Suskunluğu Anlamak

Dünya yeni yaşından günler almaya devam ededursun, biz kendi gölgemizi kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi misali kovalamayı sürdürelim.
Gecenin karanlığını, gündüzün aydınlığına tercih edenlerin kendilerince haklı sebepleri olmalı.
Ağaçlar gizli gizli döküyorsa artık yapraklarını ve serçeler yuva yapmıyorsa artık pervazlara onların da kendilerince bir nedenleri vardır mutlaka.
Kuruyorsa göller, üzgün üzgün akıyorsa nehirler, hırçın hırçın sahili dövüyorsa dalgalar, bir görünüp bir kayboluyorsa yağmurunu unutmuş bulutlar mutlaka onların da kendilerince anlam veremedikleri hadiseler olmaktadır etrafta!
Bir selama alınacak tebessümün kıymetini her tavrına çil çil gülüşler saçılanlar nereden bilsin? Sevginin kamuslarda olmayan manalarını evlerinde kaybolanlar nasıl kavrasın?
Çiçek dalında güzeldir, güzeldir de bir kez olsun eline çiçek almamışlar, daldaki çiçeğin halinden dem vurmasalar mı, acaba?
Yürümeyi unutanlar değil mi yol kenarlarındaki çiçekleri solduran, ağaçları kurutan, hayvanları ürküten, bankları kederlere salan?
Çizginin nereden çekileceğine karar vermeden çizgiyi niçin çizdiğimizi bilmemiz gerekmez mi?
Neden hep çok konuşanlar şikayetçidirler yanlış anlaşılmaktan?
Ay çıkınca yüzünü çevirenin, yıldızları görünce gözü kamaşanın, güneşe sırtını dönmesine mi şaşmalı?
Hani beyazlara bürünen kiraz ağaçlarını seyretmeye doyum olmaz ya ve kuşların sürü sürü, katar katar havalanmalarındaki manzarayı tarife kelimeler yetmez ya /da içini ansızın sarıp sarmalayan, ısıtan, kuşatan, teslim alan, işgal eden bir duygunun hazzını ifade edecek sözcükler imdadına yetişmezler ya tam da lazımken…
Hani muhabbetler, eksiltili cümleler, yarım tebessümler, lütfen vakit ayırmalarla değil de birbirine sokuldukça büyüyen ve uzayan cümleler, ağız dolusu kahkahalar ve iki eli kanda da olsa zamanı ve mekânı aşan fedakarlıklarla tadından yenmez olur ya…
Ömrünü yaşamın sırrını çözmeye adayanlar ile hayatın sunduklarıyla bir ömür yetinmeyi bilenlerin aynı göğün altındaki maceraları yan yana sürüp giderken …
Müezzinler nasıl ki akşam ezanı ile yatsı ezanını aynı makamda okumazken ve mahalle aralarına kurulan semt pazarlarında aynı kamyondan indirilen elmalar tezgahlarda sabahleyin farklı akşamleyin aynı fiyatla görücüye çıkarken ve hala itiş kakış doluşulan dolmuşlarda oturanla ayakta giden aynı ücreti öderken…
Sessizliğimiz rüzgâra olan hürmetimizden, gülüşümüz gökyüzüne olan sevgimizden, neşemiz, yağmurla tanışıklığımızdan, hüznümüz sararıp solan yapraklardan, gözyaşımız denizin köpüğünden, mutluluğumuz güneşin üstümüze doğuşundan, sevincimiz çiçekleri terk etmeyen kelebeklerden, arkadaşlığımız şiire gönül düşürmekten, dostluğumuz buğusu üzerindeki tavşankanı çaylardan, masumluğumuz sevdamızın büyüklüğünden, mahcupluğumuz yüreğimizin yüzümüze yansımasından ve suskunluğumuz edebimizden.
Nasıl ki bakmakla görmek bir değilse; duymakla işitmek de aynı değil, vesselam.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erol Konal - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?