DÜNYAYI DİZAYN EDEN ÜST AKIL! (9)

ABD'YE YÖN VEREN EVANJELİKLER!
Kendilerini 'Hıristiyan Yahudiler' olan gören Evanjelistler, İncil'in uzlaştırıcı ve barışçı yolunu terk ederek, Tevrat'ın ve Yahudiliğin dünya hâkimiyeti ideolojisini benimsemişlerdir. İnançlarına da, ona göre senaryolar uydurup, kendi ideallerine meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlardı. Bu durum, ABD'de oldukça güçlü olan Yahudilerin ve ABD dış politika mimarlarının çok işlerine geliyordu. Bu surete, ABD'nin dışarıdaki saldırgan politikalarına, içeride güçlü bir taraftar kitlesi ve dinî zemin buluyorlardı.
Bizim notumuz: Bizim I. Dünya Harbi'ne katılmamızın, Emperyalist-Siyonist bir proje olan İsrail Devleti'nin gerçekleşmesini kolaylaştırdığı bilinmelidir! Bu bakımdan, bizi bu harbe sokanların affedilemez sorumlulukları vardır! I. Dünya Harbi'ni ileride tekrar ele alacağız.
Bu arada, ABD Başkanı seçilen Biden'in iyi şeyler yapacağına inanan bizim gafillere, Biden'in, Siyonist olduğunu kendi ağzıyla açıkladığını da hatırlatalım!
AMAÇLARI ARMAGEDDON SAVAŞI!
Günümüzde, Amerikan Protestanlığının tutucu kanadını Evanjelistler teşkil ediyor. Bunların sayıları 70 milyon kadar. Fakat etkinlikleri çok daha fazla. Bir an önce, Kudüs'te olacağına inandıkları son savaş Armageddon'u gerçekleştirip, Mesih'in gelişini hızlandırmak istiyorlar. Mesih'in dünyayı ele geçirmesinden önce, Armageddon adı verilen savaşta, 'iyi' ve 'kötü' savaşacak. 'İyi' İsrail, 'Kötü' de onun düşmanlarıdır! Protestanlar, dolayısıyla Evanjelistlerin benimsedikleri Tevrat'taki kehanete göre, Yahudilerin Kutsal Topraklara yani İsrail'e dönmeleri gerekiyor! Yahudiler Hz. İsa'ya karşı gelmekle hata etmişlerdi. Hz. İsa'nın ikinci gelişinde aynı hataya düşmeyecekler, ona iman edeceklerdi. Mesih Hz. İsa'dır. Evanjelistler, Tanrı'nın Yahudilere Filistin üzerinde ilâhî bir hak tanıdığına inanıyorlar!
Bizim notumuz: İnanılır gibi değil ama bütün bunlar gerçek. Bunlar iyi bilinirse, ABD dış politikasını yönlendirenlerin kafa yapıları ve ABD'nin Orta Doğu politikalarının perde arkası daha iyi anlaşılır ve ülkemizi yönetenler de, gereken tedbirleri inşallah alırlar. Fakat en azından, milletimiz bu gerçekleri öğrenmelidir.
ABD'deki 1980 seçimlerinde, ikinci sınıf Hollywood filimlerinde oynayarak ismini duyurmuş olan Ronald Reagan; Billy Graham, Jerry Fawell gibi Evanjelist liderlerin ve muhafazakâr grupların desteğini alarak 1981'de iktidara gelebilmişti. Bu tarihten itibaren, başta Evanjelistler olmak üzere, lâiklikle araları hiç iyi olmayan dinî gruplar gittikçe çoğalacak ve Amerikan siyaseti üzerinde etkili olacaklardır.
Oğul Bush'un aşırı dindarlığa doğru çıktığı yolculuk, onun ABD Başkanı olmasıyla daha da tehlikeli bir hâl alacaktır. Bush'un 11 Eylül saldırısından sonra yaptığı konuşmada, aralara sıkıştırdığı 'Bu bir Haçlı Seferidir', 'İyi ile kötü arasındaki savaş' gibi ifadeler, Evanjelistlerin inandıkları dogmaları tasdikler niteliktedir. İngiliz The Guardian Gazetesi'ndeki 2004 tarihli bir makalede de şöyle yazıyordu: “Bush'un saldırgan Orta Doğu politikaları, Evanjelist görüşler doğrultusunda yönlendi ve meşruiyet kazandırılmaya çalışıldı.”
Bush, ülkesi ve halkı adına, Tanrı'dan özel bir görev aldığı inancını açıklamaktan çekinmiyordu. En yakın arkadaşı olan ve aynı zamanda 2001-2005 yılları arasında Ticaret Bakanlığı yapan Don Ewans, Bush'un gerçekten, Tanrı tarafından görevlendirildiğine inandığını söylemekteydi!
DİN SİYASETİN KONTROLÜNDE!
Din, toplumu teslimiyetçi olmaya ve sorgulamamaya kolayca ikna eden en güçlü mekanizmadır. Politika bu gücü görmezden gelemez. Çünkü politikacının amacı daha çok maddî güç elde etmek ve insanlığa hükmetmektir.
Dinin kullanılması hakkında, Gerardino Bronu'nun çok uyarıcı bir sözü var:
“Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar!”
Din sömürüsünün önemli bir boyutu da, tarikatlardır. Zaten tarikatlar, siyaset kurumuyla da iç içedir. Yalnız ABD'de değil, dünyanın her yerinde halkın oldukça büyük bir kısmı, bu tarikatların sömürüsü altında hayatlarını sürdürmektedir. Tarikatlar insanları, bağımsız ve hür düşünce yapısından soyutlamakta; tamamen kendine bağlama teknikleriyle madden ve manen zayıflamış bireyler meydana getirmektedir. Kimi zaman bu, aile bağlarından tamamen kopartılıp yalnızca tarikata bağımlı bir hâle gelmeye kadar gitmektedir. (FETÖ hadisesinde bunun çok vahim bir örneğini biz de yaşadık!)
CIA'NIN MÜSLÜMAN DİN ADAMLARINI KONTROLÜ!
ABD'de Ronald Kesler, 2004 yılında yayımlanan “CIA Savaşta” adlı kitabında, CIA'nın bütün dünyada din adamlarını nasıl satın aldığını ve kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullandığını yazıyor. CIA Müslüman din adamlarını şöyle devşirmektedir: “CIA, kolaylıkla Müslüman akademisyenleri, medya mensuplarını, din adamlarını maaşa bağlıyor ve onların, ABD'nin terörle savaşta, hukuksuz işgallerini destekleyen uzlaşmacı mesajlar vermelerini sağlıyordu.”
FETHULLAH GÜLEN'İN EVRENSEL İLİŞKİLERİ!
Din adamı kisvesinde, kendi menfaatlerine ve küresel güçlere hizmet edenlerin tek sermayeleri takiyyedir. Bu takiyyeyi en başarılı şekilde, 15 Temmuz 2016'da maskesi düşene kadar, uzun zamandan beri CIA'nın kontrolünde hareket eden Fethullah Gülen yapmıştır. Gülen, istihbarat elemanı olarak çok önceden keşfedilip yetiştirilmişti. 1966-1971 yılları arasında MİT Müsteşarı Fuat Doğu ve onun yakın dostu olup Türkiye'deki gizli kapaklı işleri, 12.07.1975 tarihli Cumhuriyet Senatosu raporuna kadar yansıyan ve MİT adına çalıştığı iddia edilen ilâhiyatçı Yaşar Tunagör ile ilişkiliydi.
Tunagör, İlâhiyat Fakültesini bitirmemesi ve kriterleri tutmamasına rağmen, Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı bile yapmıştı! Fuat Doğu, Yaşar Tunagör ve 2. Ordu Komutanı Cemal Tural'ın yardımlarıyla Gülen'in önü açıldı. Gülen bir konuşmasında Cemal Tural'ı över. Çeşitli konuşmalarında Yaşar Tunagör'ü de övmekteydi (“Üst Akıl”, s. 236).
Bizim notumuz: Uğur Mumcu yazılarında, Tunagör isminin üzerinde çok durmuştu! 1960'lı yılarda biz Orgeneral Cemal Tural'ı milliyetçi bir isim olarak tanırdık!
Gülen 1999'da ABD'ye gidince, Yahudi lobileriyle Türkiye'de başladıkları ilişkilerini daha da ilerletmiştir. Casusluk dahil birçok pis işe karışmış; ABD'nin en tehlikeli Yahudi lobisi ADL ile, ABD seyahati sırasında 1997 yılında ilişkilerini geliştirmeye başlamıştı. Bu görüşmede, ADL Başkanı Ab. Foxman ile sarmaş dolaş resimler çektirmiş; Mart 1998'de onlar grup hâlinde Türkiye'ye Gülen'e ziyarette bulunmuşlardı. Ne tuhaftır ki, Gülen'i ziyarete gelen bu lobiler, 20.11.1992 tarihli Zaman Gazetesi'nde, ABD'nin güçlü Yahudi lobisi ADL, ABD'deki 'Yahudi Mafyası' olarak tanıtılıyordu! Bu Gruplar ABD siyasetine, İsrail bakış açısıyla yön veren büyük güç odaklarıdır. ADL, Gülen'in “Hoşgörü ve Diyalog” kitabını İngilizce basıp dünyaya dağıtan ABD'deki Yahudi lobisinin en güçlülerinden biridir (“Üst Akıl”, s 237). ./…
NOT: YENİ STADIN İSMİ!
Anlaşılan o ki, kararlarını vermişler, yeni stada “ÇOTANAK” ismini verecekler. Buradan uyarıyoruz: Karşı karşıya olduğumuz önemli dış sorunları ancak güçlü bir Siyasî İrade ile aşabiliriz. Bu Siyasî İradenin arkasında da güçlü bir İç Cephe olmalıdır. Eski stadın “ATATÜRK STADI” isminin yerine başka bir isim vermek, gönülleri Atatürk sevgisi ile dolu Giresunluları incitir. İç Cephe'de bir çatlak daha açılır! Bu hırsınızdan vazgeçin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?