ÖĞRETMEN NE İSTER?

24 Kasım günü geldiğinde, her cenahtan öğretmenlerle ilgili oldukça güzel ve etkili sözler duyuyoruz.
Öğretmen şöyledir, öğretmen böyledir, öyle kutsaldır, böyle fedakardır vs.
O veciz sözler aradan bir gün geçtikten sonra bir anda unutuluyor… Bir sonraki 24 Kasım'a kadar hatırlamak da mümkün olmuyor!..
Diğer günlerde öğretmene bakış açımız maalesef çok farklı… Ya da öğretmenden beklentimiz…
Yere göğe sığdıramadığımız “öğretmen balonunu” bir anda iğne ile patlatıyor; adeta “haddini bil, bu kadar övgü yeter” dercesine aşağılara çekiyoruz…
Ben, 24 Kasım haricindeki günlerde, öğretmene reva görülen bu davranış biçimini bir düğmeye benzetiyorum:
- Bazen çok büyük bir faciayı önlemek için,
- Bazen yüksek bir noktaya kolayca çıkabilmek için,
- Bazen ihtiyacımız olan enerjiyi anında üretebilmek için,
- Bazen uzun bir yolculuğu rahat ve hızlı bir şekilde tamamlamak için,
- Bazen çok uzaklara önemli bir mesajı anında gönderebilmek için, basit bir düğmeye basmak yetiyor…
Evet, görünüşte düğme çok basit bir nesne…
Ama kimse düğmenin ardındaki sistemi merak etmiyor!
O sıradan düğmenin, bu zor işi nasıl becerdiğine kafa yormuyor… Hikayesini merak etmiyor…
Ah o düğmenin dili olsa da bir konuşsa!
Öğretmen, işte o düğmenin hikayesidir!...
Size göre yaptığı iş çok basit görünen düğmenin…
Tetiklediği sistemi kurgulamak, sorunsuz çalışmasını sağlamak, istenen faydayı elde etmek için gecesini gündüzüne katan öğretmenin asıl hikayesi budur aslında…
Düğme çalışmadığında hatırlanır, horlanır, suçlanır, küçümsenir… Düğme çalıştığında ise, “canım ne olacak, basit bir düğme işte” muamelesi görür!...
Çünkü yönettiği, kurguladığı sistemin bütünü perde arkasındadır, görünmez. Görünen kısım, sadece küçücük bir düğmedir…
O yüzden düğmenin, kadir-kıymet bilenlerin anlatacaklarından başka bir hikayesi okunmaz!...
Kırılırsa değiştirilir, çöpe atılır!...
- Hayatta çok şey başardığını söyleyenler,
- İnanılmaz işler yaptığından bahsedenler,
- Yüksek yüksek makamlara kavuşanlar,
- Yokluktan varlığa ulaşanlar,
- İşleri güçleri tıkır tıkır yürüyenler…
Bunu kime borçlu olduklarını hatırlayamazlar…
Geldikleri yolu kimin çizdiğini, yeteneklerini nasıl açığa çıkardıklarını, içinden çıktıkları sistemi kimin kurguladığını merak bile etmezler!

Ha,
“Öğretmen ne ister?” sorusuna gelelim…
Ne para, ne pul, ne yardım…
Çektiği onca cefaya karşılık, sadece “VEFA”…
“Nasıl bir vefa?” diye soranlara da Başöğretmen cevap versin:
“Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet adını almak yeteneğini kazanamamıştır. Ona gelişigüzel bir kütle denir, millet denemez. Bir kütlenin millet olabilmesi için mutlaka eğitimcileri, öğretmenleri, olmalıdır. Onlardır ki, bir sosyal topluluğu gerçek millet haline koyarlar. Bizim milletimiz elbette dünyanın takdirlerini kazanmış bir sosyal heyettir. Fakat onu hak ettiği şeref derecesine ulaştıracak sizlersiniz. Millet, memleket, Cumhuriyet sizden yüksek hizmet beklemektedir. Siz harekete geçtikten sonradır ki en yüksek yeteneği uygulamaya geçirilmiş olacaktır…”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Bayram --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?