ATATÜRK'TEN SONRA NELER OLDU? (4)

İNGİLTERE VE FRANSA İLE İTTİFAK!
İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasıyla, Dışişleri Bakanlığı görevine son verilen ve sonra da, Londra Büyükelçiliğine getirilen (1939-1942) Tevfik Rüştü Aras, İngiltere ile ittifaka karşı çıkar. Almanya Dışişleri Bakanı Ribbentorp, Dışişleri Bakanımız Şükrü Saracoğlu'dan tarafsızlığımızı sürdürmemizi ister. Büyükelçi von Papen 27 Nisan 1939'da Saracoğlu'na şu uyarıyı yapar: “ Türkiye'nin tarafsız kalmasını kabul edebiliriz. Bu yüzden, Türkiye'ye askerî bakımdan yardım etmeye hazırız. Ancak Türkiye, tarafsızlıktan ayrılma politikası güderse, bu, fena sonuçlar doğurabilir” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s.1482).
İsmet Paşa, Almanya'nın bu uyarısına aldırış etmez ve 19 Ekim 1939'da, İngiltere ve Fransa ile bir ittifak antlaşması imzalar! Hâlbuki, 1 Eylül tarihinde Almanların Polonya'yı işgal etmeleri üzerine, İngiltere ve Fransa 3 Eylül 1939'da Almanya'ya harp ilân etmişlerdi! Yani, Tarafsız Türkiye, II. Dünya Harbi'nin fiilen başlamasından sonra, akıl almaz bir karar vererek, Almanya'nın, 'TARAFSIZ OLMANIZI KABUL EDEBİLİRİZ' uyarısına rağmen, bir ittifak antlaşması imzalayarak, Avrupa'da başlayan savaşta, 'TARAF' durumuna gelmişti!
İnanılır gibi değil ama, bu antlaşmayla Türkiye; 'İngiltere ve Fransa'nın; Yunanistan ve Romanya'ya verdikleri garantiler yüzünden savaşa girmeleri durumunda, onların yanında savaşa katılmayı' da taahhüt ediyordu!
İngiltere ve Fransa ile imzaladığımız bu ittifak antlaşmasıyla Türkiye, Almanya'nın düşmanlığını kazanmayı başarmıştır! Bu konuda, Millî Şef'e en küçük bir eleştiri bile yöneltilmemesi, İnönü hayranlarının nasıl bir hipnoz altında olduklarını da göstermektedir!
Doğan Avcıoğlu, bu ittifaka Hitler'in şu ağır tepkisini nakleder: “Türkiye'yi Kemal'in ölümünden sonra, budala ve aptallar yönetmektedir!”
Prof. Ahmet Şükrü Esmer, Atatürk'ün dış politikası hakkında şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Sovyetlerle dostluğun devamına önem veriyordu. Bir tarafa bağlı kalmamak, bir denge politikası gütmekti amacı. Bugün sağ olsaydı, yalnız bir tarafa bağlı kalmak istemeyecekti. Zaten, Türkiye'nin coğrafî durumu bir denge politikası izlenmesini zorunlu kılıyor” (Nazmi Kal, “Atatürk'ten Duymadığınız Anılar”, s. 72).
Bütün bu gerçeklere rağmen, bugün hâlâ, İsmet Paşa'nın bu politikası sayesinde, Türkiye'nin II. Dünya Harbi'nin dışında kalabildiği iddia edilebilmektedir! Hâlbuki, Türkiye bu tutarsız dış politikası sebebiyle savaşa girmeye ramak kalmıştı!
İsmet Paşa'nın, Çok Partili Hayata geçildikten sonra, bir yurt gezisinde muhatap olduğu bir söz vardır. Bir genç ona, “Bizi aç bıraktın” diye sitem eder. İsmet Paşa'nın cevabı şudur: “Ben sizi aç bıraktım ama yetim bırakmadım!”
İsmet Paşa bu sözüyle, Türkiye'yi harbe sokmamayı başardığını kastetmektedir! Hâlbuki, Türkiye tarafsızlık siyasetini terk ettiği için, üretimden kopardığı bir milyon askeri, yıllarca silâh altında bulundurmak zorunda kalmıştı! Eğer Almanya'nın uyarısını dikkate alarak, İngiltere ve Fransa ile ittifak yapmamış olsaydık, bu kadar büyük bir orduyu beslemek durumunda kalmayacağımız gibi, II. Dünya Harbi sırasındaki o büyük mahrumiyetleri çekmek zorunda da olmayacaktı!
HARBİN DIŞINDA KALMAMIZ MÜMKÜNDÜ
İki Dünya Harbinin de dışında kalmamızın mümkün olduğu inancında olan Falih Rıfkı Atay, bu konuda şu önemli değerlendirmeyi yapmaktadır: “Artık bütün belgeler elimizdedir. Bu belgelerden anlaşılıyor ki, bizim için Birinci Dünya Harbi'ne girmemek, İkinci Dünya Harbi'ne katılmamak kadar kolaydı” (“Çankaya”, S. 117)!
Fakat ne var ki, Almancı Enver Paşa'nın maceraperestliği, bizi I. Dünya Harbi'ne sürüklemiş ve o büyük felâketi yaşamıştık. Almanların Turan havucuna kapılıp, az kalsın II. Dünya Harbi'ne de girecektik!
Atatürk'ün değişmez Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, II. Dünya Harbi'nde tarafsız kalsaydık neler kazanabileceğimizi şöyle sıralıyor: “Ticaret alanında halkımız teşvik edilecek, yiyecek, içecek, giyecek olarak ne üretebilirse ve üretim ne kadar arttırılabilirse, tarafsız İsveç'in yaptığı gibi, fabrika kurulması ve altınla ödenmesi karşılığında, savaş içinde olanlar tarafından hepsi satın alınacaktı. Madenlerimiz de krom, bakır, her ne çıkarılabilirse onlar da aynı şekilde satılabilecekti. Zengin olacaktık. Milletlerarası ilişkilerde itibarımız artacaktı. Buna karşılık, İkinci Dünya Harbi'nde halkımız sıkıntılar içinde kaldı, iyi bir ekmek bile yiyemedi. Nihayet 'müttefikimiz' İngiltere, bize sormadan On İki Ada'yı Yunanistan'a verdi” (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1490)!
Ne yazık ki, İngiltere'ye hayran olan sadece Millî Şef değildi; İngiltere hayranlığı Tanzimat'tan beri, İttihatçılar dahil, aydınlarımız arasında oldukça yaygındı. Gazeteci Sabiha Sertel'in belirttiğine göre, II. Dünya Harbi yıllarında, Tan Gazetesi'nde, “Emperyalizm ve Sömürgeler” başlığı altında yayımladığı bir seri yazıya karşılık, Ulus, Vatan ve Akşam gazetelerinde, “İngiltere ve Fransa'nın sömürgelerde zulüm yapmadıkları, bunları kalkındırmak için bu ülkelere sermaye döktükleri ve bunları kısmen kalkındırdıkları” itirazları yapılır! Başta Ahmet Emin Yalman olmak üzere birçok yazar, Amerika'nın emperyalist olmadığını ispat için yazılar yazarlar (“Roman Gibi”, s. 290)!
ROTAMIZ ARTIK BATI!
1939'da İngiltere ve Fransa ile ittifak, Atatürkçü dış politikanın terk edilerek, Türkiye'nin Batı'nın vesayetine sokulması sürecinin de başlangıcıdır. Atatürk, dostluğuna büyük önem verdiği Sovyetler Birliği ile bile, bir askerî ittifaka girmemiş; bölge devletleri ile dostluğun geliştirilmesi çabası içinde olmuştur. Balkan Paktı ve Sadabat Paktı bu çabaların ürünleriydi. Türkiye; İngiltere ve Fransa'yla Üçlü İttifak Antlaşmasını imzalayarak, Atatürk'ün özenle geliştirdiği, bölge devletleri ile dostluk politikasını âdeta kendi eli ile hançerlemiştir. Üstelik, ittifak yapılan bu iki ülkenin de, Türkiye'ye en küçük bir yardım yapacak takatleri yoktu!
Bu ittifak, Türkiye'ye duyulan güvene de büyük darbe vuracaktır. Nitekim, Dışişleri Bakanı Şükrü Saracoğlu 2 Şubat 1940'ta, Belgrad toplantısında, Balkan Paktı'na dahil dört üye devletin Genelkurmaylarının toplanmasını önerdiğinde, öteki üyeler buna yanaşmazlar. Türkiye, 'Balkan Devletlerini, İngiltere ve Fransa'nın safına çekmek amacıyla kışkırtıcı manevra yapmakla' suçlanır! Hattâ, Balkan devletleri, Türk tehdidine karşı, Bulgaristan'ı da içine alan yeni bir Balkan Paktı'nı ciddiyetle düşünürler (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1488)!
NAZİ ALMANYA'SI İLE İLİŞKİLER
Arnavutluk'u rahatlıkla işgal eden İtalyan ordusunun Yunanistan ordusu karşısında uğradığı büyük yenilgi üzerine, Nazi orduları 1941 Nisan ayında Balkanlara girer; Yugoslavya'ya saldırır ve işgal eder. 1 Mart 1941 tarihinde Bulgaristan da, Mihver Devletlerine katılır! Almanya artık Bulgaristan sınırımızda komşumuzdur!
Bu durum Türkiye'yi oldukça endişelendirir. 1939 yılında İngiltere ve Fransa ile imzalanan Üçlü İttifak Antlaşması sebebiyle, ilişkilerimizin bozulduğu Almanya ile, 18 Haziran 1941 tarihinde bir Saldırmazlık Paktı imzalanır! Türk-Alman Saldırmazlık Anlaşmasından dört gün sonra Almanya, Sovyetler Birliği'ne saldırır ve dost düşman ilişkileri iyice karışır. Türkiye, ittifak içinde bulunduğu ülkelerle savaşan bir başka ülke ile saldırmazlık paktı imzalamış ve böylelikle, hem İngiltere'nin ve hem de Almanya'nın dostu olmuştur! ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?