek, ya da uluslararası bölge yapmaktır. Fakat, Amerika'nın böyle bir tezi olduğu Türk halkına hiç duyurulmamıştır” (“Unutulan Yıllar”, s. 341)!
Günümüzde bile, Türkiye'nin Batı'nın vesayetinde sürüklenmesini arzulayan odaklar, bu gerçeklerin bilinmesini engellemektedirler! Hâlbuki, Türkiye ancak, başta Rusya olmak üzere, Bölge Devletleriyle Atatürk'ün kurduğu dostluk ilişkilerini canlandırmak ve bu devletlerle Stratejik Ortaklıklar kurmak suretiyle Batı'nın vesayetini kırabilir. Türkiye, Batı'nın bu coğrafya üzerindeki emellerini ancak bu şekilde önleyebilir.
Eski Meclis Başkanlarından Cemil Çiçek'in yaptığı bir değerlendirme, bu konudaki idraksizliğin çok anlamlı bir örneğidir. ESAM Vakfı'nın 2014 yılında düzenlediği I. Cihan Harbi konulu sempozyumda bir sunum yapan eski Meclis Başkanlarımızdan sayın Cemil Çiçek, Komünizm hakkında şu sözleri sarf etmektedir: “Rusya'da Çarlık tarihe karışmış ve 20. yüzyılda insanlığın başına belâ olacak Komünistler iktidara gelerek, Sovyetler Birliği'ni kurmuşlardır!”
Milyonlarca Rus'un hayatına mâl olan 'Ekim Devrimi'ni savunuyor değiliz. 1990'da sona eren bu macera için, “Yaşanan acılara değdi mi?” diye de sormak gerekir düşüncesindeyiz. Bu ayrı bir mesele! Fakat, kabul etmek gerekir ki, Sovyetler Birliği, İstiklâl Harbimiz sırasında bize en büyük yardımları yapan ülkedir. Şunu da hatırlatmak isteriz ki, dünyanın ve ülkemizin başına belâ olan, sayın Cemil Çiçek'in zannettiği gibi, Sovyetler Birliği değil, Kapitalist-Emperyalist sistemdir! İngiltere ile imzalanan 1838 tarihli Serbest Ticaret Antlaşması'ndan bu yana, bizi sömüren Batı'dır! Biz, bu gaddar sömürüden, bizim muhafazakâr, liberal ve sözde solcu kesimlerin pek sevmediği, Atatürk'ün kurduğu bu Cumhuriyetin aldığı iktisadî tedbirler sayesinde kurtulduk! Ne var ki, Sovyet Tehdidi yalanları ile bu ülke yeniden, Batı Emperyalizminin vesayetine sokulduktan sonra, aynı sömürünün daha katmerlisini yaşamaktayız! Hatırlatmak isteriz ki, bazı Etki Ajanlarının, bizi 'kuşattığını' iddia ettiği Rusya da, bizim gibi, Batı Finans Kapitalinin tahakkümü altındadır! Şu işe bakınız ki, siyasetçilerimiz hâlâ daha, kimin başımıza belâ olduğunu kavrayabilmiş değiller! Allah bu milletin yardımcısı olsun!
ASIL DÜŞMAN KİM?
Hemen söyleyelim ki, ülkemiz için en büyük tehdit dün İngiltere'ydi; bugün ise Amerika'dır. Fakat, içimizdeki, bu millete mensubiyet duygularını kaybetmiş kimi Atlantikçiler, hiç utanmadan, 'Türkiye'nin Rusya tarafından kuşatıldığını' iddia edebilmektedirler!
Çarlık Rusya'sı ile yaptığımız 1877-1878 Harbi'nden sonra, Sultan Abdülhamid'le Rus Çarı arasında nasıl bir dostluğun geliştiğini, Sultan Abdülhamid'in Paris Sefiri Salih Münir Paşa'nın hatıralarından öğrenmekteyiz. Rus Çar'ı Sultan Abdülhamid'e yazdığı mektupta, Türkiye'den artık alacakları bir şeyin kalmadığını, İngilizlerin bir saldırısı söz konusu olursa her türlü yardımı yapmaya hazır olduğunu bildirmektedir! Fakat, günümüzde Etki Ajanları ve Soğuk Harp döneminin Sovyet karşıtlığının etkisinden kurtulamamış kimi tarih bilmezler hâlâ daha, aslında bir İngiliz yalanı olan, 'RUSLARIN SICAK DENİZLERE İNMEK' amacında olduklarını, temcid pilâvı gibi gündeme getirerek, Rusya düşmanlığını sıcak tutmaya çalışmaktadırlar!
Dünyayı kan gölüne çeviren Sovyetler Birliği değil, Batı Emperyalizminin doymak bilmez iştahıdır. Dün Vietnam'da bunu yaşadık. Afrika ülkelerinde, Afganistan, Yemen, Filistin, Lübnan, Irak, Libya ve son olarak da Suriye'de yaşanan dram, dünyaya, 'MEDENİYETİN MERKEZİ' olarak kabul ettirilmek istenen Batı'nın, acımasız barbarlığının sadece bazı örnekleridir. Batı'nın ekonomik sömürüsünün boyutlarını bilmeyenler, John Perkins'in ”Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” kitabını mutlaka okumalıdırlar. Afganistan'ı, Yemen'i, Irak'ı, Libya'yı ve Suriye'yi bugün içinde bulunduğu kaosa sürükleyen Batı Emperyalizmi, bu ülkelerden sığınmak isteyenlere de kapılarını kapatıyor; sığınmacıların, Ege'nin ve Akdeniz'in mavi sularında yitip gitmelerini fütursuzca seyrediyor!
27 Mayıs Askerî Darbesi'nden sonra, Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Kruşçev'den Cemal Gürsel'e gelen 28 Haziran 1960 tarihli mesajdaki şu tespitler, aynı zamanda, Atatürk sonrasında takip edilen Türk dış siyasetinin, ne kadar basiretsiz olduğunu da ortaya koymaktadır:
“Eğer, Türkiye tarafsızlık yolunda kalmış olsaydı, kuşkusuz memleketlerimiz arasında en içten ilişkiler kurulmuş olacaktı. Bu durum, ülkelerimize yalnızca yararlar sağlayacaktı. Türkiye'nin kendi imkânlarını, büyük giderler gerektiren askerî hazırlıklar için değil, memleket ekonomisinin kalkınması ve halkının refahı için kullanması imkânı doğacaktı” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1591)!
Atatürk'ten sonra takip edilen basiretsiz dış siyaset yüzünden, Sovyetler Birliği ile ilişkilerimizin bozulmasının bedelini çok ağır ödedik. Sovyetler Birliği ile ilişkilerin Adnan Menderes ve Süleyman Demirel'in başbakanlıkları sırasında düzeltildiğini ve Batılı 'DOST' ve 'MÜTTFİKLERİMİZ' sanayileşme çabalarımızı engellemeye çalışırlarken, Sovyetlerden büyük ekonomik yardımlar aldığımızı da hatırlatalım! Aliağa Rafinerisi, İskenderun Demir Çelik Tesisleri, Seydişehir Alüminyum Tesisleri bu ekonomik yardımlarla kurulan tesislerin en önemli örneklerindendir! Üst Aklın bir tezgâhı olan 'Komünizm Tehdidi' ve 'Hür Dünya' masallarına kendimizi öylesine kaptırdık ki, Batı ittifakına katılmamız nedeniyle uğradığımız maddî ve manevî kayıpları bugün bile tartışamıyoruz! Hâlâ daha, başımıza ne geldiyse, Batı İttifakı içinde bulunmamız sebebiyle geldiğinin idrak edilememesi ne hazin. ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?