ÖNCE EMPERYALİZMİ VE KENDİMİZİ TANIMALIYIZ! (5)

HAYDUT DEVLETLERİN DEMOKRASİ YALANI!
Amerika Birleşik Devletleri ve tüm Üçüncü dünyayı yüzyıllarca sömüren ve bugün de, Amerika'nın peşine takılarak, dünyanın geri kalmış ülkelerine sözde demokrasi getirmek amacı peşinde oldukları iddia edilen Avrupalı Devletlere 'Haydut Devletler' diyoruz. Çünkü bunlar, demokrasi getirecekleri iddiasında bulundukları ülkelere, tıpkı, 'züccaciye dükkânına giren bir fil gibi' girerler! 1970'lerin sonunda, Afganistan'da yönetime gelen demokratik güçleri Taliban'la yok ederek, Afganistan'ı bugün içinde bulunduğu kargaşaya sürükleyen ülke Amerika'dır. 2003 yılında, 'medenî' Avrupa'nın da desteğiyle, Irak'a müdahale eden ve l milyondan fazla Iraklının ölümüne sebep olan ülke de Amerika'dır!
2011 yılı 'Arap Baharı' yılı olarak tarihe geçti. Tabiî, bu da bir ABD organizasyonu; bir 'Project Demokrasi' aldatmacasıydı! ABD, Arap Baharı ile Tunus, Mısır, Libya ve Suriye'ye de demokrasi getirmeye karar verdi! Tunus ve Mısır'da yıpranan diktatörleri devirerek, 'Uluslararası Toplum' diye nitelenen emperyalist devletlerin hâkimiyetlerini sürdürmeleri garanti altına alındı! Libya'da bu iş daha kanlı oldu. “Teslim olmayacağım, ülkem için şehit olacağım” diyen Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'yi, Fransa'nın kontrolündeki işbirlikçi Libyalı teröristler feci şekilde öldürdüler. Bu haydutluğu teşvik eden 'Uluslararası Toplum' yani Haydut Devletler, Kaddafi'nin kanlı görüntülerini bütün dünyaya servis ettiler. Kaddafi'nin hunharca katli, “Tiranın sonu, Diktatörün ölümü, Ateş etmeyin diye yalvardı” manşetleriyle verildi. Kaddafi eğer Haydut Devletlerle işbirliği yapsaydı, başına herhâlde bunlar gelmezdi. Kaddafi'nin vasiyeti, emperyalist komplolara direnen dünyanın bütün vatanseverlerine tarihî bir mesaj niteliğindedir:
“Dünyanın özgür insanlarına ve halklarına duyurun! Davamızı pazarlık malzemesi hâline getirip satabilirdik; karşılığında şahsî güvenlik ve istikrarlı bir yaşam elde edebilirdik. Bu yönde birçok öneri aldık. Ama biz, çatışmanın en ön cephesinde olmayı görev ve onur saydık. Bugün hemen muzaffer olmasak bile, önümüzdeki nesillere önemli bir ders öğretmiş olacağız: Milleti korumayı seçmek bir onurdur, milleti satmak ise tarihin hatırlayacağı ve hiçbir zaman unutmayacağı en büyük ihanettir! Başkaları size farklı bir şey anlatmaya çalışsa da bu böyledir. 'Elveda derim; ailemin tüm fertlerine, Libya'ya sadık herkese ve bütün dünyada, yalnızca kalpleriyle bile olsa Libya'yı destekleyen dostlarımıza.”
Libya'da yaşananlar ve rahmetli Kaddafi'nin bu mesajı da emperyalizmi anlamamızı ve Atatürk'ün yoluna dönmemizi sağlayamıyorsa, demek ki, işimiz gerçekten çok zor!
Milletimize, bu haydut devletlerle birlikte olmayı, hattâ bunlara teslim olmamızı tavsiye edenler bu milletin dostları olamazlar. Bizim asıl mücadelemiz kendi içimizdeki bu gafillerledir.

AZERBAYCAN'A VERDİĞİMİZ DESTEĞİN ANLAMI!
Azerbaycan Ordusuna verdiğimiz desteğin sonuçlarını gördük. Ordusu olmadığı için 1991'de Ermenistan'ın saldırılarına karşı koyamayan Azerbaycanlı kardeşlerimiz, 44 günlük bir savaşın sonunda, Ermeni ordusunu perişan ettiler. Bu zafer, Türk Ordusunun da gücünü bütün dünyaya göstermiş oldu. Türkiye'nin bu desteği, 2. Dünya Harbi'nden sonra bağımsızlığına kavuşan bütün Orta Doğu ülkelerine vermesi beklenirdi. Fakat ne yazık ki, Batı'nın yörüngesine giren Türkiye bu desteği vermedi; veremedi! Hâlbuki Atatürk hayatının her safhasında bölge devletleriyle işbirliğinin önemini vurgulamış ve hattâ Sadabat Paktı ile bunu fiiliyata geçirmiştir. 21 Aralık 1937'de, o tarihte Fransız Manda yönetimi altında bulunan Suriye Başbakanı Cemil Mardam'a söylediği şu sözleri özellikle Atatürkçüler, ülkücü ve milliyetçiler dikkatle okumalıdırlar: “Ben önce Anadolu'yu kurtarmak zorundaydım. Ama şimdi artık din kardeşlerimize yardım edecek duruma geldik. İcap ederse Fransızlardan kurtulmanız için ordumuzla yardımınıza geliriz!”
Ne var ki, Atatürk'ten sonra Türkiye Batı yörüngesine girince, şu anlayış geçerli olmuştur: “Araplar bizi arkadan vurdu!” Yani, sakın ha, Arap devletleriyle işbirliği yapmayalım. Türkiye'nin yönü Batı'dır, Atatürk de Batı'yı bize işaret etmişti!
Türkiye'nin Batı'nın vesayetine girmesi ve Batı'nın emperyalist siyasetinin bölgemizde rahatlıkla uygulanabilmesi için, Türk aydınlarının, yaşadıkları coğrafyanın halklarına düşman edilmeleri gerekiyordu! Bunun bedelini çok ağır ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz.
Türkiye, başta Rusya olmak üzere, bölge devletleriyle işbirliğini geliştirmiş olsaydı, bugün, Batı'nın bu haysiyetsiz baskılarına muhatap olmazdık. Batı ile müttefiklik yerine, Rusya ile, bırakınız müttefik olmayı, sadece, Atatürk dönemindeki gibi dostluk ilişkilerini sürdürseydik, Batı bizi Ermeni Soykırımı iddiaları ile sıkıştıramaz; PKK bölücülüğü ile bunca yıl uğraştıramazdı. Tabiî, Batı'nın, 'Demokrasinin olmazsa olmazı Serbest Piyasa Ekonomisi' masallarına kanarak, Atatürk'ün Plânlı Karma Ekonomi siyasetini terk etmeseydik, bugün, yaklaşık 400 milyar dolar dış borçla Batı'nın kapısında borç dilenir durumunda da olmazdık!
Çıkış yolu yok mu? Tabiî ki var. Ama, önce son yüz yılı dikkatle incelemek ve Cumhuriyet'in Osmanlı'dan nasıl bir Türkiye devraldığını ve o kıt kaynaklara rağmen, Atatürk'ün önderliğinde neleri başardığımızı ve Atatürk'ten sonra hangi yanlışların yapıldığını iyice öğrenmek gerekir. İlk öğreneceğimiz şey de Atatürk'ün Batıcı olmadığıdır! Bu konuda örnek çok. Fakat biz, özellikle bir İngiliz yazarı olan Andrew Mango'nun bakışını tercih ettik. Mango, Atatürk'ün Batıcılık siyaseti hakkında şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Dış Dünyanın Atatürk'ün politikasını anlaması uzun sürdü. Hâlâ da O'nun şekillendirdiği ülkeyi yerleştirecek bir yer bulmakta zorlanılıyor. Atatürk'ün, ülkesini Avrupa'ya ve Batıya yönlendirdiği söylenir. Gerçekten de, peşinde olduğu uygarlığın merkezi, o zaman da, bugün de Batıdadır. Ama O, coğrafî bir bölgeye değil, bir ilkeye bağlıydı. Nerede olursa olsun, çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak ve onun daha fazla gelişmesine katkıda bulunmak fikri, çoğu Türk'ün esin kaynağı olmayı sürdürmektedir” (“Atatürk”, s. 613).
Atatürk Batı'yı çok iyi tanıyor; emperyalist yanını çok iyi biliyor; Batı'nın yörüngesine girdiğimiz takdirde; asla Batılılaşamayacağımıza; reform veya devrim yaparak, toplumu dönüştüremeyeceğimize; gelişmiş bir sanayi toplumu olamayacağımıza inanıyordu. Çünkü, Batı'nın yörüngesine girerek Batılılaşacağını zanneden Osmanlı'nın nasıl yok olup gittiğini görmüştü. Ne var ki, Atatürk'ten sonra, Osmanlı'nın bu vahim hatası tekrarlanmıştır!
Prof. Niyazi Berkes'in de çok güzel ifade ettiği gibi, “Türkiye ancak, Batı'ya rağmen Batılılaşabilir. Batı'ya karşı gelmedikçe, Batı'dan bağımsız olamaz ve kendini düzeltemezdi” (“Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler”, s. 28).
Ne yazık ki, Atatürk'ü, günümüzün Atatürkçüleri bile anlayabilmiş değiller!
Bugün bir Çıkış Yolu arayanların aslında fazla bir çaba harcamalarına gerek yoktur; Çıkış Yolu Atatürk'tür; Kemalizm'dir. ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?