TEK PARTİ DÖNEMİ ÜZERİNE BİR İNCELEME (5)

RECEP PEKER'İN RAPORUNA ATATÜRK'ÜN TEPKİSİ!

CHP Genel Sekreteri Recep Peker, 1936 yılında İtalya ve Almanya'ya bir tetkik seyahati yapar. Faşizm ve Nazizm üzerinde yaptığı incelemelerden sonra, bir rapor hazırlayarak, İnönü'nün de onayıyla Atatürk'e sunar. Bu raporda, TBMM'yi de denetleyip yönetecek bir 'Konsey' kurulması teklif edilmektedir. Atatürk raporu okuduktan sonra, Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak'a öfkeyle, aynı zamanda, büyük Önder'in nasıl bir demokrasi anlayışına sahip olduğunu anlamamızı da sağlayan şu sözleri söyler: “Bütün kuvvetleri nefsinde toplayıp tek partiyi, tabiî dolayısıyla, devleti ve memleketi kendi başlarına idare edecek olan yüksek meclisin azasını kim seçecek? Bu Zorbalar Heyeti, kuvvet ve salâhiyetlerini kimden ve nasıl alacak” ( “Atatürk'ten Hatıralar”, s. 61)?
Atatürk bu hadiseden sonra, Recep Peker'i CHP Genel Sekreterliği görevinden alır ve yerine İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'yı getirir. Vâlilerin İl Başkanı yapılmaları da bu hadiseden sonradır.
Atatürk'ün bu demokrasi anlayışı hakkında yazar Andrew Mango da, şu çok değerli bilgileri veriyor: “Atatürk, Sovyetler Birliği, İtalya ve Almanya'da görülen totaliter parti yönetiminin Türkiye'ye yayılmasını önledi. Türkiye'nin efendisi Parti değil, Devletti! 5 Şubat 1937 de yapılan anayasa değişikliğiyle, Cumhuriyet Halk Fırkası'nın ALTI OK'u anayasaya da girdi. Meclis üyeleri arasından seçilen Siyasî Müsteşarlar bakanlara bağlandı. Fakat kısa bir süre sonra, bu Siyasî Danışmanların her işe burunlarını sokan kişiler olduğuna karar verdi ve 1937 Kasım'ında Siyasî Müsteşarlıklar kaldırıldı” (“Atatürk”, s. 574)!
Yaşasaydı kim bilir, eğitim ve refah seviyesi yükselen halkın, yönetimde söz ve karar sahibi olması için daha neler yapacaktı! Bugün, ' Yeni Sivil Anayasa' arayışı içinde olanlar, önce, Cumhuriyetin Kuruluş Döneminden itibaren nasıl bir tekamül yaşandığını araştırmalıdırlar. Bu yapılmadan, Kurtuluş Savaşı Yılları için yapılmış özel bir Anayasa olan 1921 Anayasasını esas almak isteyenler, yeni sorunlarla baş başa kalacağımızı bilmelidirler.
TEK PARTİ DÖNEMİNİN HUKUKU
Yeterince incelenip, araştırılmadan, 'Diktatörlük' olarak vasıflandırılan Atatürk Dönemi nasıl bir dönemdi? Nasıl bir yargı vardı? Bunu, geliniz, muhalif bir isim olan, gazeteci Hüseyin Cahit Yalçın'ın kaleminden okuyalım.
Hüseyin Cahit Yalçın, önde gelen bir İttihatçıydı ve Mustafa Kemal Paşa'ya muhalifti. Yakın arkadaşı Cavit Bey İzmir suikastı (1926) davasında suçlu görülmüş ve asılmıştı. Kendisi de, Şeyh Sait isyanından sonra kurulan İstiklâl Mahkemesi'nde yargılanmış ve Çorum'da sürgün cezasına mahkûm edilmişti. Hüseyin Cahit Bey hatıralarında, Çorum'daki sürgünlüğü konusunda şunları yazıyor: “En tuhafıma gideni, ziyaretime gelenler arasında memurların da bulunmasıydı. Herhâlde, bunlar Ankara'ya karşı bir gösteri yapmayı düşünmüyorlardı! Yalnızca, Ankara'nın bir siyasî hükümlüye karşı gösterilecek incelikten ötürü, kendilerinin memurluktan atılacaklarına ihtimal vermedikleri anlaşılıyordu. Herhâlde Ankara'nın, halkta böyle bir kaygıya hak verecek bir yol tutturmamış olması, ülke adına hoşnut olunacak bir durumdu” (“Siyasî Anılar”, İş Bankası yayınları, s. 376)!
Hüseyin Cahit Yalçın'dan bir alıntı daha yapalım. 1930'lu yıllardır. Yasaklı bir yazar olmasına rağmen, Hüseyin Cahit'in, Akşam Gazetesi'nde, takma adla yazılar yazması görmezden gelinmektedir! Bir yazısı, dönemin güçlü adamı İstanbul Vâlisi Muhittin Üstündağ'ı rahatsız eder ve Vâli Üstündağ, Yalçın'a karşı hakaretler içeren bir saldırıda bulunur. Yalçın, 'Atatürk döneminde, bütünüyle bağımsız olduğuna inandığı Türk Mahkemelerinde haklı çıkacağı inancıyla', Üstündağ'ı mahkemeye verir. Mahkeme karar aşamasındayken, Üstündağ'ın eşinin, davadan vazgeçmesi için araya koyduğu kişilerin ricaları üzerine, Yalçın, mahkemeye bir dilekçe göndererek tazminat isteğinden vazgeçtiğini bildirir (Yalçın, “Siyasî Anılar”, s. 387)!
BİR ÖRNEK DE ŞEVKET SÜREYYA'DAN VERELİM
Siyasi düşünceleri sebebiyle, İstiklâl Mahkemesi tarafından 10 yıl ağır hapse mahkûm edilen Aydemir, bir buçuk yıl sonra, 29 Ekim 1926'da, Cumhuriyet Bayramı'nın üçüncü yıldönümünde çıkan bir afla serbest bırakılır. Fakat, 1927 yılında ikinci kez tutuklanır; bu kez, savcının idam talebi ile yargılanır. Dört ay tutuklu kaldıktan sonra beraat eder. Aydemir, kendisini aklayan Ağır Ceza Mahkemesinin başındaki Hâkim Sabri Bey'i, “Aylarca süren ve kırka yakın sanığı olan bir davanın, tavanlara kadar varan dosyaları içinde, bir peygamber sabrı ile uğraşan ve hisleri hakkında en küçük bir belirti vermeyen, ancak insanda itimat ve saygı uyandıran bir olgun insan” olarak tanımlar (“Suyu Arayan Adam”, s. 437).
Sosyalist fikirleri benimseyen, Rusya'da eğitim gören Aydemir, daha sonra Kemalist yönetiminin bürokrasisinde görev alır ve Sanayi Tetkik Heyeti Başkanlığına getirilir. İkinci Dünya Harbi'nin sonlarında, ROTA'nın Batı'ya kırılması nedeniyle, Plânlı Karma Ekonomi Modelinden vazgeçilince, başarı ile sürdürdüğü bu görevden alınır.
İşte, Kemalist diktatörlüğün (!) adaletine, bir muhalif ve daha sonra Kemalist İnkılâbın saflarına katılacak olan bir eski Komünist böylesine güven duymaktaydı!
Çok partili hayata geçildikten sonraki ve hele bu sistemin boşlukları sayesinde yargıya hâkim olan ABD destekli FETÖ ÇETESİ'NİN hukukundan, adaletinden söz etmeye gerek var mı? Şunu hemen söyleyelim ki, günümüzün 'şekle hayran demokratlarının', demokratik bir yönetim olmadığına inandığı Atatürk'ün Tek Parti yönetiminde, devlette böyle bir zaafın meydana gelmesi mümkün değildi.
Atatürk'ün sofra hizmetkârı Cemal Granda'nın hatıralarında okumuştuk. Köşkten izinli çıktığı günlerde, Cemal Granda, arkasında mutlaka bir gizli polisin dolaştığını hissedermiş!
Evet, o dönemde, sürekli teyakkuzda olan bir devletimiz vardı!
NÂZIM HİKMET GERÇEKLERİ ÇOK GEÇ GÖRDÜ!
Nâzım Hikmet, Atatürk Dönemine, Sosyalizm Ütopyası çizgisinde baktığı için, hayatı sıkıntılar içinde geçen bir büyük şairimizdir. Şevket Süreyya Aydemir, 1967 yılında Yön Dergisi'nde yayımlanan bir yazısında, Nâzım hakkındaki önemli bir gerçeği şöyle açıklıyor:
“Nâzım'ın toplumsal bilinci olan bir şair olduğunu düşünüyordum. Kanımca o, dogmatik bir Marksist değildi. Faşizme karşı savaşıldığı o sıralarda, Kemalizm ile Komünizm arasında bir ortak zemin bulunabilmeliydi. Zaten, Atatürk'ün kendisi bir antifaşistti. Nâzım'a günün en acil sosyal ve siyasî sorunlarının Komünizmin tek çıkar yol olduğunda ısrar etmeden çözülebileceğini anlattım. Sadece Komünist Partisinden ayrıldığı takdirde iki günde bir tutuklanmaktan kurtulacağını söyledim.”
Şevket Süreyya, Nâzım'ı İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Emniyet Müdürü Şükrü Sökmensüer'le de görüştürür! Toplumcu-gerçekçi yazarlardan Sadri Etem Ertem'in davet ettiği bir yemekte, Nâzım, Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer'le konuşur. Sökmensüer, “Kapitalistleri, emperyalistleri yerdiğin zaman, bunlardan bizi mi kastediyorsun? Onlara karşı savaşan biz Kemalistler değil miydik?” diye soruyor. “Pencereden dışarıya bak, gelişmek için bocalayan bir Ankara göreceksin. Bu davaya hizmet etmek hepimizin; bilim adamlarının, halktan kişilerin, şairlerin, memurların görevi değil mi?”
Şevket Süreyya, gecenin devamını şöyle anlatıyor: “Hava yumuşamıştı. Nâzım İspanyol İç Savaşı hakkındaki şiirini okuduğu vakit, sert Emniyet Müdürünün dahi gözünde yaşlar vardı. Nâzım'a dönüp : 'Bu şiirde bir halk isyanı var; aynı bizim Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi. Nâzım, bizim Kurtuluş Savaşı destanımızı hiçbir şairin yazmamış olması yazık değil mi? İspanyol İç Savaşı, bizim Kurtuluş Savaşımızın yanında bir oyuncak. Sen bizim Kurtuluş Savaşımız hakkında bir destan yazmalısın.'” ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?