DÜNYAYI DİZAYN EDEN ÜST AKIL! (2)

Sayın İsmail Tokalak'ın, 'Üst Aklın' dünyaya dayattığı ekonomik program konusundaki değerlendirmelerine devam edelim: “ Devlet kontrolü azaldığı takdirde piyasanın daha iyi işleyeceği, herkesin daha çok para kazanacağı söylense de, bunların büyük bir yalan olduğu ortaya çıktı. 2008 ekonomik krizinden sonra, 2009 başına kadar, ABD'de 65 banka iflâsını istemişti. Birçoğu da devlet müdahalesiyle kurtulmuştu. Kuzey Dakota Bankası, ABD'nin 2008 ekonomik krizinden etkilenmeyen tek devlet bankası olmuştu. Bu bankanın rasyonel bir şekilde çalışması, Kanada sınırındaki Kuzey Dakota eyaletinin ekonomisine de büyük katkıda bulunmaktaydı. ABD'deki diğer devlet bankaları kötü yönetim ve diğer illegal yollara bulaşmaları nedeniyle iflâs etmişlerdi.”
Bizim notumuz: Görüldüğü gibi, ABD'deki bankaların iflâs furyasında, iyi yönetilen bir KAMU BANKASI , 'devletçiliğin kötü olduğu' şeklindeki bütün ezberleri bozmuştu!
Demek ki, ÖZEL- KAMU olması fark etmiyormuş; asıl mesele iyi yönetimmiş!
KEYNES KARMA EKONOMİYİ SAVUNUYORDU!
Sayın Tokalak şöyle devam ediyor: “Keynes (1883-1946), ekonomik teorileri hâlâ kabul gören, dünyanın gelmiş geçmiş en saygın ekonomistlerinden biriydi. 1936 yılında çıkan, “İstihdamın, Paranın ve Faizin Genel Teorisi” adıyla bilinen kitabıyla, ekonomik yaklaşımda âdeta bir devrim yaratmıştı. Keynes bu kitabında piyasada iki önemli hataya dikkat çeker;
1. Tam istihdamın yaratılamaması
2. Gelir dağılımının adaletsizliği
Keynes'in ekonomik teorisi, özel sektörün ağırlıklı olduğu ama devlet ve kamu sektörünün büyük role sahip olduğu bir Karma Ekonomiyi savunmaktaydı.
Keynesçi ekonomi, Serbest Pazar Ekonomisi taraftarlığının tam tersi bir görüşü savunarak, özel sektörün verdiği kararların bazen verimsiz makro-ekonomik sonuçlara neden olduğunu, bu nedenle, devletin piyasada etkin bir şekilde rol alarak, piyasayı dengelemesi gerektiğini iddia ediyordu. Keynes haklıydı, fakat, korumasız piyasayı daha iyi sömürüp soymaya alışmış güçler, devletin piyasayı dengeleyen müdahalesinden hoşlanmıyorlardı. Kuzu postuna bürünmüş kurtlar için, çobansız ve çoban köpeksiz sürüleri yönlendirmek ve talan etmek daha kolaydı. Keynesyen görüşün tam tersi uygulamalarla devlet müdahalesi ve kontrolü minimuma indirildi, piyasa; kar marjlarını hızla arttırmak için, her şeyi mubah gören kişilerin elinde kaldı. Sonuç ise, sınıflar arasında gelir dağılımı daha da bozuldu.
Bu bozuk düzenin sonuçları:
Dünyadaki en zengin 85 kişinin kazancının toplamı, dünya nüfusunun yarısını teşkil eden alt gelir gruplarının kazançlarının toplamına bedel.
Dünyanın yetişkin nüfusunun en zenginini teşkil eden tepedeki %10, dünya zenginliğinin yüzde 86'sına hâkim!
ABD'de 47 milyon kişi fakirdir; 97 milyon kişi ise fakirlik sınırında yaşamaktadır.
Kontrolsüz bir şekilde uygulanan Küreselleşme, Liberalizm, Serbest Pazar uygulamaları dünyayı batma noktasına getirdi. Dengeli bir Karma Ekonomi ve devlet müdahalesi, korumacı uygulamalar kaçınılmaz oldu.”
MİLLÎ EKONOMİNİN ÖNEMİNİ
ŞİMDİ DAHA İYİ ANLIYORUZ!
Bizim notumuz: Dış odakların içimizdeki ajanları yıllarca, millî ekonomimiz üzerindeki dış kontrolün vahim sonuçlarını eleştirenleri, şu yalanla susturmaya çalıştılar: “Günümüzde artık bağımsızlık yoktur; karşılıklı bağımlılık vardır!” Hâlbuki, Millî Üretimi teşvik etmeyen bir ekonomik sistem, sonunda, milli bağımsızlığı kağıt üzerinde bir kavrama dönüştürmekte! Bunun sayısız örneklerini yaşıyoruz. Fakat zihin kontrolü öyle müthiş ki, gözlere öyle koyu bir perde çekiliyor ki, en basit gerçeklerin bile görülmesi engelleniyor. Gerçekleri korkusuzca dillendirebilenler ise, 'çağ dışı kalmakla' suçlanabiliyor!
Sayın Tokalak'ın, Atatürk Döneminde, 1933 yılında uygulamaya konulan I. 5 Yıllık Plân üzerinde durmaması bir eksiklik olmuştur. Türkiye, başarılı Karma Ekonomi uygulamasıyla dünyada bir ilki gerçekleştirmiştir. Fakat ne yazık ki, II. Dünya Harbi'nden sonra, Milli Şef'in Batı Emperyalizmi ile flörtü başlayınca (buna gerekçe gösterilen Sovyet Tehditlerinin aslı astarı yoktur), Plânlı Karma Ekonomi uygulaması rafa kaldırılarak, günümüzdeki boyutlara ulaşan dış borç bağımlılığının yolu açılmıştır.
HAYDUT OLDUKLARINI İSPAT ETTİLER!
Irak'a müdahale için gerekçeler uyduran İngiltere Başbakanı Tony Blair, Başkan Bush'a yazdığı 11 Ekim 2001 tarihli mektupta bakınız neler söylüyor: “Saddam'ın hakkından gelmemiz gerektiğine dair hiç şüphem yok. Ancak Irak'ı şimdi vurursak, Arap dünyasını, Rusya'yı, muhtemelen AB'nin yarısını kaybederiz. Daha ileri bir tarihte, Saddam için bir strateji geliştirebileceğimizden eminim!”
Saddam'ı devirmeye çoktan karar vermişler! Ama, önce bir bahane bulmaları lâzım!
Tony Blair, 28 Temmuz 2002 tarihli mektubunda ise, Saddam'ı düşürmek için nasıl bir yalan uyduracaklarını anlatıp şöyle diyor: “İddiamızı gerekçelendirmeye ihtiyacımız var. Eğer tüm kitle imha silâhlarının kanıtlarını yeniden özetlersek (sahte deliller uydurabilirsek), buna El Kaide bağlantısını eklersek, bu çok ikna edici olacaktır.”
Politikacıların yalanlarla yönettiği bir dünyada yaşıyoruz ki, adına 'Demokrasi' diyorlar!!!
“Kapitalist sistem karşılıksız basılan paradan ve borçtan besleniyor. Böyle olmazsa sistem dönmüyor. Bu da, çalışmadan, havadan para kazanan asalak bir sınıf yaratıyor. Aynı zamanda, bu borç sistemini yönetenler, devletleri ve hükümetleri de yönetiyorlar! Sistemin en büyük, en can alıcı ve nasıl işlediğinin bilinmesi gereken en önemli noktası da burası. Her ne kadar, devletlerin toplam borcunun 70 trilyon dolar olduğu ileri sürülüyorsa da, IMF'ye göre, 2017 sonu itibariyle özel şirketlerin borcu da dahil, dünyanın toplam borcu 152 trilyon dolar. Bu rakam, dünyanın toplam millî hasılasının neredeyse iki katı! ABD uçurumun kenarında. Sebep: Hükümetin aşırı harcamaları ve inanılmaz boyuttaki borçlar. Bir iki ufak ülke hariç, aşağı yukarı bütün ülkeler borçlu. ABD'nin toplam borcu 17 trilyon dolar.
Bizim notumuz: 2. Dünya Harbi'nin bitiminde, cari fazlamız yüz milyon dolardı ve döviz varlığımız da 250 milyon dolardı. Serbest Piyasa ile kalkınma masallarıyla, 'Dünyaya mı kapanacağız' kandırmacasıyla ekonomimizi dışa açarak, Batı'nın Açık Pazarı durumuna getirdiler; dış borçlarımız da katlanarak arttı! Öde öde bitmiyor! Sadece şu son 18 yılda ödediğimiz borç faizleri toplamı 495 milyar dolar!
İsmail Tokalak'tan devam edelim: “Dünya borç bombasının üzerinde oturuyor. Peki, bu alacaklılar kimler? Bütün problemlerin cevabı burada yatıyor. Alacaklılar finans şirketleri ve ABD Merkez Bankası'nın arkasındaki kişiler. Devletler ne kadar borca sokulursa bunlar o kadar çok kazanıyorlar!”
AMERİKA'YI NASIL TESLİM ALDILAR?
ABD'de gittikçe güçlenen para babalarının hedefi, Amerikan ekonomisini ve finansını tamamen kontrol altına almaktı. Devletin gücünü kırabilmek için, özel bir merkez bankası kurmanın artık şart olduğuna 18. yüzyılın sonlarına doğru iyice inanmışlardı. Böylece, paranın musluğunu kontrol altına alarak, yapılacak soygunlar çok daha zahmetsiz olacaktı. Büyük sermayenin adamı Alexander Hamilton, arkasında özel şirketlerin sermayesinin olacağı Amerikan Merkez Bankası'nın kurulması için çalışıyordu. 1785 yılında, ABD Kongresi, doları ABD'nin para birimi olarak kabul etmişti. Hamilton'un talebi doğrultusunda 1791 yılında bir nevi merkez bankası görevini görecek “First Bank of The United States” kuruldu. Bu kurum devlet bankası değil, özel bir banka olacaktı. Bu özel bankanın yalnızca yüzde 20'si devlete aitti.
Bizim Notumuz: Merkez Bankalarının devletten bağımsız olmaları hikâyesinin nasıl bir komplo olduğu meydanda değil mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ahmet Duman - tam istihdam ve gelir dağılımında adalet, faiz denen mikrop var olduğu müddetçe asla var olmaz. hem adalet ve hem de faiz su ve ateş gibidir, bir arada olamaaaz.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Şubat 11:20


Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?