BALKANLARI NASIL KAYBETTİK? (2)

MEŞRUTİYETİN İLÂNI OTORİTE BOŞLUĞU YARATTI!
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Makedonya'da yarattığı şiddetin ulaştığı boyutlar nedeniyle, Sultan Abdülhamid'in 23 Temmuz 1908'de Anayasayı yeniden yürürlüğe koyarak, 2. defa Meşrutiyet yönetimine geçilmesiyle Sultan Abdülhamid'in otoritesi büyük ölçüde sarsılacak ve devlet tam bir kaosa sürüklenecektir. Bu tarihten sonraki beş yıl içinde yedi Sadrazam görev yapacaktır. Bu Sadrazamların isimleri ve görev süreleri aşağıdadır:
1.Said Paşa 22.7.1908- 6.08.1908
2.Kâmil Paşa 6.08.1908- 14.02.1908
3.H.Hilmi Paşa 14.02.1908- 13.04.1909
4.Tevfik Paşa 13.04.1909- 5.05.1909
5.H.Hilmi Paşa 5. 05.1909- 12.01. 1910
6.İ.Hakkı Paşa 12.01.1910- 29.09.1911
7.Said Paşa 4.10.1911- 17.07.1912
8.Ahmet Muhtar Paşa 22,07,1912- 29.10.1912
9.Kâmil Paşa 29.10.1912- 23.01. 1913
10.Mahmud Şevket Paşa 23.01.1913-11.06.1913
11. Said Halim Paşa 12.06.1913- 3.02.1917
Fevzi Paşa'ya (Mareşal Fevzi Çakmak) göre de, Balkan Harbi'nin kaybedilmesinin temel sebebi, devletin içine düşürüldüğü acizliktir. Balkan Harbi sırasında, Müşir Ali Rıza Paşa'nın kumandasında, Harekât Şubesinin başında olan Fevzi Paşa Cihat Baban'a, 'Balkan Harbi'nden evvel Osmanlı Ordusunun Balkanların en kuvvetli ordusu olduğunu; haber alma kötülüğü ve hükümetin gafleti yüzünden, Balkan Harbi'nin patlamasından pek kısa bir zaman evvel, 70.000 askerin terhis edilmesinin vahim bir hata olduğunu' söyler (“Politika Galerisi”, s. 86).

BALKAN DEVLETLERİ ANLAŞIYORLAR!
İttihatçılar Meşrutiyetin ilânı ve Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesiyle İmparatorluğu kurtarabileceklerini zannediyorlardı. Hâlbuki, Meşrutiyet hareketinin sebep olduğu kargaşa İmparatorluğun sonunu getirecektir!
Balkan devletlerinin hepsi de genişleme arzusundaydılar. Bulgaristan; Makedonya ve Kuzey Ege kıyılarını ele geçirerek büyük Bulgaristan'ı kurmak; Sırbistan, 14. yüzyıldaki Sırbistan Krallığının sınırlarına ulaşmak; Yunanistan ise Megali İdea'yı gerçekleştirmek peşindeydi. Sultan Abdülhamid'in en büyük tehdit olarak gördüğü Bulgarlara karşı, diğer Balkan Devletleriyle ittifak projesi, İttihatçıların gafleti nedeniyle gerçekleşmeyince, bu defa bu devletler, İngiltere'nin desteğiyle, kendi aralarında anlaşmayı başardılar!
İttihat ve Terakki Partisi'nin İzmir Kâtib-i Mesulü Celâl Bayar, bu konuda şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “13 Mart 1912'de yapılan Bulgar-Sırp antlaşmasıyla, her iki devlet, Osmanlı Devleti'nden alacakları topraklar konusunda anlaştılar. Bunu, 29 Mayıs 1912'teki, Bulgar-Yunan antlaşması takip etti (Ağustos 1912'de Bulgaristan ve Karadağ da Osmanlı'ya karşı anlaştılar). Ne yazık ki, Osmanlı Devleti, 31 Mart 1909 isyanı bahane edilerek, Sultan Abdülhamid'in tahttan uzaklaştırılmasından sonra, boyutları daha da artan bir kargaşa içine sürüklenmişti. Orduda disiplin anlayışı yok olmuştu. Devlet, Balkanlardaki gelişmeleri takip edecek ve önlemler alacak bir durumda değildi. Diğer taraftan, büyük devletlerin, 'Balkanlarda bir harp çıksa dahi statükonun değişmeyeceği' şeklindeki açıklamalarına güvenilerek, 70.000 asker terhis edilmişti. Hem de, Eylül 1912'de, Balkan Devletlerinin ittifakları meydana çıktığı hâlde” (“Celâl Bayar”, Ben de Yazdım”, Cilt I, s. 862)! Demek ki, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin gerçekleştirdiği II. Meşrutiyet Hareketi, devleti tam bir zaafa sürüklemiş! Bunu kim diyor? İttihatçı Celâl Bayar! Fakat bunu, geliniz de, günümüzün İttihatçı hayranlarına anlatınız!

MAHMUD ŞEVKET PAŞA İSTİFA ETTİRİLİYOR!
1909 yılındaki İttihat ve Terakki Partisi'nin Kongresinde Kolağası Mustafa Kemal'in yaptığı, 'askerin siyasetle ilişkisinin kesilmesi' teklifinin kabul edilmiş olmasına rağmen, karar tam olarak uygulamaya konulamamıştı. Bu da, orduda zaafa yol açıyordu. Nihayet, bu konu bir kanun tasarısı ile Meclis'e getirildi ve Meclis 1 Temmuz 1912'de bunu kabul etti. Fakat kanunun uygulanması bazı sorunlara sebep oldu. Celâl Bayar bu konuda da şu çok önemli bilgiyi veriyor: “Parti (İttihat ve Terakki), askerlerin siyasetle uğraşmalarının önlenmesine dair kanunun yeni bir
Harbiye Nâzırı tarafından uygulanmasını savunarak, Mahmud Şevket Paşa'nın istifasını istedi. Fakat gerçek bundan ibaret değildi. Mahmud Şevket Paşa'nın parti ileri gelenleri ile arası açılmıştı. Bu durum karşısında, Mahmud Şevket Paşa istifasını verdi. Ancak, iktidar partisinin başında bulunanların Harbiye Nâzırı olarak bir adayları henüz yoktu! Sadece, 'şimdiki gitsin, yenisini sonra düşünürüz' fikri hâkimdi. (…) Zavallı liderler, tutumlarıyla gözü kapalı, bindikleri dalı kesiyorlardı” (Celâl Bayar, “Ben de Yazdım”, Cilt I, s. 527)!
Ordunun içinde, İttihat ve Terakki Partisi'ne muhalefet olarak doğan Halaskâr Zabitan Grubu'nun Askerî Şura'ya gönderdiği ültimatom ve bunun üzerine Vekiller Heyetinin istifası, Padişahın 19 Temmuz 1912 tarihinde Orduya yayımladığı beyanname, Meclis'in tehdit ile istifaya davet edilmesi bütün dünyanın gözleri önünde cereyan ediyordu. Üstelik bütün bunlar, askerin siyasete karışmasını yasaklayan kanunun kabul edilmesinden hemen sonra gerçekleşiyordu!

NÂZIM PAŞA HARBİYE NÂZIRI OLUYOR!
İttihatçılar Harbiye Nâzırlığına Nâzım Paşa'yı getirirler. Nâzım Paşa, Abdülhamid tarafından ordudan kovulmuş bir komutandı. Abdülhamid'in sürgüne gönderdiği bir subay olması prestijini arttırmıştı! Tekrar orduya alınmış ve 2. Ordu Komutanlığına getirilmişti. İttihatçılar Nâzım Paşa'yı Ali Rıza Paşa'nın yerine Harbiye Nazırlığına getirmek istemişler; Abdülhamid, ilk önce buna karşı çıksa da, daha sonra ikna edilmiş ve Harbiye Nâzırı olmuştu!
Celâl Bayar Nâzım Paşa hakkında şu bilgileri vermektedir: “O, Muhtar Paşa Hükümetinin en yetkili üyesi olarak, Harbiye Nezareti'ne geçtikten sonra, en önemli yerlere (İstanbul Muhafızlığı, Merkez Komutanlığı gibi) kendi adamlarını veya kendisi ile işbirliği yapmış olan 'Halaskârların' (Halaskâr Zabitan) güvendikleri adamları geçirmekle kendi durumunu ayrıca sağlamlaştırmış ve her istediği anda, hükümet üzerinde kesin hâkimiyetini kullanabilecek bir duruma girmişti” (“Ben de Yazdım”, Cilt I, s. 866)!
Daha sonra Harbiye Nâzırı olacak olan Ahmet İzzet Paşa hatıralarında, “Nâzım Paşa'nın 2. Ordu Kumandanlığından ayrıldıktan ve çeşitli vazifelerde bulunduktan sonra, Başkumandanlık vekilliğini alması elim akıbetimizi gösteriyordu” demektedir!
Celâl Bayar'ın verdiği şu bilgi de Harbiye Nâzırı ve Başkomutan vekili Nâzım Paşa'nın komuta yetersizliğini ortaya koymaktadır: “Seferberlik kararının alındığı günlerde, Padişahın sarayında, Nâzım Paşa ile Başkâtibi Ali Fuad Türkgeldi arasında bir görüşme olmuştur. Başkâtip, Paşadan bu konuşma sırasında savaş plânlarının hazır olup olmadığını sormuştur. Paşa, 'Mahmud Şevket Paşa zamanında birtakım plânlar yapılmış. Getirip tetkik edeceğim' cevabını verir. Bunun üzerine Başkâtip, 'Anladım ki, harp plânlarını tetkik etmemiştir' demektedir!” ./…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Şefik Aydın - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeşilgiresun Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeşilgiresun Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeşilgiresun Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeşilgiresun Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Giresun Belediyesinin Çalışmalarından Memnun Musunuz?