Suskunluğu Kuşanmak

Bırakmak lazım belki de bazen uzatmamak, süründürmemek, uzatmamak…Eğip bükmeden, dolaştırmadan, olduğu gibi, hissettiğin gibi…
Kısalıyorsa cümleler, koyulaşmıyorsa muhabbetler, çoğalmıyorsa sevinçler yormaya gerek var mı kelimeleri?
Bir hikâyeye tutunmak mı, bir hikâyeye hapsolmak mı yoksa bir hikâyeye inanmak mıydı bizimkisi?
Uzayan sessizlikler pek hayra alamet olmasa gerek! Sözün bir hükmü yokmuşçasına sessizliği çoğaltmak, iki çift kelamı gereksiz görerek suskunluğu bir pelerin gibi giyinmek, sahte gülüşler maskesinin samimiyetsizliğinden medet ummak, hayali bahanelerle marazi mazeretlerle kendimizi aklamaya çalışmak, yalnızlık kalesine bir tuğla daha koymak değil de nedir?
Güneşi kovalayan çocuklardık biz, ne zaman kendi hikayelerinde kaybolan insanlara dönüşüverdik?
Yağmurda ıslanmayan yüreklerdik biz, ne vakit ruhları buz tutan adamlar oluverdik?
Cevapları sorularından fazla olanlardık biz, nasıl oldu da şıklar arasında bile yolumuzu bulamaz olduk?
Rüzgarların saçımızla oynaştığı demler daha dün gibiyken ve bizler gönlümüzün kuşlarını azat edeli hayli zaman olmuşken şimdi nereden çıktı bu kavak yelleri?
Ya sırt sırta verdikleriyle aşamayacakları dağ, geçemeyecekleri geçit, varamayacakları menzil olmayanların, rüzgârın önünde kuru yapraklar gibi nereye savrulduğunu bile bilmez yığınlara dönüşüvermesine ne demeli?
Hiçbir emeğin zayi olmadığı doğru. İnsanoğlu, akıttığı terin, döktüğü gözyaşının, gecesini gündüzüne katıp, umudunu rüyalarına aş eylemenin karşılığını er ya da geç muhakkak alıyor. Yüze yansıyan haklı tebessümün arkasındaki çekilen çile de bir zaman sonra unutulup gidiyor.
Unutulmaması ve her daim hatırlanması gerekense gölgesinde serinlediğimiz ağaçların da oluğundan yüreğimize su serptiğimiz çeşmelerin de gönüllerimizi ısıtan dostlukların da nice emeklerle ortaya çıktığı, bin bir zahmetle inşa edildiği ve onca zamanda ete kemiğe büründüğü gerçeği...
Nasıl ki denize dökülen ırmakla, uzadıkça kıvrılan, kıvrıldıkça büyüyen, büyüdükçe coşan ve her geçtiği kasabaya hayat olan ırmak aynı ırmak değilse artık, insan da şairin tarifiyle, içine doğduğu bu iki kapılı handa, gece gündüz önüne serilen uzun ince yolu arşınladıkça aynı insan kalmamalıdır artık!
Yolun kendine sunduklarıyla, yolcunun yoldan kendisine seçtiklerinin çatışmasından şekillenen ve adına yaşam denilen heyulanın özlenen bir hayata dönüşmesinin anahtarı da bileti de yolcunun tercihlerinde gizli, yolcunun kararlarında nihanken.
Tercihlerimizle karakterimiz arasında nasıl ki görünmez sımsıkı bağlar mevcutsa, kararlarımızla da kişiliğimiz arasında da öyle kopmaz bağlar mevcuttur.
Günün sonunda ona buna kızmayı da öteyi beriyi suçlamayı da bir yana bırakıp tercihlerimizin arkasında durabilecek cesareti gösterecek kadar da mı erdemli değiliz, artık?

Not: 2021'in tüm insanlığa iyilikler, güzellikler getirmesi dileğiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erol Konal - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?