BALKANLARI NASIL KAYBETTİK? (3)

Tecrübeli bir komutan olan Mahmud Şevket Paşa'nın, İttihatçıların baskıları ile Harbiye Nâzırlığından alınması çok vahim bir hata olmuştur. Hâlbuki, ordunun donatımı için Mahmud Şevket Paşa çok büyük emek harcamıştı.
Mahmud Şevket Paşa'nın, İttihatçılar hakkında günlüğüne düştüğü şu notlar oldukça anlamlıdır: “İttihatçıların artık adam olamayacakları kanaati bende büsbütün teessüs etti. Bu kadar felâketler üzerine, hiç de akıl erdiremeyecekleri ve erdirmedikleri umûr-ı askeriyeye bile müdahaleden vazgeçmiyorlar idi ve memleketi bu suretle idare edebileceklerini zannediyorlardı” (Murat Bardakçı, “Enver Paşa”, s. 119)!

BALKAN HARBİ ÖNLENEBİLİRDİ!
İngiltere başta olmak üzere Avrupalı devletler bize, Balkanlarda ıslahat yapılması konusunda baskılar yapmaktaydılar. Aslında ıslahat adı altında yapılmak istenen, Türklerin yavaş yavaş Balkanlardan çekilmelerini sağlamaktı! Fakat yine de, II. Meşrutiyet'in ilânı ve Abdülhamid gibi tecrübeli bir padişahın tahttan indirilmesiyle yaşanan kaos nedeniyle, devlet toparlanana kadar Avrupalı devletlerle ıslahat müzakereleri sürdürülmeliydi. Ne yazık ki, İttihat ve Terakki Partisi ile Hürriyet ve İtilâf Partisi arasındaki çekişme nedeniyle bu yapılamadı!
Sultan Abdülhamid'in tecrübeli diplomatı Salih Münir Paşa, bu konuda şu çok önemli değerlendirmeyi yapmaktadır: “Hâl ve vaziyetin bize katiyen uygun olmaması nedeniyle, büyük devletlerin teklifini tereddütsüz kabul etmek yani, Balkanlılar ile kendimiz karşı karşıya gelmemek için ıslahat konusunda büyük devletlerle konuşup anlaşmak ehven-i şer olarak tercih edilmeli idi. Çünkü, Balkan devletleri, kendilerine tebliğ edilecek tekliflere karşı harp ilânı ile mukabele cüretinde bulunamazlardı. Vakıa, o vakit iktidar mevkiinde bulunan Hürriyet ve İtilâf Fırkası Kabinesi, başlangıçta bu devletlerin tekliflerini kabul cihetine gitmiş ve hattâ Hariciye Nâzırımız Noradukyan Efendi'nin içtihadına göre, güya, sulhperverliğimize delâlet edeceği kanaatiyle, hükümetimiz, muvazzaf kıtaatımızın haylisini terhis etmiş olduğu hâlde, İttihatçılar, İtilâf Kabinesi'ni düşürmek gayesiyle nümayişler yaparak ve 'Devletlerin teklifini reddetmeliyiz. Şan ve haysiyetimizi, millî namusumuzu muhafaza eylemeliyiz. İstiklâlimizi ve hukukumuzu ayaklar altına aldırtmamalıyız. Harbi göze almalıyız' diyerek, İstanbul gençliğini ve halkını heyecana verdiler (Bizim notumuz: 1877-78 Rus Harbi'nin de, Abdülhamid'in harbe karşı çıkmasına rağmen, Darbeci Paşaların İstanbul halkını nümayişlerle kışkırtmaları sonucu çıktığın hatırlatalım!). İtilâf Kabinesi bu nümayişlerden korktu ve kararından dönerek, büyük devletlerin elçilerine, 'Rumeli vilâyetlerinde hâl ve vaziyetin icabatına göre ıslahat yapılması lüzumu Bâbıâlice de kabul edilmektedir fakat bu ıslahatı, ecnebileri karıştırmayarak kendimiz icra edeceğiz' dediler. Bu cevabımız üzerine, harbe bahane arayan Balkan Devletleri, seferberliğimizi bitirmeye fırsat vermeden bize harp ilân ettiler (“Geçmiş Zamanlar”, s. 139)!

BİRİNCİ BALKAN HARBİ
Osmanlı Devleti'nin Trakya'da Doğu Ordusu (l. Ordu), Makedonya'da ise Batı Ordusu (2. Ordu) bulunmaktaydı. Bu orduların yaklaşık 500 bin kişi ile harbe katılmaları gerekirken, toplam mevcutları 290 bine düşmüştü. Balkan devletlerinin askerî kuvvetleri ise yaklaşık olarak 500 bin kişiydi. 8 Ekim 1912'de Karadağ, Osmanlı Devleti'ne harp ilân etti. Osmanlı Devleti, 16 Ekim'de Sırbistan ve Bulgaristan'a ve 18 Ekimde de Yunanistan'a harp ilân etti. Asker sayımızın azlığı ve ordunun kötü yönetimi sebebiyle, mevzî başarılar elde edilse de, Osmanlı orduları her cephede süratle geri çekilmek zorunda kaldılar. Şükrü Paşa'nın direnişini kırarak, Edirne'ye girmeyi başaramayan Bulgar ordusu, 13 Kasım 1912'de Çatalca mevzileri önlerine kadar ulaştılar.
Celâl Bayar, Balkan Harbi hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor: “O zamanki Osmanlı ordusunun ruh hâleti ve eldeki kuvvetler, taarruzdan ziyade müdafaayı gerektirdiği hâlde, Başkumandan Vekili Nâzım Paşa'nın emriyle hücuma geçildiğini, orduda emir ve kumandadaki kuvvet ve görüş noksanlığının, beceriksizliğin evvelâ ricate sonra bozguna sebep olduğunu söylemekte yerli, yabancı yorumcular birleşmektedirler” (“Ben de Yazdım”, Cilt I, s. 843).

SAVUNMADA KALSAYDIK BOZGUN YAŞANMAYACAKTI!
Celal Bayar'ın belirttiğine göre, Nâzım Paşa'nın karargâhında çalışan bir Alman subayının günlük notlarında özetle şunlar kayıtlıdır: “Asıl hata, yığınaklar tamamlanmadan önce taarruza geçilmesidir. Bu konuda Mahmud Muhtar Paşa, Nâzım Paşa'yı uyarmış fakat her ne bahasına olursa olsun ileri gitmek emri geri alınmamıştır! Mahmud Muhtar Paşa'nın emrindeki kuvvetler, ilkin kuzey sınırındaki Sarp dağ geçitlerinden, dört koldan ilerleyen üçüncü Bulgar ordusu ile karşılaşmıştı. Ekim ayının yirmi birinci günü, Bulgar ileri karakollarından ateş başladı. Ertesi günü Kırklareli'nin on kilometre kuzeyinde Erikler ve Eski Polaz'da şiddetli iki çarpışma oldu. Askerler tam başarı ile düşmana karşı koydular. Bulgar kurmay heyeti yayımladığı raporunda, 'Türklerin mevkilerinden tard edilemeyecek bir hâlde olduklarını' itiraf ediyordu. Muharebenin üçüncü günü, kuvvetlerimiz kahramanca dövüşüyor, mevkilerini koruyorlardı. Zayiat önemsizdi. Mahmud Muhtar Paşa bütün gün ileri hatlarda bulunmuş, memnun bir hâlde ve sükûnet içinde Kırklareli'ne dönerek, uykusuzluğunu gidermek için portatif karyolasına uzanmıştı. Ancak, akşamın saat onuna doğru, bir felâket baş gösterdi. Her şeyin yolunda gittiği bir sırada, Mısırlı Prens Aziz Paşa, kumandasındaki tümene bir gece muharebesi için emir verdi. Bu emri verirken, Aziz Paşa üst kumandanına danışmamış; gece muharebesine alışmamış bir askerle bu hareketin tehlikeli bir iş olduğunu düşünmemişti. Çok karanlık, çok fena bir havada iki tabur harekete geçti. Fırtına ve karanlık içine daldı. Tümenin geri kalan kuvveti ise tamamıyla ayakta bulunuyordu. Yolunu şaşırmış olan taburlardan biri diğerine rastladı ve her iki taraftan da ateş başladı! Kimse kimseyi tanımıyordu. Az sonra ayrı bir düzensizlik daha baş gösterdi. Erler geri çekilmeye başladılar. Bu sırada yola çıkarılmış olan bir tabur da bunlara uydu. O da yüz geri etti. İşte o andan sonradır ki, bir karışıklık başladı. Baruta ateş düşmüş gibi firar bir anda umuma sirayet etti. Bir süre sonra bütün Aziz Paşa tümeni Kırklareli sokaklarına yayıldı. Mahmud Muhtar Paşa derhal uyandırıldı, askerin önüne geçti. Durdurmaya çalıştı. Bağırdı, tehdit etti, yalvardı. Geri dönmezlerse yalnız başına kurmay heyeti ile düşmana karşı gideceğini söyledi… Sözleri fayda etmedi.
Bu karışıklık içinde Kolordunun kurmay heyetinden bir kısım, Kırklareli garına koştu. Burada ikinci bir faciaya yol açıldı. Harekete hazırlanmış bir katarın, imdat kuvveti getirmek üzere, subayları hemen Babaeski'ye götürmesi için makinist zorlandı. Gar memuru yolda bir trenin gelmekte olduğunu anlatmağa çalıştı, dinletemedi. Nihayet revolver tehdidi altında tren hareket etti. Fakat üç kilometre yol alır almaz tek hat üzerinde cephane taşıyan malzeme yüklü trenle çarpıştı! Gece yarısı yollara dökülen cephane sandıklarının, topların kaldırılması mümkün olamadı. Hepsi çamurlar içinde bırakıldı” (“Ben de Yazdım”, Cilt I, s. 851).
O vatan topraklarını işte böyle akıl almaz hatalar sebebiyle kaybettik!
Bulgar ordusu bize göre iki misli üstün kuvvete sahipti. Bu durumda, savunma savaşı yapılmalıydı. İttihatçıların, Mahmud Şevket Paşa'nın yerine ordunun başına getirdikleri tecrübesiz Harbiye Nâzırı Nâzım Paşa'nın taarruzda ısrar etmesi, ordumuzun dağılmasına ve Bulgarların Çatalca tahkimatına kadar gelmelerine sebep olmuştur. ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?