ÖNCE EMPERYALİZMİ VE KENDİMİZİ TANIMALIYIZ! (6)

Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ile, bu coğrafyada 1000 küsur yıl süren “Türk Barışı” da tarihe karışmış ve bölgemiz, sürekli olarak kaos tohumları eken Emperyalist Devletlerin vesayetine girmiştir. Hâlbuki, biz I. Dünya Harbi'ne girmeseydik, ya da, Atatürk'ün ölümünden sonra, O'nun Bölge Merkezli siyasetini terk ederek, Batı'ya iltihak etmeseydik, Batı'nın bu boyutlarda bir haysiyetsiz vesayeti asla söz konusu olamaz ve bu coğrafyada her şey çok farklı olabilirdi. Fakat öyle melun bir zihin kontrolü var ki, gözlere öyle kalın bir perde çekilmiş ki, en somut gerçeklerin bile görülmesi mümkün olamıyor! Bu kontrolden kurtularak, gerçeklerin görülebilmesi ancak çok güçlü bir tarih şuuru ile mümkün.

ATATÜRK ARAPLARLA BİR FEDERASYON DÜŞÜNÜYORDU!
I. Dünya Harbi'nden önce İttihatçılar, Araplarla bir federasyonu çok ciddî olarak düşünmekteydiler. Falih Rıfkı Atay'ın belirttiğine göre, Atatürk de buna sıcak bakmaktaydı. ESAM'ın 2015 yılındaki, I. Dünya Harbi konulu sempozyumunda, Prof. Zekeriya Kurşun yaptığı sunumda, bu Federasyon konusunda şu bilgileri vermektedir: “Esasında İttihatçılar, 1912 yılında Libya'yı İtalya'ya teslim etmek zorunda kaldıktan sonra, merkeziyetçilik iddialarında yumuşamışlardı. Ayrıca Yemen İmamı Yahya ile yaptıkları ama gizli kalan Dean Antlaşması'nda da, onu yerel otorite olarak kabul ederek Ademi Merkeziyet yolunu açmışlardı. Paris'te toplanan Arap federalistlerin fikirlerini de yabana atmayıp, onlar ile İstanbul'da bir toplantı yaparak, resmî yazışmalarda Arapça kullanımı dahil, diğer bazı siyasî taleplerini karşılamışlardır. Hattâ 1913 yılında, vâliliklerin yetkilerini genişleten bir kanun da çıkararak, Arap vilâyetlerinde merkeziyetçiliği gevşetmişlerdir. Aynı şekilde, Balkan savaşları sırasında Ahsa Bölgesi'ni (S. Arabistan'ın doğusundaki Osmanlı idare merkezi) işgal eden Vahhabilerin lideri Abdülaziz b.Suud'a bölge vâliliği ve paşalık veren bir anlaşma yaparak, dış müdahaleyi önlemeye çalışmışlardır. Mısır hanedanına mensup olan ve İslâmcı fikirleri olduğu da bilinen Said Halim Paşa'nın, I. Dünya Harbi'nin hemen öncesinde Sadrazamlığa getirilmesi de, Arapların taleplerine yumuşak bakıldığını göstermektedir. Bu girişimlerin meyve vermesinin beklendiği bir sırada ise Büyük Savaş başlamıştır” (Sempozyum yayını, s. 263).
Araplarla federasyon fikri konusunda, Atatürk'ün yaptığı şu çok önemli tespiti, özellikle, 'Atatürk'ün de hedefi Batı'ydı diye şartlandırılan' Atatürkçülere tekrar hatırlatmak isteriz: “…İmparatorluğun enkazı üzerinde kurulmuş bulunan bağımsız devletlerin kaderleri her bakımdan aynıdır.…bu milletler, düşürüldükleri gaflet çukurundan bir an evvel kurtulmaya çalışmalı, aralarında mevcut olup, bazı emperyalist devletler tarafından mütemadiyen körüklenmekte bulunan arazî kavgaları ile diğer anlaşmazlıkları ortadan kaldırmalı, müsavi şartlarda -az zamanda konfederasyonlara doğru gidecek olan- kuvvetli- bir 'Birlikler manzumesi' kurmalı, bu gaye için diğer komşu milletlerle de anlaşmak çarelerini aramalıydılar. Ancak bu yoldan, hep beraber, güvenlik ve huzur içinde yaşamalarını sağlayabilirlerdi” (Hasan Rıza Soyak, “Atatürk'ten Hatıralar”, s. 500).
Arap düşmanlığına ilişkin söylemlerin de, yönümüzün Batı'ya çevrildiği 1940'lı yıllarda terennüm edilmeye başlaması dikkat çekicidir.

ŞAMGEN'İ HATIRLAYAN VAR MI?
AKP iktidarı döneminde tasarlanan fakat ne yazık ki, sürdürülmeyen bazı iyi ve güzel işler de vardı ki, Suriye ile kurulan yakın ilişkilerin bir sonucu olan ŞAMGEN Anlaşması, bu güzel işlerin en önemlisidir. 7 Mart 2011'de sayın Erdoğan, “Kardeşim Esad” diye seslendiği Suriye lideriyle, ilişkilerimizi çok daha ileri bir boyuta taşımış ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında ortak vize uygulamasını öngören 'ŞAMGEN Plânı'yla ilgili mutabakat sağlanmıştı! Fakat ne olduysa, iktidar bir anda tavır değiştirerek, Esad muhaliflerine açıkça destek vermeye başladı! Suriye'nin bugün içinde bulunduğu ve bizi de etkileyen kaosun önemli bir nedeni de Suriye iç savaşında, en azından tarafsız kalmamamızdır.
Suriye Başbakanı Muhammed Naci Otri, o dostluk günlerinde şunları söylemişti: “Biz geçmişe dönüp bakmak istemiyoruz. Mayınların temizlenmesi, yeni sınır kapılarının açılması, mevcut kapıların modernize edilmesi gündemdedir. Kısa bir süre önce bunu tasavvur bile edemezdiniz. Halep-Gaziantep uçuşları yapılıyor. Biz artık Türkiye-Suriye'yi bir bölgesel coğrafya olarak görüyoruz. Hattâ şöyle diyoruz: Bütün Türkiye Suriye'nindir, Bütün Suriye Türkiye'nindir.”
Geçmiş böyle hazin hatıralarla dolu! ŞAMGEN'in gerçekleşmesi durumunda nasıl bir Orta Doğu coğrafyasının gerçekleşeceğini düşünebiliyor musunuz?
ŞAMGEN Türkiye, İran, Irak ve Suriye. Buna Azerbaycan'ı da ekleyiniz. Yaklaşık 250 milyonluk bir blok! Peki, Ürdün ve Lübnan bunun dışında kalabilir mi?
İnanınız bu bir hayâl değil. Pekâlâ gerçekleştirilebilir. Nitekim, Ermenistan-Azerbaycan savaşından sonra sayın Aliyev, Azerbaycan Ordusu'nun zafer kutlamalarında, Rusya, Türkiye, İran, Azerbaycan, Gürcistan ve hattâ (aklını başına aldığı takdirde) Ermenistan'ın katılımıyla oluşacak bir ekonomik işbirliğini dile getirmiş ve sayın Cumhurbaşkanımız da bu öneriye sıcak baktığını ifade etmiştir!
Bu işbirliğinin bölge barışına ve bu devletlerin ekonomilerine yapacağı katkıyı düşünebiliyor musunuz? Bu birlikteliğe, Pakistan, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve hattâ -niçin olmasın-; Mısır da katılabilir.
Türkiye, Atatürk'ün ölümünden sonra katıldığımız Batı ittifakının haysiyetsiz vesayetinden başka türlü kurtulamaz.
Bütün Batılı güç odaklarının ve içimizdeki işbirlikçilerinin var güçleriyle böyle hayatî bir birlikteliğin gerçekleşmesini önlemek gayreti içinde oldukları bilinmelidir.
Türkiye'nin başta Rusya olmak üzere bölge devletleriyle güçlü ilişkiler kurması Batı'nın hiç arzu etmediği bir şeydir. Soğuk Harp Dönemi'nde sürekli olarak köpürtülen Rusya düşmanlığının amacı da buydu. Halbuki, 1877-1878 Türk-Rus Harbi'nden sonra, “Türkiye'den artık alacağımız hiçbir şey yoktur” sözleri bizzat Rus Çar'ı tarafından söylenmiştir!
Atatürk'ten sonra, bizi bu coğrafyadan sürmekte kararlı olan Batı'nın 'DOST', bize İstiklâl Harbi'miz sırasında ve I. 5 Yılık Plân'ın uygulanmasında en büyük yardımları yapan Rusya'nın 'DÜŞMAN' olarak belletilmesi, gerçekten de müthiş bir siyasî başarıdır.
Avrupa Birliği yaptırım tehditleri ile bizi sıkıştırırken; Amerika, yaptırımları ile bize baskı üstüne baskı yaparken, hâlâ daha 'Batı Batı' diyenler bu milletin dostu olamazlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?