TEK PARTİ DÖNEMİ ÜZERİNE BİR İNCELEME (9) (SON)

BAYAR İKTİSAT VEKİLİ OLUYOR!
Atatürk, Cumhuriyetin 10. Yılına, gözle görülür eserlerle girilmesi için Hükümeti zorluyordu. Fakat, işlerin yürümediğini görünce, İsmet Paşa kadar koyu devletçi olmayan, İş Bankası yönetimindeki başarılarını takdir ettiği Bayar'dan yana tavır aldı. Bu da, Atatürk'ün meselelere ideolojik açıdan bakmamasının tabiî neticesidir. Atatürk pragmatikti. Her şeye memleketin çıkarları açısından bakıyordu. Yakup Kadri'ye söylediği, “İdeoloji bizi bağlar” sözünü hatırlatalım!
Pek yazılmaz fakat, Celâl Bayar Millî Mücadeleye aktif olarak katılan bir isimdir. İstiklâl Harbi'nin başlarında, İzmir işgal edilmeden önce, Mart 1919'da dağa çıkmış; Kuvayı Milliye saflarında bir müddet, “Galip Hoca” kimliği ile görev yapmış; daha sonra da, Kuvayı Milliye'nin Alaşehir Cephe Komutanı olmuş; bu görevi, 23 Nisan 1920'de Meclis açılana kadar sürmüş; ilk Meclis'e de, Saruhan (Manisa) mebusu olarak katılmıştır. İsmet Paşa'nın (o tarihteki rütbesi Albaydır), Ankara'ya gelişi ise 1920 yılının Nisan ayı ortalarıdır!
İş Bankası, Atatürk'ün talimatı üzerine, 26 Ağustos 1924 tarihinde kurulmuş; bankanın başına da, yine Atatürk'ün talimatıyla, İmar ve İskan Vekili Celâl Bayar getirilmişti. Ancak, Başbakan İnönü bundan rahatsızdı. Çünkü, devrede Atatürk olduğu için bankayı kontrolüne alamamıştı!
9 Eylül 1932 tarihli Ulus Gazetesi'yle birlikte, bütün Türkiye gazeteleri, Celâl Bayar'ın İktisat Vekilliğine getirildiğini duyurur. Bayar, Bakanlığının 3. gününde yayımladığı bir genelge ile, dar bir devletçilik anlayışına uymayacağının sinyallerini vermekteydi. Bayar, özetle şöyle diyordu “Millî servete bir zerre daha ilâve edebilmek muvaffakiyeti, bilâkis, hepimiz için sevinç vesilesi olmalıdır” (Cemal Kutay, “Bilinmeyen Tarihimiz”, s. 119).
Celâl Bayar'ın İktisat Vekili olarak hükümete girmesiyle, iktisadî hayatımızda büyük bir dönüşüm başlayacaktır. Katı bir Devletçilik uygulamasının, Çin'deki ve Sovyetler Birliği'ndeki uygulamaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu iki devlet de, Atatürk'ün Plânlı Karma Ekonomi Modeline benzeyen bir modeli uygulamayı tercih ettikten sonradır ki, büyük ekonomik başarılar elde edeceklerdir. Günümüzde, Sosyalist Küba da bu kervana katılmıştır. Küba'da da artık, Devlet Kurumlarının yanında, belli alanlarda, Özel Teşebbüsün faaliyetine izin verilmiştir! Düşününüz ki, Atatürk Türkiye'si bu gerçeği daha 1930'larda görmüş; büyük bir başarı ile uygulamış ve böylelikle, Sosyalistlerin Katı Devletçiliğinin, Liberallerin Serbest Piyasa Modelinin çıkar yol olmadığı tüm dünyaya kanıtlamıştır.

TURHAL ŞEKER FABRİKASI ÖNLENİYOR!
Turhal Şeker Fabrikası konusu, Atatürk'ün İnönü hakkındaki olumsuz kanaatlerini daha da pekiştirecektir. İş Bankası'nın kurmak istediği Turhal Şeker Fabrikası konusunda, Bakanlar Kurulu'nda yine İsmet Paşa'nın bir engeli söz konusu olur. İş Bankası'na, Turhal'ın makineleri için Maliye'nin 250 bin liralık, o da şeklî bir kefaleti gerekmekteydi. Konu Bakanlar Kurulu'na gelmişti. İsmet Paşa'nın taktiği, kendisinin söylemek istediği şeyleri alâkalı vekile söyletmekti. Bu mevzuda da kabinede en çok kullandığı kişiler, sadık arkadaşları Sağlık Vekili Dr. Refik Saydam Bey'le, Gümrük ve İnhisarlar Vekili Râna Bey'di. Celâl Bey, hem İktisat Vekili ve hem de eski İş Bankası Genel Müdürü idi. Konu, iki taraflı olarak kendisini ilgilendirdiğinden, vekil arkadaşlarına izahat için, önündeki dosyadan notlarını derlerken, Gümrük ve İnhisarlar Vekilinin şu inanılmaz sözleri ile donakalır. Râna Bey'e göre, bu fabrika kurulursa, şekerden alınan gümrük resmi dolayısıyla bütçe gelirleri azalacaktır!
Hükümette İktisat Vekili olarak görevli bulunan, o, her hadise karşısında sakinliğini koruyan Celâl Bey, hiç beklemediği bu çıkış üzerine, elindeki dosyayı kapatır ve kendisinden de hiç beklenmeyen şu karşı çıkışı yapar: “Bu esası kabul edeceksek kurduklarımızı da kapatalım. Hattâ, kapitülâsyonları neden kaldırdığımızı araştıralım. Ya millî sanayiyi kuracağız; ya da memleketi gümrük gelirleri ile idare edeceğiz!”
Bayar, bir baş selâmı ile toplantıyı terk edip gider (İsmet Bozdağ'dan aktaran, Cemal Kutay, “Bilinmeyen Tarihimiz”, s. 127)! Celâl Bey'in İktisat Vekilliği tam 5 yıl sürer. 20 Eylül 1937'de Başvekilliğe getirilir.

SİSTEM KARMA EKONOMİYE DÖNÜŞÜYOR!
Bayar'la birlikte, Katı Devletçilik anlayışının yerini, Karma Ekonomi Sistemi alacaktır! Bunun, Atatürk'ün bilgisi dışında olması elbetteki mümkün değildir. Nitekim, Celâl Bey'in, kendisini bu göreve getiren Atatürk'e çektiği bir teşekkür telgrafına, Atatürk aynı gün, iktisat politikasındaki değişikliği benimsediğini belirten şu karşılığı verir: “Bütün dünyada olduğu gibi, memleketimizde de, en başta bulunan mühim işimiz iktisat işidir. Bu işte en yüksek muvaffakiyeti temine çalışmak hayatîdir, zarurîdir. Bunun için, bu işte bütün devlet teşkilâtının, bütün yurttaşların ve hepimizin, ciddî duygularla alâkalı olmamız tabiîdir. Millî İktisat yolunda emin olarak ve emniyet vererek kati ve radikal adımlar atarken, esas programımızın ilham ettiği amelî tedbirleri tercih etmek en doğru yoldur. İçtimaî heyetimizi el ele vermiş, omuz omuza dayanmış, bir hedefe yürüyen samimî yolcular yapmak, devletin iktisat işinde yorgunluğunu azaltmak ve muvaffakiyet zamanını kısaltmak için tek çaredir. Muvaffakiyetiniz için benimle beraber bütün arkadaşlarımızın ve yurttaşlarımızın maddî ve manevî her türlü vasıtalarla yardımcınız olduğunu düşünerek, müsterihane ve muvaffakiyetten emin olarak radikal süratte çalışınız efendim.”
Bu telgraf, 14 Eylül tarihli Ulus Gazetesi'nde yayımlanır ve yayımlanmasıyla birlikte de, büyük yankılar yapar. İsmet Paşa Atatürk'ü ziyaret için Çankaya'ya çıkar. Atatürk, Kılıç Ali, Nuri Conker ve Ruşen Eşref oturmaktadır. Atatürk, İsmet Paşa'ya, Celâl Bayar'dan memnun olup olmadığını sorar. İsmet Paşa, “Terbiyeli bir insandır, kendisini sevdiğimi bilirsiniz” der ve sonra şunları ekler: “Teşekkür telgrafına verdiğiniz cevap görülmemiş bir şeydi.”
Atatürk: “Nasıl?” diye sorunca; İsmet Paşa serzenişli bir sesle: “Bir Bakana değil, bir Başbakana çekilmiş gibiydi!… Bu telgraf karşısında müsaade ediniz de Başvekâleti terk edeyim” cevabını verir. Atatürk bir kahkaha koparır ve işi şakaya dökerek: “Şimdi değil, ilerde onun da sırası gelir” der (İsmet Bozdağ, “Bir Çağın Perde Arkası”)!

PLÂN UYGULAMASI ATATÜRK'LE SINIRLI KALDI!
Plânlı Karma Ekonomi uygulaması, 1929 öncesi Liberal Ekonomi uygulamasının başarılı olmamasından ve 1929 Buhranı'nın göz önüne koyduğu gerçeklerden doğmuştur. Atatürk, takip edilecek ekonomi politikasını şöyle açıklamıştır:
“Ekonomik işlerde fertlerin girişimciliğini bekleyemeyiz. Önemli ve büyük işlerin gerçekleştirilmesini devlet kendi üzerine alır.”
Maksat, ülkeyi ve vatandaşları en kısa zamanda refaha kavuşturmaktı. Bunun için: Sanayileşmek gerekliydi. Kısa zamanda sanayileşmeyi devlet gerçekleştirecekti ve bu sanayileşme plânlı, programlı bir uygulama olacaktı. Bu uygulama, aynı zamanda en önemli yatırım olan eğitimi de kapsayacak, sosyal kalkınma, bölgeler arası adalet ve ekonomik bağımsızlık bir arada sağlanacaktı!
Atatürk'ün sağlığında bu program titizlikle uygulandı. Köy Enstitüleri bu programın eğitim ayağıydı. Ne var ki, II. Dünya Harbi'nden sonra Amerika'nın dedikleri yapıldı; plândan da, Köy Enstitülerinden de vaz geçildi!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?